Bir bitkide çimlenme mekanizmasının anlaşılabilmesi için öncelikle tohumun yapısal özelliklerinin ve içerisinde gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların bilinmesi gerekir. Bu reaksiyonların başlayabilmesi ise tohumun belirli fizyolojik süreçlerden geçmesine bağlıdır. Bu süreçler; dormansinin kırılması, su alımıyla metabolizmanın yeniden aktive olması ve embriyonun büyümeye hazırlanması gibi önemli olayları kapsar.
Dormansi, çok basit olarak; su, oksijen ya da sıcaklık gibi etmenler yeterli olsa da tohumların çimlenmemesi durumudur.
Çimlenme sürecinin ilk basamağı, dormansinin kırılmasıdır. Dormansiyi ortadan kaldırmak için bazı durumlarda yalnızca su yeterli olmayabilir; ışık, sıcaklık değişimleri ve hatta mekanik müdahaleler de bu süreci tetikleyebilir. Dormansi halinden çimlenmeye geçiş, endojen ABA (absisik asit) ve GA (giberellik asit) hormonları tarafından kontrol edilir. ABA dormansinin sürdürülmesini teşvik ederken, GA çimlenmeyi desteklemektedir (Zhao et al., 2024).
Dormansi her ne kadar halk arasında ‘uyku hali’ olarak tanımlansa da bu ifade tam olarak doğru değildir. Dormansi iki temel şekilde görülmektedir: primer dormansi ve sekonder dormansi. Primer dormansi, tohumun olumsuz koşullar nedeniyle fizyolojik çimlenme süreçlerini başlatamaması durumudur. Sekonder dormanside ise çevresel koşullar uygun görünse bile potansiyel risklerin varlığı tohumu yeniden dormansiye yönlendirebilir. Bu mekanizma tohum açısından evrimsel bir avantaj sağlar; çünkü çimlenme başladıktan sonra geri dönüş mümkün değildir ve bu karar son derece hassas bir şekilde düzenlenir.
Şekil 1. 0 Biber yaprağında saman akarının tipik zararı.
Akarların böceklerden farklı bir yaşam evreleri vardır. Bilindiği üzere, yaygın olarak görülen böceklerde “holometabola ve hemimetabola” görülmektedir. Holometabola (tambaşkalaşım): Yumurta, larva, pupa ve ergin dönem şeklinde bir yaşam döngüsü vardır. Bir diğeri ise Hemimetabola (yarıbaşkalaşım) olarak adlandırılır. Yumurta, nimf ve ergin şeklinde yaşam döngüleri vardır. Akarlarda ise daha farklı bir yaşam döngüsü görülür bu yumurta, larva ve ergin şeklindedir. Akarlar yumurtadan çıktıklarında ergine benzerdirler fakat üç çift bacağa sahiptirler, larva döneminin sonuna geldiklerinde dördüncü çift bacak çıkar ve erginle aynı görünüşe sahip olurlar.
USDA Polyphagotarsonemus latus female, lateral view, photo Eric Erbe & R. Ochoa
Herbaryum, teşhis kriterlerini kaybetmemiş, yeterli olgunlukta ve tüm aksamlarının tam olduğundan emin olunan bitkilerin, iki plaka arasında baskı yapılarak kurutulmuş örnekleri ve vejetatif organlarıdır.
Şekil 1.0Vicia sativa L. herbaryumu.
Herbaryum neden yapılır: bitkileri mevsime bağımlı kalmadan inceleyebilmek, ihtiyaç duyulan zamanlarda görebilmek, uzun yıllar saklayabilmek ve teşhis yapabilmek amacıyla bitkilerin herbaryumu yapılmaktadır.
Herbaryum yapılırken gerekli olan malzemeler; bitkinin büyüklüğüne bağlı olarak seçilmiş 35×50 boyutlarında düz tahta baskılar, verileri kaydetmek için not defteri, kalemler, kurutma kağıtları (ekonomik olması açısından gazete de tercih edilebilir), bitkileri topraktan sökebilmek için çapa, kazma veya bıçak, dikenli bitkiler için eldivenler.
