Yıkıcı bir narenciye hastalığı ile savaş : HLB

Kaynak : https://www.wur.nl/en/longread/fight-against-devastating-citrus-disease

Yazar : Dr. Lina Russ

Çok yıkıcı bir bakteri hastalığı, dünya çapındaki portakal, limon ve mandarin yetiştiriciliğini tehdit ediyor. Narenciye bahçeleri harap olurken Wageningen araştırmacıları, bakterinin DNA’sını anlamaya çalışarak ağaçları kurtarmaya çalışıyor.

Florida’da araba  plakalarının merkezinde belirgin bir şekilde portakal meyvesi görülebilir. Bu eyalet, narenciye yetiştiriciliği ile ayrılamaz bir şekilde bağlantılıdır. Florida’da onbinlerce hektar tarım alanında portakal yetiştirilir ve 2021 yılı verilerine göre 30.000 çalışanı ve 7 milyar dolarlık değeri ile çok önemli bir sektördür.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde portakal ve diğer turunçgillerin yetiştiriciliği çökmüş durumda. 2006 yılı ile kıyaslandığında Florida’nın toplam üretimi %90 azalmış durumda. Hüzünlü bir genç çiftçi, yerel bir televizyon kanalına verdiği röportajda “Geçtiğimiz birkaç yıl içinde; yılda 150 milyon kutu portakaldan 10 milyon kutuya düştük. Buradan her geçtiğimde, terk edilmiş başka bir meyve bahçesi görüyorum.” diye de ekledi.

Narenciye üretimindeki düşüş tek bir sebebe bağlı değil, ama en büyük sebep, “Citrus greening disease” denen HLB hastalığı.

Bahçenizde HLB gördüğünüz zaman, verimde %70 ile %80 arasında verim kaybı bekleyebilirsiniz.

Jan van der Wolf


Jan van der Wolf ; HLB konusunda Wageningen’de 2020 yılından, emekli olduğu Nisan 2025 yılına kadar çalışmış bir bakteriyologdur. Kendisi ve ekibi, bu narenciye hastalığının ardındaki bakteriyi daha iyi anlamayı hedefliyor.

Yellow dragon – 黃龍 – Sarı Ejderha

HLB, Çincede “Sarı Ejderha hastalığı” anlamına gelen  huánglóngbìng kelimesinin kısaltmasıdır. Çinli çiftçiler, bu hastalık ile 19.yy’da karşılaştı. Çin, şu ana kadar 100 milyondan fazla enfekte narenciye ağacını imha etti; Brezilya’da ise 56 milyondan fazlası kesildi. Van der Wolf ve arkadaşları, hastalıktan çok kötü etkilenmiş olan Etiyopya’daki meslektaşları ile ortak çalışmalar yürütüyor. HLB henüz Avrupa’da görülmemiş olabilir ancak Güney Avrupadaki ciddi narenciye üreticisi olan İspanya ve İtalya’da ciddi bir endişe olduğunu söyleyebiliriz.1  

“HLB hastalığının simptomlarının görünmesi yıllar sürebilir.”

Continue reading “Yıkıcı bir narenciye hastalığı ile savaş : HLB”

Bir Protein Kaynağı Olarak: Domates Yaprağı

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-home/extracting-protein-from-tomato-leaves-promising-but-still-not-that-simple.htm

Yazar : Prof. Dr. İr. Luisa Trindade

Domates yaprakları ilginç bir şekilde %27 gibi çok yüksek bir oranda proteine sahiptir. Bu da domates yapraklarını ilginç bir protein kaynağı yapıyor, hele de bitkisel proteinlere olan talep artmışken. Marietheres Kleuter tarafından yapılan bir doktora çalışması gösterdi ki, domates yapraklarının değerli bir hammaddeye dönüşmesi için hala aşması gereken engeller var.

