Yıkıcı bir narenciye hastalığı ile savaş : HLB

Kaynak : https://www.wur.nl/en/longread/fight-against-devastating-citrus-disease

Yazar : Dr. Lina Russ

Çok yıkıcı bir bakteri hastalığı, dünya çapındaki portakal, limon ve mandarin yetiştiriciliğini tehdit ediyor. Narenciye bahçeleri harap olurken Wageningen araştırmacıları, bakterinin DNA’sını anlamaya çalışarak ağaçları kurtarmaya çalışıyor.

Florida’da araba  plakalarının merkezinde belirgin bir şekilde portakal meyvesi görülebilir. Bu eyalet, narenciye yetiştiriciliği ile ayrılamaz bir şekilde bağlantılıdır. Florida’da onbinlerce hektar tarım alanında portakal yetiştirilir ve 2021 yılı verilerine göre 30.000 çalışanı ve 7 milyar dolarlık değeri ile çok önemli bir sektördür.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde portakal ve diğer turunçgillerin yetiştiriciliği çökmüş durumda. 2006 yılı ile kıyaslandığında Florida’nın toplam üretimi %90 azalmış durumda. Hüzünlü bir genç çiftçi, yerel bir televizyon kanalına verdiği röportajda “Geçtiğimiz birkaç yıl içinde; yılda 150 milyon kutu portakaldan 10 milyon kutuya düştük. Buradan her geçtiğimde, terk edilmiş başka bir meyve bahçesi görüyorum.” diye de ekledi.

Narenciye üretimindeki düşüş tek bir sebebe bağlı değil, ama en büyük sebep, “Citrus greening disease” denen HLB hastalığı.

Bahçenizde HLB gördüğünüz zaman, verimde %70 ile %80 arasında verim kaybı bekleyebilirsiniz.

Jan van der Wolf


Jan van der Wolf ; HLB konusunda Wageningen’de 2020 yılından, emekli olduğu Nisan 2025 yılına kadar çalışmış bir bakteriyologdur. Kendisi ve ekibi, bu narenciye hastalığının ardındaki bakteriyi daha iyi anlamayı hedefliyor.

Yellow dragon – 黃龍 – Sarı Ejderha

HLB, Çincede “Sarı Ejderha hastalığı” anlamına gelen  huánglóngbìng kelimesinin kısaltmasıdır. Çinli çiftçiler, bu hastalık ile 19.yy’da karşılaştı. Çin, şu ana kadar 100 milyondan fazla enfekte narenciye ağacını imha etti; Brezilya’da ise 56 milyondan fazlası kesildi. Van der Wolf ve arkadaşları, hastalıktan çok kötü etkilenmiş olan Etiyopya’daki meslektaşları ile ortak çalışmalar yürütüyor. HLB henüz Avrupa’da görülmemiş olabilir ancak Güney Avrupadaki ciddi narenciye üreticisi olan İspanya ve İtalya’da ciddi bir endişe olduğunu söyleyebiliriz.1  

“HLB hastalığının simptomlarının görünmesi yıllar sürebilir.”

Continue reading “Yıkıcı bir narenciye hastalığı ile savaş : HLB”

Mikoriza

Mikoriza nedir?

Mikoriza tanımı; Fungusların, bitki kökleri ile kurdukları simbiyotik yaşam biçiminin genel adıdır. Yani “mikoriza” taksonomik bir birim değil, bir yaşam biçiminin adıdır. Yeryüzündeki bitki yaşamının ve ekosistemlerin varlığı için mikorizalar hayatidir. Yüksek bitkilerin %70 ila %90’ı mikorizal ilişkiden yararlanır.

Dünyadaki neredeyse tüm bitkiler mikorizal mantarlarla simbiyoz oluşturur. Bu mantarlar gezegenin evrim tarihini değiştirmiştir.

Bu ilişkiler, 475 milyon yıldan fazla bir süredir yeryüzündeki yaşamı şekillendirmiştir.

Bu karşılıklı yarar sağlayan ilişki olmasaydı, ne Mikorizal funguslar ne de bitkiler tarım yapılmayan birçok ortamda hayatta kalamazlardı.

Mikoriza neden önemlidir?