Mısır, sıcak iklim bitkisidir. Çimlenmesi için gerekli minimum toprak sıcaklığı yaklaşık 10 °C’dir. Bitki için ideal sıcaklık 25-30 °C olurken, 35 °C’nin üzerindeki sıcaklıklarda ise döllenme neredeyse durma noktasına gelir.
Ekimin yapılabilmesi için mevsim sıcaklıklarının mısır bitkisine uygun seviyelere geldiğinden emin olunmalıdır. Çünkü bölgeden bölgeye değişen mevsim olayları ekim şartlarını değiştirmektedir. Çiftçiler yıllardır kazandıkları tecrübeleriyle kendileri için en uygun zamanı belirleseler de sürekli değişen mevsim, plansız bir yağmurun yağması gibi faktörler zamanın kaymasına neden olabilir. Ekimin yapılması gereken zamandan daha erken veya daha geç yapılması halinde ekim sürecinin farklı izlenmesi gerekmektedir.
Bütün şartların normal olduğunu varsayarsak, ekim için en uygun çeşit belirlenir ve hazırlıklara başlanır. Bu süreçte maksimum verim elde etmek için kaliteli, yüksek verim açısından geliştirilmiş ve saflık derecesi yüksek sertifikalı tohumluklar kullanılmalıdır. Doğru bir tohum seçiminin ardından ekim yapılacak mibzer makinesinin uygunluğu büyük bir önem teşkil eder, bu süreçte yenilikçi teknolojileri olan ve hata oranı düşük makineler tercih edilmelidir.
Ekim sırasında gübreleme ve tohumlama beraber yapılacağından gübrenin, toprağın şartlarına ve besin ihtiyacına göre belirlenerek tohum yatağının 3-5 cm altına banda uygulama şeklinde NPK 20-20-20 gübrelemesi veya mikro granül gübrelertercih edilebilir. Doğru bir gübre seçimi sonucu direkt olarak etkileyeceğinden dikkatli olunmalıdır.
Tohumlar için ekim derinliği ortalama 5 cm olarak kabul edilir fakat bu tarlanın nem oranına bağlıdır, ekim sürecinde tohumların tav çizgisinde olması gerektiğinden, nem oranına göre tav çizgisi değişmektedir. Çünkü tav çizgisi çimlenmeyi doğrudan etkiler. İyi bir çimlenme için tav çizgisi belirlenerek toprağın, tohumların yüzey alanlarıyla mümkün olduğunca iyi temas etmesi sağlanır. Ekim derinliğini belirlerken nem oranı yüksek ise 4 cm’ye kadar ekilebilir eğer nem oranı düşük ise 6-7 cm’ye kadar çıkabilmektedir. 6-7 cm’ye ekim, genellikle derin ekim olarak nitelendirilir. Derin ekim yapılacaksa dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bunlar; toprağın tekstürü, toprağın nem tutma kapasitesi, ilk sulamanın ne zaman yapılacağı gibi durumlar gözetilmelidir.
Bütün bu ekim sürecindeki temel sebep, ilk ekilen tohum ile son ekilen tohumun eş zamanlı bir şekilde çıkış yapmasını sağlamak veya bu farkı minimuma indirmektir. Eğer herhangi bir, iki tohum arasında çıkış farkı olursa birbirleri üzerinde gölgeleme yaparak gelişim farklılıklarının oluşmasına sebep olabilirler bu da verimde ciddi kayıplara sebep olmaktadır. Özetle bütün tohumlar eş zamanlı bir şekilde çıkış yapmalıdır ki yüksek verim elde edilebilsin.
Bitki zararlılarıyla daha iyi bir mücadele için bulundukları yerde var olan faydalı (predatör) veya zararlı (fitofag) böceklerin ayırt edilmesi gerekmektedir. Bu ayırım ancak iyi bir eğitimle olabilir. Bu nedenle böcekler toplanarak muhafaza edilirler ki böcekler yakından incelenebilsin, teşhis edilebilsin. Bu süreçte böcekler sorumlu bir şekilde toplanmalıdır, sadece ihtiyaç olanı, ihtiyaç kadar ve habitatı tahrip etmeden ya da bunu asgari düzeyde yapmak gerekir.