Doktorant Kleuter ” Domatesteki proteinin büyük çoğunluğu Rubisco, Rubisco bitkinin havadaki CO2’i tutabilmesini sağlayan önemli bir fotosentez enzimi. Teoride bu proteini tofu gibi bir yemeğe dönüştürebilirsiniz. Ancak proteini ekstrakte ederken, klorofil sebebiyle proteinin rengi yeşil kaldı ve insanların yeşil renkli bir proteine hazır olmadığını düşünüyorum, ama shake tarzı içeceklerde ya da besin takviyesi olarak kullanılırsa renk daha az sorun olur.”

Yapraklardaki hücre duvarları fiziksel bariyer oluşturarak proteinin çıkarılmasını zorlaştırır. Yapraklar yaşlandıkça hücre duvarlarının bileşimi de değişir, bu da yapraklardan elde edilecek protein verimini azaltıyor.

Kleuter

Yapraklar yaşlandıkça protein yapıdaki Rubisco enzimi yıkıma uğrar, Kleuter’in çalışmasında bu yıkımdan sorumlu iki gen susturuldu (turned off) ve protein yıkımı neredeyse yetişme periyodunun sonuna kadar duraklatıldı.

Kleuter’in araştırması, Wageningen Üniversitesi ve Araştırma bünyesinde yeni bitkisel protein kaynakları bulmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı çalışmalarla bağlantılıdır. Bu tür protein bitkileri, küresel nüfusun artmaya devam etmesi ve mevcut hayvansal protein kullanımının sürdürülebilir olmaması nedeniyle hayati önem taşımaktadır.

Continue reading “Bir Protein Kaynağı Olarak: Domates Yaprağı”

Doğru mu duydum, Hücresel Tarım mı?

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-home/next-gen-businesses-produce-meat-without-animals-and-fish-without-a-catch.htm

Yazar: dr.ir. E (Etske) Bijl

Hayvanlar olmadan Et, İnekler olmadan Süt, Balıkçılık olmadan Balık eti; işte WUR ve WUR’a bağlı işletmelerin hedefi. Bu hedef “Hücresel Tarım” ya da “Hassas Fermentasyon” olarak adlandırılıyor.

“Grow Meat Not Animals” sloganı ile faaliyete geçen şirket “kültür et” olarak da adlandırılabilecek laboratuvar ortamında et üretiyor.

2022 yılında kurulan RESPECTfarms firması; sığır kök hücreleri ve bitki bazlı besi ortamı kullanarak kas dokusu geliştiriyor. Sonra bu kas dokusu 3D yazıcı kullanılarak “et”e dönüştürülüyor. Hayvan hücresi geliştirmekte oldukça bilgili olan firma yatırımcı arayışında. Firmanın hedefi yıllık 100 ton et.

RespectFarms tarafından biyoreaktörlerde üretilen et, doğal yolla üretilene göre %95 daha az alana, %78 daha az suya ihtiyaç duyarken %93 daha az çevre kirliliği ve %92 daha düşük sera gazı salınımına yol açıyor. Bu yöntem global olarak artan et talebini karşılayabilmemizi sağlarken aynı anda çevreye daha az zarar vermemize de yarıyor.

Yine aynı şekilde 2022 yılında kurulan  Upstream Foods firması da balık eti üretiyor. Buradaki fark firmanın kök hücrelerden “kas hücresi” yerine “yağ hücresi” çoğaltması, çünkü balığa tadını veren yağ hücreleridir.

Pek çok tüketici bitkisel etlerin tadından hoşlanmıyor, çünkü etlere tadını veren bileşenlerin en önemlisi hayvansal yağlardır.

Hücresel Tarım

Yukarıda saydığımız örnekler dışında “Hücresel tarım” çalışmalarının çoğu henüz sanayileşmeye hazır değil. Inekler olmadan Laktoprotein üretimi laboratuvar çalışmaları hala devam ediyor. Wageningen araştırmacısı Etske Bijl’in başında olduğu ekip bir NWO (Dutch Research Council) projesinde mikroorganizma kökenli Kazein (süt proteini) üretimi üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

Hayvansal protein ikamesi olan bitki kökenli ürünlerde temel problemlerden biri şu; bitkisel proteinler hayvansal proteinlere kıyasla oldukça küçükler. Kazein molekülü çok büyüktür ve kalsiyum mineralini bağlayabilir. Bu sebeple Bijl’in çalışmasından umudu yüksek.