Toprak, dünyadaki en karmaşık ekosistemlerden biridir, ve mikorizal funguslar hayatta kalmak için besin maddesi “alışverişi” (trade) yapmak zorundadır. Hayvanlar hangi besin maddelerine ihtiyaçları olduğunun tespit ve eksikliklerin ifasında merkezi sinir sistemlerini karar alıcı olarak kullanırlar, ancak mikorizal sistemler bu alışverişi bir merkezi beyine ihtiyaç duymayacak şekilde evrilmişlerdir.

Bitkilerin iyi büyümesi için, her bir bitkinin türüne ve büyüme aşamasına bağlı olarak çeşitli miktarlarda çok çeşitli besin maddelerine ihtiyaç vardır. Topraktan alınan üç temel besin maddesi genellikle azot, fosfor ve potasyumdur. Çoğu bahçe toprağı, sağlıklı bitki büyümesini desteklemek için yeterli miktarda bu besin maddelerini içerir. Mikorizalar, kök sisteminin uzantıları olarak işlev görerek bitkinin emilim alanını büyük ölçüde artırır.

Fosfor, doğal topraklarda genellikle çok az bulunur. Fosfor çözünmez formlarda bulunduğunda, bir bitkinin fosfor ihtiyacını kendi başına karşılaması için geniş bir kök sistemi gerekir. Bu nedenle, mikorizaların tarım yapılmayan topraklarda bu elementi toplamada çok önemli olduğu düşünülmektedir.

Fosfor bakımından zengin gübreler, ekili topraklarda yaygın olarak kullanılır ve bu faaliyetin gerekliliğini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda mikorizaları da bastırdığı düşünülür. Bu nedenle, mikorizal mantarlarla birlikte fosfor bakımından zengin gübreler kullanmamak en iyisidir.

Continue reading “Mikoriza”

Kısıntılı Sulama (Limited irrigation)

Amaç : Bu yazının amacı tarım profesyoneli olmayan okuyucuda “sulama” konusunun ne kadar derin, ne kadar önemli olduğu fikrinin oluşturulması ile birlikte kısıntılı sulama kavramının tanıtılmasıdır. Çünkü “sulama” sadece bir “kelime” değil, oldukça karmaşık bir optimizasyon ve mühendislik uygulamasıdır.

Photo by Photo By: Kaboompics.com on Pexels.com

Çiftçi, diğer müteşebbisler gibi -sadece- kar maksimizasyonuna çalışan bir profesyonel değildir. Çiftçi; toprağını, iklimini, bitkisini iyi tanımak ve yaptığı insan besleme faaliyetini sürdürülebilir yapmak zorundadır, çünkü kullandığı kaynaklar kısıtlıdır ve yapacağı yanlış uygulamalar pratikte bu kaynakların geri dönüşsüz biçimde hepimiz tarafından kaybedilmesi ile sonuçlanır.

Bu yazımızda, şimdiki adıyla Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Türkiye’de Yetiştirilen Kültür Bitkileri İçin Kısıntılı Sulama Rehberi adlı eserin kısa ama gerekli bir tanıtımını yapacağız.

Tanım : Kısıntılı sulama, farklı düzeylerde su eksikliği ve bitki veriminin azalmasına izin verilerek yapılan bir optimizasyon yaklaşımıdır. Sulamada kullanılan birim m³ suyun sağladığı verim artışı, getirdiği net gelir ve çevresel etkilerinin de bilimsel olarak her yöre ve bitki için bilinmesi zorunludur.

Bitki fizyolojisini bilmek

Kısıntılı sulama yapabilmek için bitkilerin fizyolojik dönemlerini bilmek gerekir.

