Muzda Fusarium (TR4) ve Siyah Sigatoka hastalıklarına dayanıklı ırk çeşit geliştirildi

Yazar : Wageningen News

Kaynak : Wageningen News

WUR da çalışan profesör Gert Kama Yelloway One adını verdiği ve Muz yetiştiriciliğinde büyük bir atılım olan yeni hibriti hakkında;

Geleneksel ıslahın bu hastalıklara karşı dirençli bitkiler geliştirmemize yardımcı olabileceğini biliyorduk. Şimdi bunu kanıtladık ve daha da önemlisi, en yeni genetik araçları kullanarak bunu diğerlerinden çok daha hızlı yapabileceğimizi gösterdik. Bu gelişme muz yetiştiriciliğinin geleceği için büyük bir önem taşıyor

Prof. dr. Gert Kema

Çığır açıcı bu gelişme Chiquita, Keygene, MusaRadix ve Wageningen University&Research işbirliği ile başarıldı.

Yelloway One’ın geliştirilmesi küresel muz yetiştiriciliği için kritik bir zamana denk geliyor. TR4 ve Siyah Sigatoka, son yıllarda önemli hasara yol açarak yüz milyonlarca dolar değerinde kayba neden oldu. Şimdiye kadar bu hastalıklara dayanıklı bir muz çeşidinin bulunmaması, çiftçiler ve muz sektörü üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştur. Yelloway One geleneksel ıslah tekniklerinin bir ürünüdür. Her iki hastalık da muz endüstrisi için, özellikle de yaygın olarak ihraç edilen Cavendish muzu için uzun süredir tehdit oluşturmaktadır.

UF/IFAS ARAŞTIRMACILARI TOPRAKTAN NİKELİN BİTKİLER ARACILIĞIYLA ÇIKARILABİLMESİ İÇİN ÇALIŞIYOR

Kaynak : https://blogs.ifas.ufl.edu/research/2024/09/06/extracting-nickel-through-plants/

Yazar : Hope Miller

UF/IFAS1 araştırmacılarından bir ekip phytomining2 adı verilen; bitkiler aracılığıyla topraktan nikel ekstraksiyonu, için yöntemler geliştirilmesi amacıyla U.S. Department of Energy Advanced Projects Agency-Energy tarafından 1.9 milyon dolarlık bir ödenek kazandı.

Bahçe bitkileri bölümünden Doçent Jeongim Kim ve takımı yabani bitkilerin (native plants) topraktan nikel absorplama yeteneklerini ileri bitki bilimi ve AI kullanarak arttırmaya çalışacaklar.

Nikel, temiz enerji için olmazsa olmaz bir element. Elektrikli araçlardaki ve diğer güç hücrelerindeki Lithium-ion bataryalarda kullanılıyor. Hızlı artan talebi karşılamak için yeterli iç kaynağımız yok.

Jeongim Kim


Bu proje sadece metal toplama tesislerini yerlileştirmekle kalmayacak, aynı zamanda çıkarılan Nikel için maliyet açısından rekabetçi ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri kurulmasına yardımcı olacaktır. Avrupa’daki şirketler halihazırda nikel bakımından zengin bitkilere yönelimiş durumda. USA’de phytomining etkinliğinin artırılması, Avrupa’dakine benzer fırsatlar yaratacaktır.

Teknoloji transferi ve ticarileştirme yoluyla, bu bitki ve yöntemler, normalde metal içerikleri yüzünden tarımsal yönden kullanımı sınırlı olan arazilerin iyileştirilmesi için kullanılabilecektir.


Editörün notu:

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün Doğal kaynaklar ve Ekonomi bülteni (2017) 24: 7-12 “Madencilikte Bitkilerin Gücü” adlı makale, bitki madenciliği alanında okunması gereken önemli bir Türkçe kaynaktır. Siz değerli okurlarımız için ekliyoruz.

  1. University of Florida / Institue of Food and Agricultural Sciences ↩︎
  2. Topraktaki ağır metalleri bitkiler aracılığı ile ekstrakte etmek ↩︎

Hollanda’daki süpermarketlerde gıda atığı %0.89’a düştü

Yazar: Wageningen news

Kaynak : wageningen news

Yazının orjinal başlığı “Food waste in supermarkets down to 0,89%” ancak bu haberin Türkiye ile ilgili olduğu yanılgısına kapılmamanız için haber başlığı editör tarafından değiştirilmiştir

Süpermarketlerdeki gıda atığı 2023 yılında tedarik hacminin %0,89’una düşmüştür. Bu oran 2018’deki ilk ölçümle karşılaştırıldığında %35’lik bir azalma anlamına gelmektedir. Bulgular, Food Waste Free United Foundation ve Hollanda Gıda Perakende Birliği (CBL) tarafından başlatılan ve Wageningen University & Research (WUR) tarafından süpermarketlerin kendi raporlarına dayalı olarak yürütülen yıllık anketten elde edilmiştir.

Hollanda LVVN1 bakanı Femke Marije Wiersma “Perakendede gıda israfının azaldığını görmekten memnuniyet duyuyorum. Çiftçilerimiz, balıkçılarımız ve bahçıvanlarımız her gün tabaklarımıza en kaliteli gıdayı koymak için inanılmaz bir çaba sarf ediyor. Gereksiz yere çöpe attığımız her kilo çok fazla; gıda israfı refahımızın bir dezavantajı ve dünyada hala bunu karşılayamayacak çok sayıda insan var. Bu nedenle, gıda israfıyla mücadele azami dikkatimizi hak ediyor” açıklamasında bulundu.