Kök hücreden Ete

kaynak :https://captivatebio.com/cellular-agriculture/

1- Canlı hayvandan doku alınır

2- Kök hücreler dokudan ayıklanır.

3- Kök hücreler uygun besiyerinde çoğaltılır

4- Kök hücreleri kas lifleri ve başka katkı maddeleri ile “et”e dönüştürülmek üzere çoğaltılır.

5- Nihayet et tüketime hazır.

One response to “Doğru mu duydum, Hücresel Tarım mı?”

  1. Cansu Avatar
    Cansu

    Ben bu etten yiyebilecegimi sanmıyorum.

    Liked by 1 person

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2025 yılı Ocak ayı Meteorolojik Kuraklık Durumu

Kaynak : Meteoroloji Genel Müdürlüğü

Orta vade SPI verileri ile su kaynakları ve baraj doluluk oranlarına ilişkin bir fikir sahibi olunabilir.

Tekirdağ, Kahramanmaraş ve Afyonkarahisar illerimizdeki olağanüstü kurak alanlar dikkat çekiyor. Yurdumuzun genelinde Orta kurak bir yağış rejiminin hüküm sürdüğünü söylemek mümkün.

Uzun vadeli SPI verileri ile Hidrolojik kuraklık hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Yine Kahramanmaraş ve Edirne-Tekirdağ bölgesi olağanüstü kurak olarak dikkatleri çekerken Antalya – Muğla hattında Şiddetli ve Çok şiddetli kurak bölgeler dikkat çekiyor. Mardin – Batman hattında da orta kurak bölge görülebilir.

Kuraklık verilerine ilişkin daha ayrıntılı bilgiyi Türkiye Kuraklık Projeksiyonu sayfamızdan edinebilirsiniz.

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Yavaş yavaş gelen kabus : AntiFungal dayanıklılık pandemisi

Pestisitlerin her çeşidine yönelik dayanıklılık gelişimi zaten gündemdeyken, yapılan çalışmalar bazı insan patojeni fungusların, tarımsal amaçlı fungisitler ile münasebetleri sonucu insan tedavisinde kullanılan fungisitlere direnç geliştirdiğini gösterdi.

Aşağıda Yazar Danielle Gerhard’ın Tıbbi Mikolog Ferry Hagen ile röportajından kısa bir kesit bulacaksınız. Telif hakları sebebi ile çevireceğimiz makalelerin sadece bir kısmını yayımlayabiliyoruz.


Kaynak: https://www.the-scientist.com/the-silent-pandemic-of-antifungal-resistance-72337

Yazar : Danielle Gerhard, PhD

Dünya antibiyotiğe dirençli bakterilerle boğuşurken başka bir sinsi tehdit yavaş yavaş yaklaşıyor; ilaçlara dirençli funguslar!

Candida auris ve Aspergillus fumigatus gibi funguslarda gelişen antifungal dayanıklılık, tedavisi zor enfeksiyonlara yol açarken Dünya sağlık Örgütü’nün hazırladığı Fungal Priority Pathogen List1 adlı sınıflandırmada onları “Kritik” sınıfına sokuyor.

Antibiyotiğe dayanıklı bakteriler hakkındaki çalışmalar halihazırda hem yüksek araştırma bütçelerine ulaşmış hem de toplumun dikkatini çekmeyi başarmışken uzmanlar hızla gelişen antifungal dayanıklılık hakkında uyarıyorlar.