  1. Çimlenme ve Fide dönemi : Tohum su alıp şişer, enzimler aktive olur, kök ve sürgün çıkışı gerçekleşir. Çimlenme döneminde su kritiktir, kısıtlama yapılamaz.
  2. Vejetatif büyüme dönemi : Bu dönem yaprak gövde ve kök gelişiminin gerçekleştiği dönemdir. Yaprak alanı genişler, fotosentez kapasitesi artar, kökler toprakta gelişip yayılır. Bu dönemde su çok önemli olsa da erken vejetatif dönemde su stresi çoğu bitki için telafi edilebilirdir. Ancak su miktarı çok az tutulursa kök gelişimi sınırlanır.
  3. Tomurcuklanma ve Çiçeklenme : Bitkiler bu aşamada generatif organ geliştirirler. Çiçek tomurcukları açılır, polenler oluşur. Bu dönemdeki bir su eksikliği çok yüksek verim kayıplarına yol açar, su kısıntısı kesinlikle tavsiye edilmez. Tomurcuklanma ve çiçeklenme evresindeki su eksikliği sonucu çiçeklenme senkronu bozulur, çiçek dökülmesi artar, polen canlılığı düşer.
  4. Meyve tutumu / Dane bağlama dönemi : Bu dönemde döllenme sonrası meyve veya dane embriyosu oluşur. Tahmin edebileceğiniz üzere bu dönemde su kısıntısına gidilmez.
  5. Meyve / Dane gelişimi : Fotosentez ürünleri depo edilir, meyve irileşir. Su, hem fotosentez hem de besin taşınımı için gereklidir. Üzüm ve Domates gibi bazı ürünlere kısıntı yapılabilir, hatta yapılması tavsiye edilebilir. Ancak genel olarak yine kısıntı önerilmez.
  6. Olgunlaşma ve Hasada yaklaşma : Bu aşamada bitkinin su ihtiyacı azalır, depolanan ürün olgunlaşır. Bu dönemde aşırı sulama kalite düşüşüne yol açar. Uygun bir su kısıntısı tavsiye edilir.

Genel olarak vejetatif büyüme dönemi sonları (generatife geçmeden önce) ve hasada yakın dönemlerde yapılabilecek su kısıntıları verimde ciddi kayıplara yol açmadan mahsül eldesine yardımcı olabilir.

Kuraklık sorununun çözümü elbette sadece kısıntılı sulama ile bulunamaz. Bölge uygun ürün ve çeşitler yetiştirmek, kuraklığa dayanıklı, daha az su isteyen çeşitler yetiştirmek, topraktaki suyu koruyabilmek ve yağmur suyu hasadı gibi ihmal edilen su kaynaklarının değerlendirilmesi de önemlidir.

Continue reading “Kısıntılı Sulama (Limited irrigation)”

Kültürel Mücadele

Nedir?

Bitki koruma disiplininde bitkileri hastalıklara, zararlılara, abiyotik etkenlere ve yabancı otların yol açacağı zararlara karşı korumak için çeşitli yöntemler vardır. Bunlar şunlardır;

Fiziksel mücadele, Mekanik mücadele, Kültürel mücadele, Biyolojik mücadele, Biyoteknik mücadele ve kesinlikle en son ve dikkatli kullanılması gereken Kimyasal mücadeledir. Günümüzde “Entegre Mücadele (IPM) tabir edilen kombine bir yöntem benimsenmiştir. Bu yazımızda Kültürel mücadelenin ne olduğu, gerek amatör gerek profesyonel çiftçiler tarafından nasıl kullanılabileceği üzerinde duracağız.

Kültürel mücadele adeta bir koruyucu halk hekimliği gibi, zararlı-hastalık-yabancı ot ortaya çıkmadan önce alınan tedbirleri içeren; insana ve doğaya en az zarar veren yöntemlerden biridir. Peki bu yöntemler nelerdir? Tohum ve yer seçimi, ekim ve dikim zamanı ile şekli, bakım, besleme, hasat ve muhafaza koşullarının hastalık ve zararlı baskısını en aza indirecek şekilde ayarlanmasını sağlayan yöntemlerdir.

Neden Önemlidir?

Kültürel mücadele, çevre ve insan sağlığı üzerinde en az risk oluşturan zirai mücadele yöntemlerinden biridir. Sürdürülebilir tarım için bitkisel üretimde entegre mücadelenin yaygınlaştırılması ve hatalı kimyasal kullanımdan kaynaklanan kalıntı sorununun önlenmesi açısından büyük önem taşır. Ayrıca, bitki sağlığı çalışmalarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve ülkemizin köklü tarım kültürünü canlı tutmak için gereklidir. Yeterli, sağlıklı ve sürdürülebilir bitkisel üretim gerçekleştirmek için hastalık, zararlı ve yabancı otlardan kaynaklanan risklerin başarılı bir şekilde yönetilmesi kültürel mücadele ile mümkün olmaktadır.