Food Waste Free United Foundation Direktörü Toine Timmermans “Perakende sektöründeki gıda atıklarındaki azalan ivmeyi cidden görebiliyoruz. Bu durum büyük çoğunlukla marketlerin kendi ayakizlerini azaltma çabalarından kaynaklanıyor. Ayrıca kısmen, yakın zamanda yürürlüğe giren ve sosyal ve çevresel etkilerini rapor etmelerini gerektiren CSRD Direktifi gibi mevzuattan kaynaklanmıştır. Bu sayede diğer sektörlere de örnek olmalarını umuyoruz” dedi.

ÜRÜN GRUPLARINA GÖRE GIDA İSRAFINDAKİ AZALMA

Süpermarket endüstrisi, gıda atıklarını 2018 yılından beri analiz ediyor. Avrupa’daki gıda atığı tanımını kullanırsak, yani gıda insanlara ya da hayvanlara gitmiyorsa atık olarak tanımlandığında, 2023 yılında toplam atık miktarı, tedarik hacminin %0,89’una düşecektir. Bu oran 2022 yılındaki satın alma hacminin %1,38’i kadardı. Şimdi aynı tanımı kullanırsak, atık yüzdesi %1,21 olacaktır. Aşağıdaki ürün kategorilerinde, yıllar arasında doğru karşılaştırma yapabilmek için yine aynı tanımı kullanıyoruz. Burada, insan tüketimi için kayıpların tedarik hacimlerine kıyasla yüzdesi şöyledir

  • Ekmek, yarı pişmiş ekmek ve hamur işleri: %6,5 (2018’deki %7,7 ile karşılaştırıldığında)
  • Taze et ve taze balık: %1,4 (2018’deki %2,9 ile karşılaştırıldığında)
  • Patates, meyve ve sebze: %2,1 (2018’deki %2,7 ile karşılaştırıldığında)
  • Süt ürünleri, yumurta ve soğutulmuş hazır ürünler: 1,0 (2018’deki %1,4 ile karşılaştırıldığında)
  • Diğer taze ve bozulmayan ürünler: 0,3 (2018’deki %0,4 ile karşılaştırıldığında)


    Buna göre ‘ekmek, hamur işleri ve yarı pişmiş ekmek’ toplam alımın %6,5’i kadar kayıpla insan tüketimi için kullanım açısından en az verimli kategoridir. İçecekler, toplam alımın sadece %0,2’sini oluşturan kayıplarla en verimli kategoridir.

Ekmek, Et ve Balık atıklarında dikkat çekici düşüş

Ekmek&Hamurişi ve Taze et&balık kategorilerinde marketlerin özel çabası ve bu konuya yoğunlaşması ile atıklarda azalma gerçekleşti. Marketlerin tüm ekmeklerin satılması yönündeki baskıları yanında bayat ekmeğe indirim uygulamaları 2022 yılına göre atık miktarında %16’lık bir azalma sağlamış. Bütün bu azalmaya rağmen atığın en fazla olduğu kategori maalesef hala Ekmek&Hamurişi kategorisinde en fazla.

Taze et&balık kategorisi de diğer bir önemli kategori. Bu ürünlerin ekolojik ayakizi çok büyük olduğu için ziyan olmaları daha da üzücü oluyor. Marketler bu sorunu da daha iyi ürün yönetimi ile 2022 yılına göre %37 azaltmayı başardılar.

Gıda israfına karşı AI ve Raf ömrü sembolleri çok önemli silahlar

Hollanda Gıda Perakendeciliği Birliği (CBL) Genel Müdürü Marc Jansen, süpermarketlerin gıda atıklarının azaltılmasını aktif bir şekilde teşvik etmeye devam ettiğini söylüyor. “Süpermarketler gıda israfını azaltmaya yönelik yeniliklere yoğun bir şekilde odaklanıyor. Örneğin, arz ve talep arasındaki uyumu iyileştirmek için Yapay Zeka (AI) kullanıyorlar. Ayrıca, artık domateslerden makarna sosu veya artık muzlardan bisküvi ve kek gibi atık akışlarına dayalı yeni özel markalı ürünler de geliştiriliyor.”

Süpermarketler ayrıca saklama tavsiyeleri ve artıkların nasıl kullanılacağına dair ipuçları da dahil olmak üzere tüketici eğitimi üzerinde çalışmaktadır. Raf Ömrü Koalisyonu2 özel markalı ürünlerin en az %50’sinde ‘best before’ ve ‘use by’ tarihlerini bir sembolle netleştirmeyi kabul etmişlerdir. Araştırmalar3, raf ömrü konusunda netlik eksikliğinin tüketiciler arasında evde gıda israfının başlıca nedenlerinden biri olduğunu ortaya koymuştur.

Çeviri yazılarda DeepL.com‘dan kontrol amacıyla yararlanılmıştır.

  1. Ministry of Agriculture, Fisheries, Food Security, and Nature ↩︎
  2. Albert Heijn, Jumbo, Lidl, Dirk ve DekaMarkt ↩︎
  3. https://research.wur.nl/en/projects/iconen-houdbaarheid-voedselverspilling-bo-43-110-011/publications/ ↩︎

Fotoğraf: Expect Best: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/ellerin-yakin-cekim-251610/

Fotoğraf: mali maeder: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/aci-biber-ve-yesil-baharatli-kirmizi-et-65175/

Fotoğraf: Kevin Malik: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kadin-alisveris-yapmak-is-super-market-9016541/

https://pxhere.com/en/photo/1344515?utm_content=shareClip&utm_medium=referral&utm_source=pxhere

Bir virionun atom düzeyindeki ilk modeli, yeni özellikleri ve dinamikleri ortaya koyuyor.