Westerdijk Fungal Biodiversity Institute Tıbbi Mikologlarından Ferry Hagen ile hem konunun kamu tarafından daha çok bilinmesi hem de tanı ve tedavi hakkında konuştuk

SORU : Neden antifungal dayanıklılığa “Sessiz pandemi” demeyi tercih ediyorsunuz?*

Antibiyotik dirençli bakteriler toplumda yaygın bir şekilde bilinip konuşulurken antifungal dayanıklılık aynı dikkati çekebilmiş değil2. Diğer bir sebep de fungisitlere dirençli fungus suşları, dirençli bakteri suşlarına göre çok yavaş yayılırlar. Örneğin 20 yıl önce antifungal dirençli A.fumigatus suşları çok nadir görülürken, Hollanda’da izole edilen A.fumigatus suşlarının %15’i artık 3 antifungal sınıfından birine dirençlidir. Hatta 2 antifungal sınıfa dirençlilik de mevcuttur.

SORU :Yeni antifungal ilaçlar geliştirmeyi zor kılan nedir?

İnsan ve Fungus hücresindeki benzerlikler sebebi ile fungus hücresine zarar verip insan hücresine zarar vermeyen bileşikler bulmak çok zor bir iştir. Buna ek olarak yeni fungisit geliştirme süreci 10 ila 15 yıl sürmektedir. Ancak ilaç geliştirme süresi içinde birçok mantar türü benzer molekülleri hedef alan tarımsal fungisitlere maruz kalacağı için zaten direnç geliştirmiş olacaktır. 3

Tarımsal fungisit ipflufenoquin’e karşı in vitro direnç geliştiren Aspergillus fumigatus suşları olorofim’e de dirençlidir

Bu kısa ama etkili olduğunu düşündüğüm yazı sonunda önümüzdeki yıllarda bitki patojeni funguslara karşı elimizdeki “silah”ların çok yakın bir gelecekten başlayarak azalacağını, bazı hastalıklara karşı tamamen kimyasal çözümden yoksun olacağımızı tahmin etmek zor değil. Entegre zararlı yönetimi gittikçe daha da önem kazanacak, özellikle fungal bitki hastalıklarının epidemiyolojisinin çok iyi öğrenilmesi elzem hale gelecektir.

  • Burada yazar; Rachel Carson’un meşhur “Silent Spring” kitabına gönderme yapıyor

Kaynaklar

  1. WHO. Geneva: World Health Organization; 2022
  2. van Rhijn N, et al. Lancet. 2024;404(10457):1017-1018.
  3. van Rhijn N, et al. Nat Microbiol. 2024;9(1):29-34.

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Muzda Fusarium (TR4) ve Siyah Sigatoka hastalıklarına dayanıklı ırk çeşit geliştirildi

Yazar : Wageningen News

Kaynak : Wageningen News

WUR da çalışan profesör Gert Kama Yelloway One adını verdiği ve Muz yetiştiriciliğinde büyük bir atılım olan yeni hibriti hakkında;

Geleneksel ıslahın bu hastalıklara karşı dirençli bitkiler geliştirmemize yardımcı olabileceğini biliyorduk. Şimdi bunu kanıtladık ve daha da önemlisi, en yeni genetik araçları kullanarak bunu diğerlerinden çok daha hızlı yapabileceğimizi gösterdik. Bu gelişme muz yetiştiriciliğinin geleceği için büyük bir önem taşıyor

Prof. dr. Gert Kema

Çığır açıcı bu gelişme Chiquita, Keygene, MusaRadix ve Wageningen University&Research işbirliği ile başarıldı.

Yelloway One’ın geliştirilmesi küresel muz yetiştiriciliği için kritik bir zamana denk geliyor. TR4 ve Siyah Sigatoka, son yıllarda önemli hasara yol açarak yüz milyonlarca dolar değerinde kayba neden oldu. Şimdiye kadar bu hastalıklara dayanıklı bir muz çeşidinin bulunmaması, çiftçiler ve muz sektörü üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştur. Yelloway One geleneksel ıslah tekniklerinin bir ürünüdür. Her iki hastalık da muz endüstrisi için, özellikle de yaygın olarak ihraç edilen Cavendish muzu için uzun süredir tehdit oluşturmaktadır.