Genel öneriler

Tohum ve Yer Seçimi: İlk ve en önemli yöntemdir. Uygun iklimde, uygun toprağa, uygun zamanda, bölgede sık görülebilen hastalık, zararlı ve yabancı otlara dayanıklı çeşit yetiştirmekle başlanır. Ayrıca temiz tohumluk kullanmak, yabancı ot tohumlarının tarlaya bulaşmasını engeller.

Continue reading “Kültürel Mücadele”

Bir Protein Kaynağı Olarak: Domates Yaprağı

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-home/extracting-protein-from-tomato-leaves-promising-but-still-not-that-simple.htm

Yazar : Prof. Dr. İr. Luisa Trindade

Domates yaprakları ilginç bir şekilde %27 gibi çok yüksek bir oranda proteine sahiptir. Bu da domates yapraklarını ilginç bir protein kaynağı yapıyor, hele de bitkisel proteinlere olan talep artmışken. Marietheres Kleuter tarafından yapılan bir doktora çalışması gösterdi ki, domates yapraklarının değerli bir hammaddeye dönüşmesi için hala aşması gereken engeller var.

Doktorant Kleuter ” Domatesteki proteinin büyük çoğunluğu Rubisco, Rubisco bitkinin havadaki CO2’i tutabilmesini sağlayan önemli bir fotosentez enzimi. Teoride bu proteini tofu gibi bir yemeğe dönüştürebilirsiniz. Ancak proteini ekstrakte ederken, klorofil sebebiyle proteinin rengi yeşil kaldı ve insanların yeşil renkli bir proteine hazır olmadığını düşünüyorum, ama shake tarzı içeceklerde ya da besin takviyesi olarak kullanılırsa renk daha az sorun olur.”

Yapraklardaki hücre duvarları fiziksel bariyer oluşturarak proteinin çıkarılmasını zorlaştırır. Yapraklar yaşlandıkça hücre duvarlarının bileşimi de değişir, bu da yapraklardan elde edilecek protein verimini azaltıyor.

Kleuter

Yapraklar yaşlandıkça protein yapıdaki Rubisco enzimi yıkıma uğrar, Kleuter’in çalışmasında bu yıkımdan sorumlu iki gen susturuldu (turned off) ve protein yıkımı neredeyse yetişme periyodunun sonuna kadar duraklatıldı.

Kleuter’in araştırması, Wageningen Üniversitesi ve Araştırma bünyesinde yeni bitkisel protein kaynakları bulmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı çalışmalarla bağlantılıdır. Bu tür protein bitkileri, küresel nüfusun artmaya devam etmesi ve mevcut hayvansal protein kullanımının sürdürülebilir olmaması nedeniyle hayati önem taşımaktadır.

Continue reading “Bir Protein Kaynağı Olarak: Domates Yaprağı”

Doğru mu duydum, Hücresel Tarım mı?

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-home/next-gen-businesses-produce-meat-without-animals-and-fish-without-a-catch.htm

Yazar: dr.ir. E (Etske) Bijl

Hayvanlar olmadan Et, İnekler olmadan Süt, Balıkçılık olmadan Balık eti; işte WUR ve WUR’a bağlı işletmelerin hedefi. Bu hedef “Hücresel Tarım” ya da “Hassas Fermentasyon” olarak adlandırılıyor.

“Grow Meat Not Animals” sloganı ile faaliyete geçen şirket “kültür et” olarak da adlandırılabilecek laboratuvar ortamında et üretiyor.

2022 yılında kurulan RESPECTfarms firması; sığır kök hücreleri ve bitki bazlı besi ortamı kullanarak kas dokusu geliştiriyor. Sonra bu kas dokusu 3D yazıcı kullanılarak “et”e dönüştürülüyor. Hayvan hücresi geliştirmekte oldukça bilgili olan firma yatırımcı arayışında. Firmanın hedefi yıllık 100 ton et.

RespectFarms tarafından biyoreaktörlerde üretilen et, doğal yolla üretilene göre %95 daha az alana, %78 daha az suya ihtiyaç duyarken %93 daha az çevre kirliliği ve %92 daha düşük sera gazı salınımına yol açıyor. Bu yöntem global olarak artan et talebini karşılayabilmemizi sağlarken aynı anda çevreye daha az zarar vermemize de yarıyor.