Kaynak: https://news.illinois.edu/view/6367/1225147035

Yazar : Liz Ahlberg Touchstone

University of Illinois Urbana-Champaign araştırmacıları 26 milyon atomdan oluşan bir bilgisayar modeli oluşturarak bir DNA virüsünün yapısını ve DNA dinamiklerini daha iyi anlamamızı sağlayarak hem yeni araştırma kapıları araladılar hem de ilaç araştırmaları için olası hedefleri belirlediler.

Bir virüsle savaşmak için onunla ilgili her şeyi bilmeniz gerekir. Bileşenler açısından orada ne olduğunu biliyoruz ama bu bileşenlerin nasıl organize olduğunu bilmiyoruz.

Aleksei Aksimentiev

Virüsler DNA ya da RNA’dan müteşekkil genetik materyallerini kapsid adı verilen içi boş bir parçacık içinde paketlenmiş halde tutarlar. Birçok içi boş kapsidin yapısı tanımlanmış olsa da içi genetik materyalle dolu bir kapsidin yapısı hala anlaşılamamıştır.

Tam paketlenmiş bir viral genomu incelemek için araştırmacılar ilk önce HK971 adı verilen, bakterileri enfekte eden bir virüsü incelediler. Bu virüs daha önce çeşitli deneylerle çok iyi çalışılmış bir virüs olduğu için Illinoi grubu yaptıkları simülasyonların önceki çalışmalarla kıyasını yapabilecekti.

“Deneylerden kapsidin bir geçidi (portalı) olduğunu ve orada DNA’yı içeri iten bir motor protein olduğunu biliyoruz. Ayrıca literatürden kapsidin yapısını da biliyoruz. Genetik sekansı da biliyoruz ancak kapsidin içinde paketlenmiş genetik materyalin yapısını bilmiyorduk. “

Paketlenmiş genomun yapısal dinamiklerinin ortaya çıkarılması çeşitli açılardan araştırmacıları zorladı. Henüz deneysel olarak gözlenemediği için simülasyon için bir süperbilgisayar gerekli oldu. Bununla birlikte, bir simülasyon çok kısa bir süre için çok fazla ayrıntı gösterebileceği gibi, daha uzun bir süre için daha az ayrıntı gösterebilir.

Illinois grubu DNA’yı simüle etmek için bir multiresolution(çoklu çözünürlüklü) çözümü geliştirdi; probleme çözünürlüğün farklı seviyelerinden ve farklı zaman uzunluklarından bakıp sonra tüm bu bilgiyi bir arada yorumlayıp prosesin bütüncül bir resmini ortaya çıkardılar. Önceden kullanılıp doğrulanmış DNA katlanmasını (origami) içeren deneyler, HK97’ye çoklu çözünürlük yaklaşımı için kullanıldı. Sonuç; hem bir viral DNA paketlenme prosesine hem de kapsid içinde tamamem katlanmışken yapısal özelliklerine ve dalgalanmalara (fluctuations) atom düzeyinde ilk bakışı ortaya çıkardı.

Çalışmanın sonucunda DNA’nın kapsid içine itilirken dönüşlü döngüler oluşturduğunu gören araştırmacılar bunun önemli bir bulgu olduğunu, çünkü DNA’nın bu yapısının ökaryotik hücrelerdeki organizasyonuna benzer olduğunu bildirdiler. Ayırca bulgularda DNA’nın kendisini kapsidin topolojisine uygun domainler halinde organize ettiği görüldü. Süreç, simüle edilen her parçacıkta biraz farklı döngü konfigürasyonları ve DNA topolojisi ile sonuçlandı.

Bu farklılıklar gösterdi ki; kendine özgülük sadece hayvanlara ya da bitkilere özgün değil, gen kopyalayan yapıların en ilkel formu olan virüslere kadar uzanmaktadır. Bu sonuç virüslerin enfekte etme süreçlerine ve virüsler arasındaki bu farklılıkların enfeksiyon yapma yeteneklerine ilişkin yeni bir bakış açısı kazandırıyor.

Aleksei Aksimentiev

Simülasyonlar; kapsidin şeklini oluşturan özellikle ka kenar ve köşelerindeki yapısal özellik ve kusurların, kapsidin içindeki DNA üzerinde muazzam etkide bulunduğunu gösterdi. Bu gerçekler, ilaç geliştirmede potansiyel hedefler olabilirler.

Fotoğraf : Fred Zwicky

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Escherichia_virus_HK97 ↩︎

Bitki Koruma Ürünleri Bayi ve Toptancılığı Sınavı 24 KASIM 2024 Tarihinde Yapılacak !

ÖSYM TARAFINDAN İLK KEZ 24 KASIM 2024 TARİHİNDE GERÇEKLEŞTİRİLECEK YAZILI SINAVA ZİRAAT MÜHENDİSİ, ECZACI, KİMYA MÜHENDİSİ, KİMYAGER, ORMAN MÜHENDİSİ, ORMAN ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ, BİTKİ SAĞLIĞI İLE İLGİLİ DERSLERİ ALARAK MEZUN OLMUŞ TEKNİKER VEYA ZİRAAT TEKNİSYENLERİ MÜRACAAT EDEBİLECEK.

Ayrıntılar, bakanlığın ilgili sayfasında.