Böceklerin Toplanması ve Saklanması
Böcekleri toplamadan önce nerede ve yılın hangi zamanlarında bulunabileceğinin bilinmesi gerekir. Örneğin böceklerin diyapoz (kışlama) döneminde olmamasına dikkat edilir. Bütün bu şartlar yerine getirildiğinde böcekler araziden atrap (ağ) yardımıyla zarar vermeden toplanarak falcon tüplerine veya kapaklı kavonazlara alınır.
Toplama sürecinde gereken aletler:
Şekil 1.1 Atrap, Falcon tüpleri, 0.7 numara iğne ve cımbız.
Şekil 1.2 Atrap yardımı ile böceklerin toplanması.
Şekil 1.3 Yakalanan böcekler falcon tüplerine alınır.
Şekil 1.4 İçerisinde %70’lik alkol bulunan falcon tüpü.
Toplanan Böceklerin Öldürülmesi
Toplama işleminden sonra öldürmek için, içerisinde %70 oranında etil alkol bulunan falcon tüplerine koyulabilir veya laboratuvar ortamında düşük sıcaklıklara maruz bırakılarak öldürülebilir. Bu süreçte böceğin şekline zarar vermemeye dikkat edilmelidir.
Şekil 1.6 İğneleme işlemi
Iğneleme, toplamadan sonra mümkün olduğunca çabuk yapılmalıdır. İğneleme yapılırken böceğe zarar vermemeye özen gösterilerek, iğne ve cımbız yardımıyla düzeltilir. Her böcek takımının veya familyanın iğneleme noktası farklıdır, doğru bir iğneleme yapıldıktan sonra bir süre bekletilerek böceklerin donması sağlanır.
Şekil 1.7 İğneleme işlemi bitmiş bir koleksiyon.
Son olarak strafora iğnelenen böcekler ara ara havalandırılarak uzun yıllar saklanmaya hazırdır. Bu süreçte güvelenmemesi için naftalin kullanılabilir.
Wageningen’den araştırmacılar, uluslararası platform Plant2Food aracılığıyla bir milyon euro hibe aldı. Bu fonla, bitki bazlı ürünlerdeki patojenik bakterileri genetik olarak karakterize edecek, büyümelerini ve davranışlarını haritalayacaklar. Bu araştırma üreticilerin ürünlerindeki zararlı mikroorganizmaları kontrol etmelerine yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
GRASP (Bitki bazlı gıdaların Genomik Güdümlü Risk Değerlendirmesi) adı verilen çalışma, özellikle süt ürünleri ve alternatifleri de dahil olmak üzere yeni bitki bazlı ürünlerin güvenliğine odaklanmaktadır. Gıda Mikrobiyolojisi Profesörü Heidy den Besten;
“Bitki bazlı peynir ve süt alternatifleri gibi hem hibrit hem de tamamen bitki bazlı ürünlere doğru bir pazar kayması görüyoruz” diyor. Bu değişim, tüketici tercihleri ve gıda şirketlerinin hem geleneksel hem de yeni üretim hatlarını destekleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Yok edilemez sporlar Ancak yulaf, bezelye ve badem gibi bitki bazlı hammaddeler toksin üreten zararlı bakteriler içerebilir. Örneğin bakteri Bacillus cereus ishal ve mide bulantısına, Clostridium botulinum ise felce neden olur. Bu iki bakteri türü özellikle tehlikelidir çünkü sıcak ve soğuk gibi aşırı koşullara dayanabilen bir tür uyuyan hücre olan sporları oluştururlar. Uygun koşullar altında, sporlar canlı, büyüyen bakteriler oluşturmak için filizlenir. Bu, pastörizasyondan kurtulmalarını ve gıda ürünlerine girmelerini sağlar.