Yine aynı şekilde 2022 yılında kurulan  Upstream Foods firması da balık eti üretiyor. Buradaki fark firmanın kök hücrelerden “kas hücresi” yerine “yağ hücresi” çoğaltması, çünkü balığa tadını veren yağ hücreleridir.

Pek çok tüketici bitkisel etlerin tadından hoşlanmıyor, çünkü etlere tadını veren bileşenlerin en önemlisi hayvansal yağlardır.

Hücresel Tarım

Yukarıda saydığımız örnekler dışında “Hücresel tarım” çalışmalarının çoğu henüz sanayileşmeye hazır değil. Inekler olmadan Laktoprotein üretimi laboratuvar çalışmaları hala devam ediyor. Wageningen araştırmacısı Etske Bijl’in başında olduğu ekip bir NWO (Dutch Research Council) projesinde mikroorganizma kökenli Kazein (süt proteini) üretimi üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

Hayvansal protein ikamesi olan bitki kökenli ürünlerde temel problemlerden biri şu; bitkisel proteinler hayvansal proteinlere kıyasla oldukça küçükler. Kazein molekülü çok büyüktür ve kalsiyum mineralini bağlayabilir. Bu sebeple Bijl’in çalışmasından umudu yüksek.

Kök hücreden Ete

kaynak :https://captivatebio.com/cellular-agriculture/

1- Canlı hayvandan doku alınır

2- Kök hücreler dokudan ayıklanır.

3- Kök hücreler uygun besiyerinde çoğaltılır

4- Kök hücreleri kas lifleri ve başka katkı maddeleri ile “et”e dönüştürülmek üzere çoğaltılır.

5- Nihayet et tüketime hazır.

One response to “Doğru mu duydum, Hücresel Tarım mı?”

  1. Cansu Avatar
    Cansu

    Ben bu etten yiyebilecegimi sanmıyorum.

    Liked by 1 person

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2025 yılı Ocak ayı Meteorolojik Kuraklık Durumu

Kaynak : Meteoroloji Genel Müdürlüğü

Orta vade SPI verileri ile su kaynakları ve baraj doluluk oranlarına ilişkin bir fikir sahibi olunabilir.

Tekirdağ, Kahramanmaraş ve Afyonkarahisar illerimizdeki olağanüstü kurak alanlar dikkat çekiyor. Yurdumuzun genelinde Orta kurak bir yağış rejiminin hüküm sürdüğünü söylemek mümkün.

Uzun vadeli SPI verileri ile Hidrolojik kuraklık hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Yine Kahramanmaraş ve Edirne-Tekirdağ bölgesi olağanüstü kurak olarak dikkatleri çekerken Antalya – Muğla hattında Şiddetli ve Çok şiddetli kurak bölgeler dikkat çekiyor. Mardin – Batman hattında da orta kurak bölge görülebilir.

Kuraklık verilerine ilişkin daha ayrıntılı bilgiyi Türkiye Kuraklık Projeksiyonu sayfamızdan edinebilirsiniz.

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Yavaş yavaş gelen kabus : AntiFungal dayanıklılık pandemisi

Pestisitlerin her çeşidine yönelik dayanıklılık gelişimi zaten gündemdeyken, yapılan çalışmalar bazı insan patojeni fungusların, tarımsal amaçlı fungisitler ile münasebetleri sonucu insan tedavisinde kullanılan fungisitlere direnç geliştirdiğini gösterdi.

Aşağıda Yazar Danielle Gerhard’ın Tıbbi Mikolog Ferry Hagen ile röportajından kısa bir kesit bulacaksınız. Telif hakları sebebi ile çevireceğimiz makalelerin sadece bir kısmını yayımlayabiliyoruz.


Kaynak: https://www.the-scientist.com/the-silent-pandemic-of-antifungal-resistance-72337

Yazar : Danielle Gerhard, PhD

Dünya antibiyotiğe dirençli bakterilerle boğuşurken başka bir sinsi tehdit yavaş yavaş yaklaşıyor; ilaçlara dirençli funguslar!