Photo by Monstera Production on Pexels.com

Rekabetçi, sürdürülebilir doğal insektisitler

Yazarlar : Manar Fawzi Bani Mfarrej , Fatimetou Mohamed Rara

DOI: https://doi.org/10.1016/j.chnaes.2018.08.005

ABSTRACT : Sentetik insektisitlerin insan sağlığına ve çevreye olan bir çok olumsuz etkisinden sakınmak için, doğal organik insektisitler bir alternatif olarak değerlendirilmelidir. Bu araştırmada çeşitli organik pestisitlerin ön denemeler sonucunda belirlenen 11 farklı bileşik farklı dozlarda karıştırılarak en etkili doğal organik pestisit elde edilmeye çalışıldı. Testler sonucunda bazı karışımların çok etkili olduğu görüldü. Neem yağı, Lavanta yağı ve Pamuk yağı uzun bozunma zamanları1 ile en başarılı olan pestisitler oldular. Diğer yandan sarımsak yağı ve nane yağı da yine yüksek bozunma zamanları ile efektif böcek uzaklaştırıcılar2 olduklarını gösterdiler. En etkili insektisit olarak olarak tespit edilen doğal bileşikler deneyin ikinci aşamasında tek bir insektisit yapma amacıyla karıştırıldılar. Nihai insektisit, sopa böcekleri (phasmatodea) ve karıncalar üzerinde etkili oldu.

EN AKTİF DOĞAL INSEKTISITLER


Neem yağı : Neem yağının en etkili aktif maddesi “Azadirachtin” hem bir böcek öldürücü hem de böcek uzaklaştırıcıdır. Azadirachtin böceklerin hormonlarına etki edererk büyümelerini ve yumurta bırakmalarını engeller. Bir çok bitki zararlısı ve böcekle birlikte çekirgeler, nematodlar üzerinde de etkilidir. Buna rağmen neem yağı memelilere, arılara, bitkilere ve kuşlara karşı zararsızdır.

Lavanta yağı: Lavanta, karanfil ve sarımsak yağları böcek ve parazit uzaklaştırıcı olarak; bitler, pireler, uyuz, keneler, sivrisinekler, karıncalar ve güveler üzerinde etkilidir.

Pamuk yağı ve Pirinç kepeği : Börülce kurdu(Callosobruchus maculatus), Gümüşi beyaz sinek(Bemisia argentifolli) diğer böcekler ve akarlara karşı etkilidir.

Callosobruchus maculatus
Simon Hinkley & Ken Walker, Museum Victoria – This image is found here at PaDIL, a source of images designed for Biosecurity and Biodiversity


Bemisia argentifolli
Photograph by Scott Bauer, USDA

Domates Yaprakları : Kesildiği zaman içindeki alkaloidler açığa çıkarak böcek uzaklaştırıcı etki gösterirler. Afitler ve diğer bitki zararlıları üzerinde etkilidir.

Kaynak: https://bygl.osu.edu/node/2169
Genel AdıLD50 mg/kg
Aldicarb0.93
Brodifacoum0.30
Parathion13
Methyl-parathion14
Mercuric chloride1
Phorate2
DDT113
Diazinon300
Tablo 1 : Bazı sentetik insektisitlerin LD50 değerleri
Genel AdıLD50 mg/kg
Neem Yağı32
Sarımsak850
Karanfil yağı2650
Sitrik asit3000
Lavanta yağı5000
Krizantem özü5620
Tablo 2 : Bazı doğal insektisitler için LD50 değerleri

Tablo 1 ve Tablo 2 kıyaslandığında sentetik insektisitlerin toksisitesinin ne kadar yüksek olduğu görülebiliyor. Sentetik insektisitler hem çok düşük LD50 değerleri hem de çok uzun süre bozunmadan doğada kalabilme özellikleri sebebiyle endişe yaratıyorlar.


LD50 Nedir?

“Lethal Dose” kısaltması olup uygulanan bir zehirin uygulandığı popülasyonda %50 oranında ölüme neden olduğu dozdur. Peki belirteç olarak neden %50’nin seçildiğini düşüdünüz mü? %50 ölüm oranı büyük popülasyonlar üzerinde güvenilir ve tekrarlanablir sonuçlar verir, farz-ı misal %20 ya da %80 gibi uç değerlerde varyasyon daha fazla olabilirdi, bu da sonuçların tutarlılığını azaltırdı. Ayrıca farklı maddelerin toksisitesinin karşılaştırılması için de bir ortak referans noktasıdır. Son olarak doz-yanıt eğrisinin ortasında yer alan %50 değeri, eğrinin dengeli ve anlamlı bir bölümünü temsil eder.


Araştırmanın sonuçları

En yüksek öldürücülük ve böcek uzaklaştırma özelliği olan yağlar ile en uzun parçalanma zamanına sahip yağlar karıştırılarak bir miks hazırlandı.

Neem yağı200 mL
Pamuk yağı20 mL
Lavanta yağı20 mL
Nane yağı20 mL
Sarımsak yağı20 mL
Sirke100 mL
Tablo 3 : Insektisit karşımı

Araştırmanın sınırları

Bu araştırma olanaksızlık sebebi ile sadece karıncalar üzerinde yapılan denemelerle oluşturulmuştur.

Çevirmen yorumu

Çalışmanın çoğunlukla bitkilere ciddi bir zararı olmayan karıncalar ile kısıtlı olması çok talihsiz, Ayrıca fitotoksik etkiden yani hazırlanan karışımın hangi bitkilere hangi dozlarda uygulanmasının güvenli olduğundan da hiç bahsedilmemiş. Tüm bunlara rağmen; bazı doğal esansiyel yağların böcek öldürücü ve uzaklaştırıcı etkisinin olabileceğinin bilinmesi adına bu makaleyi çevirmiş bulundum.