UF/IFAS ARAŞTIRMACILARI TOPRAKTAN NİKELİN BİTKİLER ARACILIĞIYLA ÇIKARILABİLMESİ İÇİN ÇALIŞIYOR

Kaynak : https://blogs.ifas.ufl.edu/research/2024/09/06/extracting-nickel-through-plants/

Yazar : Hope Miller

UF/IFAS1 araştırmacılarından bir ekip phytomining2 adı verilen; bitkiler aracılığıyla topraktan nikel ekstraksiyonu, için yöntemler geliştirilmesi amacıyla U.S. Department of Energy Advanced Projects Agency-Energy tarafından 1.9 milyon dolarlık bir ödenek kazandı.

Bahçe bitkileri bölümünden Doçent Jeongim Kim ve takımı yabani bitkilerin (native plants) topraktan nikel absorplama yeteneklerini ileri bitki bilimi ve AI kullanarak arttırmaya çalışacaklar.

Nikel, temiz enerji için olmazsa olmaz bir element. Elektrikli araçlardaki ve diğer güç hücrelerindeki Lithium-ion bataryalarda kullanılıyor. Hızlı artan talebi karşılamak için yeterli iç kaynağımız yok.

Jeongim Kim


Bu proje sadece metal toplama tesislerini yerlileştirmekle kalmayacak, aynı zamanda çıkarılan Nikel için maliyet açısından rekabetçi ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri kurulmasına yardımcı olacaktır. Avrupa’daki şirketler halihazırda nikel bakımından zengin bitkilere yönelimiş durumda. USA’de phytomining etkinliğinin artırılması, Avrupa’dakine benzer fırsatlar yaratacaktır.

Teknoloji transferi ve ticarileştirme yoluyla, bu bitki ve yöntemler, normalde metal içerikleri yüzünden tarımsal yönden kullanımı sınırlı olan arazilerin iyileştirilmesi için kullanılabilecektir.


Editörün notu:

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün Doğal kaynaklar ve Ekonomi bülteni (2017) 24: 7-12 “Madencilikte Bitkilerin Gücü” adlı makale, bitki madenciliği alanında okunması gereken önemli bir Türkçe kaynaktır. Siz değerli okurlarımız için ekliyoruz.

  1. University of Florida / Institue of Food and Agricultural Sciences ↩︎
  2. Topraktaki ağır metalleri bitkiler aracılığı ile ekstrakte etmek ↩︎

Hollanda’daki süpermarketlerde gıda atığı %0.89’a düştü

Yazar: Wageningen news

Kaynak : wageningen news

Yazının orjinal başlığı “Food waste in supermarkets down to 0,89%” ancak bu haberin Türkiye ile ilgili olduğu yanılgısına kapılmamanız için haber başlığı editör tarafından değiştirilmiştir

Süpermarketlerdeki gıda atığı 2023 yılında tedarik hacminin %0,89’una düşmüştür. Bu oran 2018’deki ilk ölçümle karşılaştırıldığında %35’lik bir azalma anlamına gelmektedir. Bulgular, Food Waste Free United Foundation ve Hollanda Gıda Perakende Birliği (CBL) tarafından başlatılan ve Wageningen University & Research (WUR) tarafından süpermarketlerin kendi raporlarına dayalı olarak yürütülen yıllık anketten elde edilmiştir.

Hollanda LVVN1 bakanı Femke Marije Wiersma “Perakendede gıda israfının azaldığını görmekten memnuniyet duyuyorum. Çiftçilerimiz, balıkçılarımız ve bahçıvanlarımız her gün tabaklarımıza en kaliteli gıdayı koymak için inanılmaz bir çaba sarf ediyor. Gereksiz yere çöpe attığımız her kilo çok fazla; gıda israfı refahımızın bir dezavantajı ve dünyada hala bunu karşılayamayacak çok sayıda insan var. Bu nedenle, gıda israfıyla mücadele azami dikkatimizi hak ediyor” açıklamasında bulundu.