Candida auris ve Aspergillus fumigatus gibi funguslarda gelişen antifungal dayanıklılık, tedavisi zor enfeksiyonlara yol açarken Dünya sağlık Örgütü’nün hazırladığı Fungal Priority Pathogen List1 adlı sınıflandırmada onları “Kritik” sınıfına sokuyor.

Antibiyotiğe dayanıklı bakteriler hakkındaki çalışmalar halihazırda hem yüksek araştırma bütçelerine ulaşmış hem de toplumun dikkatini çekmeyi başarmışken uzmanlar hızla gelişen antifungal dayanıklılık hakkında uyarıyorlar.

Westerdijk Fungal Biodiversity Institute Tıbbi Mikologlarından Ferry Hagen ile hem konunun kamu tarafından daha çok bilinmesi hem de tanı ve tedavi hakkında konuştuk

SORU : Neden antifungal dayanıklılığa “Sessiz pandemi” demeyi tercih ediyorsunuz?*

Antibiyotik dirençli bakteriler toplumda yaygın bir şekilde bilinip konuşulurken antifungal dayanıklılık aynı dikkati çekebilmiş değil2. Diğer bir sebep de fungisitlere dirençli fungus suşları, dirençli bakteri suşlarına göre çok yavaş yayılırlar. Örneğin 20 yıl önce antifungal dirençli A.fumigatus suşları çok nadir görülürken, Hollanda’da izole edilen A.fumigatus suşlarının %15’i artık 3 antifungal sınıfından birine dirençlidir. Hatta 2 antifungal sınıfa dirençlilik de mevcuttur.

SORU :Yeni antifungal ilaçlar geliştirmeyi zor kılan nedir?

İnsan ve Fungus hücresindeki benzerlikler sebebi ile fungus hücresine zarar verip insan hücresine zarar vermeyen bileşikler bulmak çok zor bir iştir. Buna ek olarak yeni fungisit geliştirme süreci 10 ila 15 yıl sürmektedir. Ancak ilaç geliştirme süresi içinde birçok mantar türü benzer molekülleri hedef alan tarımsal fungisitlere maruz kalacağı için zaten direnç geliştirmiş olacaktır. 3

Tarımsal fungisit ipflufenoquin’e karşı in vitro direnç geliştiren Aspergillus fumigatus suşları olorofim’e de dirençlidir

Bu kısa ama etkili olduğunu düşündüğüm yazı sonunda önümüzdeki yıllarda bitki patojeni funguslara karşı elimizdeki “silah”ların çok yakın bir gelecekten başlayarak azalacağını, bazı hastalıklara karşı tamamen kimyasal çözümden yoksun olacağımızı tahmin etmek zor değil. Entegre zararlı yönetimi gittikçe daha da önem kazanacak, özellikle fungal bitki hastalıklarının epidemiyolojisinin çok iyi öğrenilmesi elzem hale gelecektir.

  • Burada yazar; Rachel Carson’un meşhur “Silent Spring” kitabına gönderme yapıyor

Kaynaklar

  1. WHO. Geneva: World Health Organization; 2022
  2. van Rhijn N, et al. Lancet. 2024;404(10457):1017-1018.
  3. van Rhijn N, et al. Nat Microbiol. 2024;9(1):29-34.

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Narda (Punica granatum) Alternariosis ve diğer Fungal hastalıklar

Punicia granatumda fungal hastalıklar hasat sonrası kayıpların başlıca sorumlusudurlar. Punicia granatumdaki fungal hastalıkların çoğu bitkiye çiçeklenme döneminde bulaşıp, meyve olgunlaşana kadar belirti vermeden (latent) kalır. Diğer fungal hastalıklar da meyve hasat edilirken ya da hasat sonrası zararlandığı zaman bulaşır.

Punicia granatum‘un yaygın fungal hastalıkları Botrytis spp. tarafından yapılan Gri küf ve Penicillium tarafından yapılan Mavi küf hastalıklarıdır. Heart Rot ve Black Spot Alternaria alternata tarafından, Antraknoz ise Colletotrichum türlerine ve Coniella çürümesi de Coniella granati ye atfedilebilir.


Bu yazımızda temel olarak incelediğimiz Heart Rot hastalığının nasıl bulaştığını ve geliştiğini anlamak için Nar’ın gelişimini incelememiz gereklidir.