  1. High degradation time ↩︎
  2. Repellant ↩︎

Fotoğraf: MART PRODUCTION: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/aromatik-kokulu-bitki-ortusu-aroma-8450383/

Inkjet baskı teknolojisi ile üretilmiş sensörler kullanarak mahsül verimini arttırmak ve üretim maliyetlerini düşürmek

Kaynak: https://news.wisc.edu/printed-sensors-in-soil-could-help-farmers-improve-crop-yields-and-save-money/

Yazar : Adam Malecek

University of Wisconsin–Madison mühendisleri; düşük maliyetli, real time ve sürekli olarak nitrat, sıcaklık ve nem ölçümleri ile çiftçilere azot gübrelemesinde daha doğru kararlar alabilmelerini sağlayacak sensörler üretmeyi başardı. Çiftçiler gereğinden az azot gübrelemesi yaptıklarında ürün miktar ve kalitesi düşük oluyor; gereğinden fazla azot gübresi uyguladıkları zaman da üretim maliyetleri artıyor, fazla azotun yeraltı suyuna karışma riski oluyor ve mahsüllerin fazla azottan zarar görme ihtimali oluyor.

Topraktaki azotun tespiti için kullanılan mevcut yöntemler hem yoğun işgücü gerektiren, hem pahalı hem de real-time veri sunamayan yöntemler. Bu sebeple Andrews’ın ekibi bu konuya eğilmeye karar verdi.

Bu proje için araştırmacılar bir çeşit ince film elektrokimyasal sensör olan potensiyometrik sensör üretimi için inkjet baskı teknolojisini kullandılar. Aslında zaten suda çözünmüş nitrat ölçümü için potansiyometrik sensörler kullanılıyor, ancak bu sensörler toprakta kullanılmaya uygun değiller. Kaba toprak parçacıkları sensörlere hasar verir ve hassas sonuçlar alınmasına mani olur.

Burada çözmeye çalıştığımız temel problem elektrokimyasal sensörlerin toprak içerisinde nitrat iyonlarını hassas bir şekilde ölçebilmesidir

Joseph Andrews

Peki ekip bu sorunu nasıl çözdü? Sensörün önüne polyvinylidene fluoride bir katman ekleyerek. Bu katmanın iki temel işlevi var; birincisi yaklaşık 400nm boyutlarında çok küçük porları var, bu büyüklük hem nitrat iyonlarını geçirecek kadar büyük hem de toprak parçacıklarını süzecek kadar küçük. Ikinci özelliği de bu katman hidrofilik, yani suyu kendine bir sünger gibi çekiyor.

https://doi.org/10.1002/admt.202301140

Değerli araştırmacıların makalesi Mart 2024 yılında Advanced Material Technologies dergisinde yayımlandı.

DOI : https://doi.org/10.1002/admt.202301140

Sensörümüz sayesinde çiftçiler topraktaki azot profilini ve bitkiler tarafından alınabilir azotu daha doğru değerlendirip en doğru kararı verebilecekler.

Joseph Andrews

2120 Yılı Avrupasının Doğa eksenli tasavvuru

Genel Hatlar

Kapsayıcı bir iklim ve biyoçeşitlilik eylemi: Fırsatları kavramak

İklim değişikliği ve biyoçeşitlilikteki azalmanın 21.yy içinde dünya için en büyük problem konuları olacağı konusunda bir konsensüs olduğu söylenebilir. Küresel iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik konularında harekete geçmek için geç değil, ama konunun aciliyeti insanlık için yaşanabilir bir gelecek için eşi benzeri görülmemiş devrimsel bir dönüşümü gerekli kılıyor.

Doğa temelli çözümlerin geniş ölçekte uygulanmasına öncelik vermenin önemi

Fosil yakıtların kademeli olarak ortadan kaldırılması ve karbondan arındırılmış bir topluma geçiş yoluyla karbon emisyonlarının hızla azaltılması elzem olmaya devam ederken, Doğa Temelli Çözümlerin (NatureBasedSolutions) geniş ölçekte uygulanması, yaşanabilir bir geleceğe ulaşmak için artık kanıta dayalı önemli bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Sundukları açık faydalara rağmen, NBS’nin büyük ölçekli uygulaması hala eksiktir. Avrupa’da doğa temelli bir dönüşümün sağlanmasına ivme kazandırmak için, Avrupa ölçeğinde kapsayıcı bir doğa temelli anlatı sağlamamız gerekmektedir.

Avrupa şu anda kıta genelinde iklim etkilerinin yoğunlaşmasıyla yüzleşiyor ve küresel iklim eyleminin ön saflarında yer alıyor.

Avrupa Komisyonu, Avrupa’yı sadece dünyanın ilk iklim dirençli ve karbon nötr kıtası haline getirmeyi değil, aynı zamanda doğa temelli çözümlerin teşvik edilmesi ve uygulanmasında küresel bir lider olarak konumlandırmayı hedeflemektedir. Bu hedef, Doğa Restorasyon Yasası’nın Temmuz 2023’te Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmesiyle resmiyet kazanmıştır.