Alt grupları karakterize etme Tüm bakteriler aşırı koşullar altında aynı şekilde davranmaz. Tek bir bakteri türünde bile varyasyon vardır. Den Besten, “Bazı alt gruplar ısıya dayanıklıdır, diğerleri ise buzdolabında olduğu gibi düşük sıcaklıklarda iyi büyür” diye açıklıyor. “Tüm alt gruplara aynı şekilde davranırsak, davranışlarını tahmin etmek zorlaşır.” Bu nedenle araştırma ekibi, Bacillus cereus ve Clostridium botulinum‘u genetik olarak alt gruplara ayırmayı ve büyümelerini belirlemeyi amaçlıyor. “Bu, belirli koşullar altında hangi alt grupların sorunlu olduğunu ve bunları nasıl kontrol edeceğimizi değerlendirmemizi sağlayacaktır.” Nihai amaç, üreticilerin patojenlerin büyümesini en aza indirmek ve ürünün raf ömrünü tahmin etmek için üretim süreçlerini simüle etmelerini sağlayan bir araç geliştirmektir.
İşbirliği Proje, Danimarka Teknik Üniversitesi (DTU), Danimarka Gıda ve Tüketici ürün güvenliği Kurumu, gıda şirketleri ve ürün denetimleri yapan şirketler de dahil olmak üzere çeşitli ortaklarla işbirliği yapmaktadır. Hibe ile, Danimarkalı araştırmacılar ile birlikte, bir doktora öğrencisi, bir postdoc (doktora sonrası) ve projeye iki analist atayacaktır. “Danes, Bacillus cereus‘u araştırırken bakteri Clostridium botulinum‘a odaklanacak,” diyor.
Plant 2 Food Bu araştırma, sürdürülebilir, bitki temelli bir gıda sistemine geçişi hızlandırmak için endüstri ve akademiyi bir araya getiren bir işbirliği olan Plant 2 Food aracılığıyla finanse edilmektedir. Plant 2 Food’un önümüzdeki üç yıl için Danimarka’daki büyük bir özel bilimsel araştırma fonu olan Novo Nordisk Vakfı’ndan 27 milyon euro ödeneği mevcut
“Tüm alt gruplara aynı şekilde davranırsak, davranışlarını tahmin etmek zorlaşır.”
Moraceae familyasına ait çok yıllık bitki türü olan incir ağaçları (Ficus carica L.) Dünyada en fazla Türkiye, A.B.D. Yunanistan ve İspanya’da yetiştirilmektedir. İncir subtropik (ılıman) bir iklim bitkisidir, kışları ılık, yazları sıcak ve kurak yerlerde yetiştirilmektedir. Yıllık ortalama sıcaklığın 18-20 °C olması gerekmektedir. Sıcaklığın, Temmuz-Eylül ayları arasında 25-30 °C’nin altına, kış aylarında ise, -9 °C’nin altına düşmemelidir. İncir ağacı -7, -8 °C’ye kadar dayanmaktadır. Ülkemizde de oldukça fazla yetiştirilmektedir. Fakat ağaçlar Batocera rufomaculata (İncir tropikal tekeböceği) tarafından tehdit altındadır.
Şekil 1.0 Ergin bir Batocera rufomaculata (DeGeer, 1775).
İncir ağaçlarında ciddi zarara neden olan Cerambycidae familyasından Batocera rufomaculata (DeGeer, 1775) incir tropikal tekeböceği olarak bilinen zararlıların erginleri yaklaşık olarak 50-60mm boyundadır (Şekil 1.0). Zararlı, kış mevsimini larva olarak ağaç gövdesinde geçirmektedir. Nisan-Mayıs aylarında çıkış yaparak geceleri uçuş aktivitesi göstermektedir. Çiftleşme sonrası dişiler yumurtalarını gövdeye, erozyona uğramış köklere ve ana dallara ağız parçaları ile açmış oldukları oyuklara teker teker bırakırlar. Yaklaşık olarak 10 gün içerisinde yumurtadan çıkış yapan larvalar ağacın gövdesine girerek değişik şekillerde galeriler açarak iler (Şekil 1.1). Larva evresi yaklaşık olarak 280 gün sürmektedir, bu süreç sonunda olgunlaşan larvalar pupa evresine geçerek 17 gün sonra çıkış yapar ve erginler ağaç gövdesinde açmış oldukları 20 mm çapında deliklerden çıkış yaparlar (Şekil 1.2) .
Şekil 1.1 Batocera rufomaculata larvalarının açmış oldukları galeriler.
Şekil 1.2 Batocera rufomaculata erginlerinin çıkış delikleri.