Heart Rot

Punicia granatumda hem hermafrodit hem erkek çiçekler aynı ağaçtadır. Erkek çiçekler bisexual olanlardan daha önce çiçek açarlar, ve böcekleri çekerler bu şekilde çiçeklerin kendi kendilerince döllenmesini azaltıp genetik çeşitliliği arttırır. Erkek çiçekte anter iyi gelişmiş olup, dişi organ gelişmemiştir, erkek çiçekler, hermafrodit çiçeklere göre daha küçüktür, Calyx çan şeklinde olup ovaryum V şeklindedir.

ilk resimde erkek çiçek görülmektedir, erkek çiçek meyve oluşturamaz. İkinci resimde Punicia granatumda görülen 3 çeşit çiçek görülmekte. Biseksüel çiçek meyve oluştururken, intermediate çiçekler daha az görülmekte olup bazen meyve oluşturabilirler.

Punica granatumun temel hastalıklarından biri Alternaria alternata tarafından yapılan Black Heart ya da Heart Rot adı verilen hastalıktır.

Soldaki resimde Alternaria alternatanın petrideki gelişimi görülürken, sağda konidileri mikroskop altında görülmektedir.

Heart Rot’un dışarıdan tespiti zordur, ve bu sebeple gıdanın işlendiği yerlerin kontaminasyonuna sebebiyet verebilir.

Solda dışarıdan sağlam gibi görünen Nar meyvesini görüyoruz, oysa meyvenin için küf tarafından çürütülmüştür.


Heart Rot hastalığı çiçeklenme ve erken meyve gelişimi dönemlerinde meyve bahçesinden, çoğunlukla yağmurdan sonra bulaşır. Narın Alternaria spp. tarafından enfeksiyonu, çiçeklenmeden hasat dönemine kadar seri inokülasyonlar kullanarak optimum enfeksiyon dönemini belirleyen Michailides ve arkadaşlarına (2008) göre çoğunlukla anter açılma aşamasında (açık çiçek) gerçekleşmektedir.

Çeşide bağlı olarak döllenmeden 5-8 hafta sonrası oluşan meyveye balausta adı verilir ve Bu daneli ve etli meyvenin en önemli morfolojik özelliği, fungus yerleşimi ve büyümesi için en uygun ekolojik nişi oluşturan kalın çiçek kaliksinin kalıntılarının kalıcılığıdır. Buna ek olarak, nekrotik stamenlerin (erkek organ) kalıcılığı, özellikle yara fungusları için ikincil kaynak görevi görür

Enfekte meyvenin sert kösele gibi kabuğu sağlıklı görünür ve sağlam kalırken, meyvenin iç çekirdeği kaliks ucundan başlayarak kısmen veya tamamen çürümüştür. Etkilenen meyve hafif anormal bir görünüm sergileyebilir. Kabuk rengi biraz daha açıktır ya da çürüme sebebi ile meyve daha hafif olabilir.

Bazı meyvelerde miseller alt lokuluslara da ulaşabilir. Sonra çok az sayıdaki meyvede miselyum tünel boyunca yürür ve alt loculusa ulaşır ve meyve olgunlaşana kadar yaklaşık üç ila dört ay boyunca latent kalabilir (Ezra ve ark., 2015b). Danelerde ilk hastalık gelişimi kahverengi yumuşak çürüklük ile belirgindir ve fungus büyüdükçe bu siyah ve kuru hale gelir. Patojen, meyve gelişimi ile birlikte içten içe yayılır ve sonuçta dane çürümesine neden olur (Zhang ve Mccarthy, 2012)

Heart Rot, hasat öncesi herhangi bir yöntem ile tedavi edilemez. Hastalığın yönetimi için bahçelerin sanitasyonu ve fungisit uygulaması tavsiye edilebilir.

A: Meyvede hastalığın yayılmasına olanak sağlayan baştan aşağı kadar uzanan “tünel”

B: Erkek organda görülen nekroz, bu nekroz hastalık için sürekli bir inokulasyon kaynağı da olabilir, bütün enfekte meyvelerde görülmez.

C: Enfeksiyonun erken döneminde renk değişimi dokuda görülebiliyor.