Bir umut ve eylem anlatısı yaratmak: İstediğimiz geleceği hayal etmek

İklim değişikliği bağlamında sürdürülebilirlik ve dayanıklılığın sağlanması, iyimserlik ve proaktif bir katılım anlatısı gerektirmektedir. Bunu gerçekleştirmek için, tutarlı düşünmeyi teşvik etmek ve kökten farklı yörüngelere doğru olumlu adımlar atmak için dönüştürücü ve çok ölçekli vizyonlar gereklidir. Gelecek nesiller için yaşanabilir bir gelecek yaratmak amacıyla, 2050’nin ötesine uzanan ve kısa vadede de toplumu birbirine bağlayan geniş kapsamlı ve entegre bir stratejinin benimsenmesine ihtiyaç vardır. Avrupa için doğa temelli bir geleceğe yönelik kapsayıcı, uzun vadeli bir anlatı geliştirmek, farkındalığı artırma ve kısa vadeli eylemleri hızlandırma gücüne sahiptir ve geleceği bir bütün olarak hayal edilebilir, uygulanabilir ve arzu edilir kılar

5 Yol gösterici İlke

Avrupa 2120 Doğa temelli tasarımı beş yol gösterici ilkeye dayanır.

1. Sağlıklı bir Biyosfer – Avrupa’nın geleceğinin temel taşı

Kaynağından denize kadar sağlıklı sulara ve canlı topraklara olan ihtiyaç Avrupa doğa tasavvurunun geleceği için hayatidir. İşleyen canlı bir ekosistem için sağlıklı bir biyosfer, sağlıklı tatlı sular ve canlı bir toprak olmazsa olmazdır.

2. Uyarlanabilir ve Dirençli

İklim değişecek önce bunu bir kabul edelim. İklim değişikliğinin sonunda sular yükselecek, aşırı hava olayları meydana gelecek, iklim bölgelerinde kaymalar olacak. Hatta bunlar olmaya başladı da. Bu, değişen koşullara sürekli uyum sağlamayı, doğaya karşı değil onunla birlikte çalışmayı ve doğal süreçlerin tüm potansiyelinden yararlanmayı gerektiriyor. Avrupa ülkeleri, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığı arttırmak için doğa temelli bir yaklaşım benimsiyorlar.

3. İklim pozitif ve Döngüsel bir biyoekonomi

Avrupa’nın ekonomisinin “nötr iklim” politikasını benimsemesi yeterli değil, bunu da aşıp “iklim pozitif” olmamız lazım. Nihai hedeflerimiz sera gazı emisyonunu negatife çekerek insan ve doğa ilişkisini simbiyotik hale getirmektir.


Nötr iklim politikası : Bir kurum, şirket veya toplumun, doğrudan veya dolaylı olarak sera gazı emisyonlarını sıfırlama veya azaltma hedefi belirlemesi anlamına gelir. İklim nötr olmak, genellikle bir organizasyonun ürettiği sera gazı emisyonlarını bir şekilde dengelemesi veya azaltması demektir. Bu genellikle sera gazı emisyonlarını azaltma projelerine yatırım yaparak veya karbon kredileri satın alarak gerçekleştirilir.

Pozitif iklim politikası : Bir kurum veya topluluğun, doğrudan veya dolaylı olarak sera gazı emisyonlarını sıfırladıktan sonra, daha fazla sera gazı emisyonunu absorbe etmek veya azaltmak için ek çaba göstermesi anlamına gelir. İklim pozitif olmak, pozitif bir net etki yaratmak için emisyonları azaltmaktan fazlasını yapmayı hedeflemek demektir.


4. Doğa-Pozifit bir Avrupa toplumu hedefi

2120 Avrupa tasavvurumuza önce toplumumuzu inandırmalıyız. Avrupa toplumu, sağlıklı bir biyosferin ekonomi, insan sağlığı ve refahı için hayati önem taşıdığını kabul ederse doğayla daha güçlü bir bağ kuracaktır. Doğanın korunması, restorasyon çalışmaları ve gelişmiş ekosistem hizmetleri, doğa-pozitif bir toplumun temelini oluşturacaktır.

5. Kapsayıcılık ve Adalet

Doğa-pozitif bir Avrupa’ya doğru dönüşüm yerel olacaktır, olmalıdır da. Ama bu yerellik kapsayıcı ve adildir de. Çünkü milyonlarca istihdam yaratılacak, uygun fiyatlı su, gıda ve enerji sağlanarak ve genel sağlık ve refahı iyileştirilerek tüm Avrupalılara fayda sağlayacaktır. Tüm Avrupanın bu iklim krizinde çözümün bir parçası olmasını sağlamaya çalışmak bu tasavvurun gerçekleşebilmesinin en önemli kısmıdır. Kimse adım adım ne yapacağını bilmiyor, elimizde böyle bir plan yok. Doğa temelli Avrupa tasavvurunun, iklim krizinin çözümün yapı taşlarının bir araya getirilmesi ve daha fazla keşif ve katılım için bir ilk adım olduğunu belirtmek önemlidir.

Kaynak: https://storymaps.arcgis.com/stories/5b42e5c9e812486f8ac3e482e2d1b792

Bu yazıda http://www.deepl.com ‘dan faydalanılmıştır.

Aranıyor : ah nerede o eski tohumlar

Kaynak: https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/wanted-seeds-of-dikke-leidsche-winter-and-other-lost-heritage-varieties.htm?utm_source=twitter&utm_medium=social&utm_campaign=stw

Yazar: Lana de Bruijn

Bir yüzyıl önce Hollanda tarımında bugüne göre çok fazla çeşit mevcuttu. WUR bünyesindeki The Centre for Genetic Resources(CGN), kaybolmuş ata mirası çeşitleri yeniden keşfetme ve koruma amacı taşımaktadır. Toplumsal dayanışma yoluyla CGN, listede eksik olan son düzinelerce çeşidi beş tanesi “en çok arananlar” koleksiyonuna eklemeyi umuyor.