Zararlı, yılda 1 döl vermektedir (Sudhi-Aromma ve ark., 2007). İncir tropikal tekeböceği yumurtalarını bırakmak için genelde strese girmiş veya yaşlı incir ağaçlarını tercih etmektedir. Larvaların gövdede beslenmesi sonucunda yapraklarda sararma ve sürgün uçlarda kurumalar meydana gelir, gerekli mücadelelerin yapılmaması ağacın ölümüne sebep olmaktadır.
Şekil 1.3 Batocera rufomaculata (DeGeer, 1775) zararı sonucunda kurumuş bir incir ağacı.
Orobanchaceae familyası altındaki türler tarım arazilerinde zarara neden olan tam parazit yabancı otlardır. Bilimsel adıyla Orobanche spp. olan yabancı ot, çiftçiler arasında; Göve otu, kanser otu, canavar otu gibi isimlerle anılmaktadır. Canavar otu konukçusunun yaşamı boyunca parazitidir. Ülkemizde bakla, ayçiçeği, mercimek, tütün, domates, patates gibi tarla bitkilerinde oldukça ciddi zararlara neden olmaktadırlar.
Arazide çimlenebilmeleri için kültür bitkisinin kök sistemine yakın olması gerekmektedir. Kök sisteminden aldığı uyarılar ile tohum dormansi halinden çıkar, çimlenme için gerekli sıcaklık ve nemin de uygun olması halinde çimlenme gerçekleşir. Tam parazit olan Orobanche spp. türlerinin yaprakları ve klorofilleri yoktur, bu nedenle fotosentez yapamazlar. Kök sistemi bulunmadığından kültür bitkisinin köklerine bağlanarak besin ve suyu konukçusundan alır. Bu durum konukçusunun daha zayıf gelişmesine ve veriminin ciddi oranda düşmesine sebep olur.
Maalesef etkili bir kimyasal mücadelesi bulunmamakta ve daha çok kültürel mücadele yoluna başvurulmaktadır: Daha temiz tohumlukların kullanımı, canavar otuyla bulaşık tarlada kullanılan tarım aletlerini sterilize ederek kullanımı gibi önlemler alınmaktadır. Bölgedeki çiftçiler köke zarar vermemek amacıyla keserek veya yakarak mücadele etmektedirler. Fakat binlerce tohum üretebilirler ve tohumlar 10 yıldan daha uzun bir süre toprakta canlılıklarını koruyabilirler. Bu nedenle tohum döneminden önce veya tohumları bulaştırmamaya dikkat ederek mücadele edilmelidir.
Not: Fotoğraflar Çukurova ilçesinde yetiştirilen bakla tarlalarından görüntülenmiştir. Boyları yaklaşık olarak 60-70 cm’ye ulaşabilmektedir.
Hayvanlar alemi, Arthropoda şubesi, Arachnida altsınıfı takımlarından olan akarlar ve keneler neredeyse hayatımızın her noktasında karşılaşmaktayız. Her gün uyuduğumuz yataklardan tutun da tükettiğimiz meyveler üzerindeki zararlarına kadar her yerdeler.
Bu küçük canlıların dünya üzerindeki tür çeşitliliği oldukça fazladır. Bu takımda çok sayıda familya bulunmakta fakat biz Eriophyidae familyası üyelerinden bahsedeceğiz. Bu ailenin üyeleri oldukça küçüktürler, çıplak gözle görmek pek mümkün değildir. Bulundukları ağaç türüne spesifiktirler; örneğin Aceria erinea türü akar sadece ceviz (Juglans regia) ağacı üzerinde zarara neden olmaktadırlar.
Ülkemizdeki ceviz (Juglans regia) ağaçlarında oldukça sık karşılaşılan fotoğraftaki deformasyona neden olmaktadırlar. Deformasyon (erineum gal) şekli; yaprak alt yüzünden, üst yüzeyine doğru çıkıntı oluşturacak şekilde kabartı oluşturmaktadır, akarlar ise kabartının alt yüzeyinde yaşamaktadırlar. Mücadelesi için kimyasal yollara başvuruluyor olsa da mekanik mücadele yöntemi ile deformasyona uğramış yaprakların ağaç üzerinden toplanıp uzaklaştırılması önerilmektedir.
Leave a comment