Alternaria meyve lekesi

Alternaria meyve lekesi adı verilen hastalık A.alternata tarafından yapılır. Meyve ve yapraklar üzerinde siyah lekeler görünür. Simptomlar meyve yüzeyinde sınırlıdır, meyve içine nüfuz etmez.

Aspergillus fruit rot

Aspergillus meyve çürüklüğü ya da iç çürüklüğü Aspergillus spp tarafından yapılır. A. alternata gibi meyve içinde çürüklük yapar ancak Heart Rot’tan farklı olarak meyve dışında da simptom gözlenir. Aspergillus niger ve Aspergillus flavus başlıca çürüklük yapan türler olmakla birlikte başka Aspergillus türleri de iç çürüklüğü yapabilirler.

A ve B aspergillus kaynaklı çürüme, heart rot olarak sayılmaz C ve D Alternaria alternata tarafından yapılmıştır. Dışarıdan meyvede simptom görülmez. Meyveler ve inner lamelada kahverengi (yumuşak) ve siyah (kuru) çürüklükler görülür.

Crown Rot

Botrytis cinera tarafından yapılır, Botrytis taç çürüklüğü denir. Ambalajlanmış haldeyken birbirine bitişik meyveler arasında bulaşabilir. Botrytis cinera gri küfler oluşturur.

Coniella Rot

Conielle çürümesi Coniella granati tarafından yapılır. Meyve dışında yağlı bir görümüm vardır. Meyve içinde yumuşak bir çürüklüğe yol açar.

Penicillium fruit rot

Genellikle Penicillium digitatum ve Penicillium italicum tarafından oluşturulur. Hasat sırasında ve sonrasında yaralanmış meyvelerde görülür.

Rhizopus fruit rot

Siyah ekmek küfü olarak da bilinen Rhizopus spp. tarafından oluşturulur. Bu saprofit fungus, ölü dokular, hasarlı dokular üzerinde ve meyve çok fazla olgunlaştığında sıcaklık ve nem uygunken gelişir.

Pomegranate anthracnose

Nar antraknozu Colletotrichum acutatum tarafından oluşturulur, başta meyve üzerinde suya benzer lekeler oluşur, sonra bu lekeler büyür, kahverengilerişir meyvenin hem kabuğunda hem içinde hasar oluşturabilir.

Alternaria alternata tarafından yapılan Alternaria iç çürüklüğünü (Heart Rot) diğer fungal hastalıklardan ayıran özelliği hastalığın meyve kabuğunda simptom vermemesidir. Ayrıca koşullara göre çok hızlı da gelişebildiğinden erken safhada tespiti çok zordur.

Önlemler

Bahçecilikte; düzensizliklerin kontrolü, dayanıklılığın arttırılması ve sağlıklı meyve üretiminin gerçekleştirilmesi uzun süreli depolama için kilit noktadır. Sulamanın düzenli yapılması, doğru ve zamanında gübreleme yanında en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan biri yaprak uygulamaları arasında Kalsiyum gübrelemesidir. Kalsiyum; fizyolojik direnci ve hücre zarı stabilizasyonunu indükler, ürünlerin daha kaliteli olmasını sağlayarak hasat sonrası depolamayı destekler. Ayrıca çiçeklenme aşamasında ve çiçeklenmeden 1 ay sonra yapıldığında meyve çatlamasını da engeller.

Aslında, azot ve kalsiyum hastalıkların önlenmesi için anahtar kimyasal elementlerdir; ayrıca budama uygulamaları da bozukluk ve hastalık gelişimini etkileyebilir. Dünyanın bazı bölgelerinde, çoklu gövde yöntemi narlar için geleneksel yetiştirme uygulamasıdır, üç ila beş ana gövde geliştirilir ve dallar açık vazo budanır. Bu, yıldan yıla dal bakımını destekler ve hastalıklı bir dalın değiştirilmesine olanak tanır.

Tek gövde yöntemi, 30 cm yüksekliğe kadar tek bir gövde sağlar, daha sonra üç veya dört ana dala ayrılır; bu şekilde vazo şeklinin daha iyi korunması ve nar versiyonu için temel olan yeterli ışık penetrasyonu sağlanır.


YARARLANILAN KAYNAKLAR

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.