“Belki bir yerlerde birilerinin tavan arasında hala eski sebze çeşitlerinin tohumları vardır”

Ata mirası çeşitler 1950’li yıllara kadar geliştirilip kullanılan çeşitlerdir. Tarımdaki gelişmelerle birlikte bu çeşitler önce düşük verimleri ya da sınırlı besinsel değerleri sebebi ile ıskartaya çıkarıldı, sonra da unutulup gitti. Ama bu çeşitler bizim biyolojik mirasımızın bir parçasıdırlar ve günümüz ıslahında yararlı olabilecek özelliklere de sahip olabilirler. Listemiz 350 ata mirası çeşidi içeriyor. Bu çeşitlerin hikayelerini web sayfamızda paylaşıyoruz. CNG kurumu ata mirası çeşitlerin çoğunun tohumuna sahip1. Listedeki 350 çeşidin 50 kadarı kayıp, onların tohumlarına -henüz- ulaşılamadı, maalesef buna en çok istenen 5 çeşit de dahil

Robbert van Treuren

Lange Holkruin,

Wassenaar Selection

Kennemerland

Dikke Leidsche Winter

Delftsche Groene Kortpoot

En fazla aranan 5 ata çeşidi

  1. Lange Holkruin: Hollanda’da “Utrechtsche Platkop” adıyla bilinen bir yaban havucu çeşididir. Büyük, etli beyaz bir kök ve çökük bir tacı vardır.
  2. Wassenaar Selection: Sarı etli lahanadır. Yuvarlak ve oval şekilli, mor veya bronz renkli bir başı vardır.
  3. Kennemerland: Düz cam altında2 yetişen bu kavun, karbonkel çeşidi bir kavun ile çaprazlanarak oluşturulmuştur.
  4. Dikke Leidsche Winter: Geçen yüzyılın en dayanıklı pırasasıdır, geç olgunlaşan mavi-yeşil yaprakları vardır.
  5. Delftsche Groene Kortpoot: Erken hasat edilebilen küçük bir karnabahar çeşididir. Kısa bir sap üzerinde büyür ve parlak sarı renklidir.

En çok aranan çeşitler – Kime göre neye göre

Bu en çok aranan çeşitler listesi araştırmacı Lana de Bruijn tarafından oluşturuldu. Neden bu 5 çeşide önem verdiğini kendisinden dinleyelim;

Elbette tüm kayıp çeşitleri bulmayı istiyoruz ama gerek isimleri gerek menşei olarak zihnimizi en çok heyecanlandıran çeşitleri seçtik. Bu çeşitler hakkındaki bilgileri esas olarak eski CGN üyeleri tarafından derlenen bir listeden, Orange List’ten aldım. Bu liste 1850 ile 1950 yılları arasında Hollanda’da yetiştirilen tüm çeşitleri içeriyor. Her bir çeşidin özellikleri, yetiştirildikleri bölge ve Hollanda’da en son görüldükleri yıl veya dönem açıklanmaktadır. Koleksiyonumuzda hala eksik olan çeşitlerin tohumlarının bir yerlerde olduğunu umuyoruz

Lana de Bruijn

Biyokültürel mirasın önemi

De Bruijn’e göre ata çeşitleri tıpkı bir Van Gohg ve Rembrandt tabloları gibi kendi tarihleri hakkında bir şeyler söyler. Yerel halkın daha önce hangi çeşitleri hangi sebeplerden yemeği sevdiğini, hangi iklim koşulları ve hangi topraklarda nelerin yetiştiğinin anlaşılması gibi bu çeşitler Hollanda tarihinin ayrılamaz bir parçasıdır. Örneğin, çok fakir topraklarda yetiştiğini bildiğimiz ‘Evene’ yulaf çeşidini ele alalım. Ve sert iklimlerde çok iyi sonuç veren ‘Zeeuwse tarwe’ buğday çeşidini. Bu tür özellikler, daha dayanıklı ürün çeşitlerinin ıslahı için faydalı olabilir. Dolayısıyla, kültürel-tarihi değerlerinin yanı sıra, miras çeşitlerinin sosyal değeri de vardır.

Centre for Genetic Resources, the Netherlands

The CGN 30 farklı mahsüle ait yaklaşık 24.000 tohum örneğine sahiptir. Bu tohumlar vakumlu paketlerde -20 C derecede saklanırlar. Tohumlar; yetiştirme, araştırma ve eğitim amaçlı kullanıma açıktır. Bitkilerin yanında merkez; hayvan, ağaç ve aquaculture gen bankası olarak da hizmet verir.

Peki Türkiye’de işler nasıl yürüyor?

Türkiye’de iki adet tohum gen bankası vardır ve bu gen bankaları da dünyanın sayılı gen bankaları arasındadır.

Türkiye tohum gen bankası Tarla bitkileri merkez araştırma enstitüsü bünyesindedir. Enstitü ile ilgili gerçekten doyurucu bilgiye şu linkten ulaşabilirsiniz.