Food Waste Free United Foundation Direktörü Toine Timmermans “Perakende sektöründeki gıda atıklarındaki azalan ivmeyi cidden görebiliyoruz. Bu durum büyük çoğunlukla marketlerin kendi ayakizlerini azaltma çabalarından kaynaklanıyor. Ayrıca kısmen, yakın zamanda yürürlüğe giren ve sosyal ve çevresel etkilerini rapor etmelerini gerektiren CSRD Direktifi gibi mevzuattan kaynaklanmıştır. Bu sayede diğer sektörlere de örnek olmalarını umuyoruz” dedi.

ÜRÜN GRUPLARINA GÖRE GIDA İSRAFINDAKİ AZALMA

Süpermarket endüstrisi, gıda atıklarını 2018 yılından beri analiz ediyor. Avrupa’daki gıda atığı tanımını kullanırsak, yani gıda insanlara ya da hayvanlara gitmiyorsa atık olarak tanımlandığında, 2023 yılında toplam atık miktarı, tedarik hacminin %0,89’una düşecektir. Bu oran 2022 yılındaki satın alma hacminin %1,38’i kadardı. Şimdi aynı tanımı kullanırsak, atık yüzdesi %1,21 olacaktır. Aşağıdaki ürün kategorilerinde, yıllar arasında doğru karşılaştırma yapabilmek için yine aynı tanımı kullanıyoruz. Burada, insan tüketimi için kayıpların tedarik hacimlerine kıyasla yüzdesi şöyledir

  • Ekmek, yarı pişmiş ekmek ve hamur işleri: %6,5 (2018’deki %7,7 ile karşılaştırıldığında)
  • Taze et ve taze balık: %1,4 (2018’deki %2,9 ile karşılaştırıldığında)
  • Patates, meyve ve sebze: %2,1 (2018’deki %2,7 ile karşılaştırıldığında)
  • Süt ürünleri, yumurta ve soğutulmuş hazır ürünler: 1,0 (2018’deki %1,4 ile karşılaştırıldığında)
  • Diğer taze ve bozulmayan ürünler: 0,3 (2018’deki %0,4 ile karşılaştırıldığında)


    Buna göre ‘ekmek, hamur işleri ve yarı pişmiş ekmek’ toplam alımın %6,5’i kadar kayıpla insan tüketimi için kullanım açısından en az verimli kategoridir. İçecekler, toplam alımın sadece %0,2’sini oluşturan kayıplarla en verimli kategoridir.

Ekmek, Et ve Balık atıklarında dikkat çekici düşüş

Ekmek&Hamurişi ve Taze et&balık kategorilerinde marketlerin özel çabası ve bu konuya yoğunlaşması ile atıklarda azalma gerçekleşti. Marketlerin tüm ekmeklerin satılması yönündeki baskıları yanında bayat ekmeğe indirim uygulamaları 2022 yılına göre atık miktarında %16’lık bir azalma sağlamış. Bütün bu azalmaya rağmen atığın en fazla olduğu kategori maalesef hala Ekmek&Hamurişi kategorisinde en fazla.

Taze et&balık kategorisi de diğer bir önemli kategori. Bu ürünlerin ekolojik ayakizi çok büyük olduğu için ziyan olmaları daha da üzücü oluyor. Marketler bu sorunu da daha iyi ürün yönetimi ile 2022 yılına göre %37 azaltmayı başardılar.