Ulusal Tohum Gen Bankası da Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 1964 yılında kurulmuştur. Bu gen bankası dünyadaki ilk gen bankalarından biri olma niteliğini de taşımaktadır 1970’li yılların başından bu yana uluslararası standartlara uygun olarak faaliyet gösteren Ulusal Tohum Gen Bankasında, ülkemiz orijinli bitki genetik kaynaklarına ait yerel çeşitler, ıslah edilmiş çeşitler, bazı önemli karakterlere sahip ıslah hatları, kültür bitkilerinin yabani akrabaları, doğal florada mevcut, diğer yabani türler, geçit formları ve endemik türlere ait tohum örnekleri bulunmaktadır. Ulusal Tohum Gen Bankasında 3.339 türe ait 55.000’ den fazla tohum örneği günümüz ve gelecekteki bitkisel araştırmaların kullanımına hazır bir şekilde kaybolmadan saklanmaktadır ve emniyet yedekleri Türkiye Tohum Gen Bankasında yapılmaktadır.
Ulusal Tohum Gen Bankası Türkiye bitki genetik kaynaklarının korunması ve bu zengin çeşitliliğin araştırmacılar ve gelecek kuşaklarca sürdürülebilir kullanımını sağlamakla sorumludur. Türkiye bitki genetik kaynaklarını korumak ve gelecek nesiller için sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla, sürvey, toplama, muhafaza (ex situ ve in situ), üretim, yenileme, karakterizasyon, değerlendirme, eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütülmektedir.”

Türkiye’de tohum bankacılığı hakkında bulabildiğim kaynaklar maalsef sadece bunlar. Türkiye’de tohum bankacılığının nasıl yapıldığını bilemiyorum, çünkü bu konunun dökümantasyonu çok zayıf. Ancak bu iki gen bankasının kendi dökümantasyonları harici Türk Tarım ve Orman Dergisinde şöyle bir haber bulmak mümkün.

Değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.

Fotoğraflar

Photo by Greta Hoffman : https://www.pexels.com/photo/senior-woman-planting-seeds-in-container-7728394/

Photo by Luis Ruiz: https://www.pexels.com/photo/shallow-focus-photography-of-two-orange-carrots-1343954/

Photo by Ella Olsson: https://www.pexels.com/photo/variety-of-vegetables-1458694/

  1. bu çeşitler şuradaki sayfa üzerinden de bildiğim kadarı ile Hollanda’da satılıyor ↩︎
  2. Koruyucu cam ya da serayı kastettiklerini düşünüyorum ↩︎

Pestisit kokteylleri Avrupa’daki bombus arılarına zarar veriyor olabilir

Sekiz avrupa ülkesinde yapılan bir araştırmaya göre; tarımda kullanılan kimyasalların onay öncesi testleri tozlayıcı böcekler üzerindeki kümülatif etkilerini ortaya koymuyor

Kaynak: https://www.nature.com/articles/d43978-023-00186-6

Yazar : Chiara Sabelli

DOI: https://doi.org/10.1038/s41586-023-06773-3

Şimdiki EU mevzuatı pestisitlerin tozlayıcı böceklere olan etkilerinin ölçümü için onay almadan önce ayrı ayrı teste girmelerini gerekli kılıyor. Ancak arazide işler böyle yürümüyor, tozlaştırıcı böcekler çok sayıda pestisite maruz kalırlar ve bunların karışımlarının etkileri de bilinmiyor. Hem pestisit direnci oluşmaması hem de tasarruf gayesi ile bir çok ilaç karıştırılıp tek seferde veriliyor.

Bu konu üzerindeki en geniş çaplı çalışmaların birinde1 Avrupa’da bombus arılarının bir pestisitten fazlasına maruz kaldığı ve maruziyet ne kadar yüksekse bunun koloninin sağlığını o kadar kötü etkilediğini gösteriyor. Araştırmacılar çok önemli bir tozlaştırıcı tür olan Bombus terrestris‘i 8 avrupa ülkesinde yaklaşık 100 farklı alana yerleştirip 300 den fazla kolonisini de inceledi. PoshBee Project2 olarak adlandırılan bu proje EU tarafından fonlandı.

Bu çalışmanın gücü onun coğrafi yayılım büyüklüğünden geliyor. Üç avrupa iklim kuşağının tamamında yapılan bu çalışmanın sonuçları oldukça sağlam ve uygun bir stateji geliştirmeye de olanak sağlar

Cecilia Costa3

Araştırmacılar ortalama olarak koloni başına 8 pestisit bulmuşlardır, ancak bazı durumlarda 27’ye kadar farklı bileşik tespit edilmiştir. Pestisit riskinin en yüksek olduğu örnekler, sadece dokuz pestisitin nispeten yüksek konsantrasyonlarını içerenlerdi ve daha yüksek pestisit riski sonucunda çiçeklenme sonrası daha küçük bir popülasyon ve bombuslarda daha az kilo artışı ile korelasyon görüldü. Yazarlar ayrıca, koloniler daha az yoğun arazi kullanımının olduğu alanlara yerleştirildiğinde pestisitlerin etkisinin hafiflediğini gözlemlemiştir.

Charlie Nicholson “Sekiz Avrupa ülkesindeki 106 tarımsal alanda 316 Bombus terrestris kolonisinden elde ettiğimiz sonuçlar, regülasyonların koloni büyüklüğünün bu tür etkilere karşı tampon oluşturabileceği sosyal bir tozlayıcı tür için bile, hedef dışı organizmalar üzerinde pestisitle ilgili etkileri yeterince önleyemediğini doğrulamaktadır. Bu bulgular, düzenleyici sürecin tarımsal pestisit kullanımının ikincil çevresel zararlarını sınırlamada yeterince koruyucu olduğunu teyit etmek için hem pestisit maruziyetinin hem de etkilerinin onay sonrası izlenmesi ihtiyacını desteklemektedir.” demektedir.

Photo by claude guegan: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-a-bumblebee-on-a-purple-flower-17473809/

  1. https://www.nature.com/articles/s41559-022-01799-8 ↩︎
  2. https://www.poshbee.eu/ ↩︎
  3. Council for Agricultural Research and Agricultural Economy Analysis (CREA), italya ↩︎