Gıda israfına karşı AI ve Raf ömrü sembolleri çok önemli silahlar

Hollanda Gıda Perakendeciliği Birliği (CBL) Genel Müdürü Marc Jansen, süpermarketlerin gıda atıklarının azaltılmasını aktif bir şekilde teşvik etmeye devam ettiğini söylüyor. “Süpermarketler gıda israfını azaltmaya yönelik yeniliklere yoğun bir şekilde odaklanıyor. Örneğin, arz ve talep arasındaki uyumu iyileştirmek için Yapay Zeka (AI) kullanıyorlar. Ayrıca, artık domateslerden makarna sosu veya artık muzlardan bisküvi ve kek gibi atık akışlarına dayalı yeni özel markalı ürünler de geliştiriliyor.”

Süpermarketler ayrıca saklama tavsiyeleri ve artıkların nasıl kullanılacağına dair ipuçları da dahil olmak üzere tüketici eğitimi üzerinde çalışmaktadır. Raf Ömrü Koalisyonu2 özel markalı ürünlerin en az %50’sinde ‘best before’ ve ‘use by’ tarihlerini bir sembolle netleştirmeyi kabul etmişlerdir. Araştırmalar3, raf ömrü konusunda netlik eksikliğinin tüketiciler arasında evde gıda israfının başlıca nedenlerinden biri olduğunu ortaya koymuştur.

Çeviri yazılarda DeepL.com‘dan kontrol amacıyla yararlanılmıştır.

  1. Ministry of Agriculture, Fisheries, Food Security, and Nature ↩︎
  2. Albert Heijn, Jumbo, Lidl, Dirk ve DekaMarkt ↩︎
  3. https://research.wur.nl/en/projects/iconen-houdbaarheid-voedselverspilling-bo-43-110-011/publications/ ↩︎

Fotoğraf: Expect Best: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/ellerin-yakin-cekim-251610/

Fotoğraf: mali maeder: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/aci-biber-ve-yesil-baharatli-kirmizi-et-65175/

Fotoğraf: Kevin Malik: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kadin-alisveris-yapmak-is-super-market-9016541/

https://pxhere.com/en/photo/1344515?utm_content=shareClip&utm_medium=referral&utm_source=pxhere

Bir virionun atom düzeyindeki ilk modeli, yeni özellikleri ve dinamikleri ortaya koyuyor.

Kaynak: https://news.illinois.edu/view/6367/1225147035

Yazar : Liz Ahlberg Touchstone

University of Illinois Urbana-Champaign araştırmacıları 26 milyon atomdan oluşan bir bilgisayar modeli oluşturarak bir DNA virüsünün yapısını ve DNA dinamiklerini daha iyi anlamamızı sağlayarak hem yeni araştırma kapıları araladılar hem de ilaç araştırmaları için olası hedefleri belirlediler.

Bir virüsle savaşmak için onunla ilgili her şeyi bilmeniz gerekir. Bileşenler açısından orada ne olduğunu biliyoruz ama bu bileşenlerin nasıl organize olduğunu bilmiyoruz.

Aleksei Aksimentiev

Virüsler DNA ya da RNA’dan müteşekkil genetik materyallerini kapsid adı verilen içi boş bir parçacık içinde paketlenmiş halde tutarlar. Birçok içi boş kapsidin yapısı tanımlanmış olsa da içi genetik materyalle dolu bir kapsidin yapısı hala anlaşılamamıştır.

Tam paketlenmiş bir viral genomu incelemek için araştırmacılar ilk önce HK971 adı verilen, bakterileri enfekte eden bir virüsü incelediler. Bu virüs daha önce çeşitli deneylerle çok iyi çalışılmış bir virüs olduğu için Illinoi grubu yaptıkları simülasyonların önceki çalışmalarla kıyasını yapabilecekti.

“Deneylerden kapsidin bir geçidi (portalı) olduğunu ve orada DNA’yı içeri iten bir motor protein olduğunu biliyoruz. Ayrıca literatürden kapsidin yapısını da biliyoruz. Genetik sekansı da biliyoruz ancak kapsidin içinde paketlenmiş genetik materyalin yapısını bilmiyorduk. “

Paketlenmiş genomun yapısal dinamiklerinin ortaya çıkarılması çeşitli açılardan araştırmacıları zorladı. Henüz deneysel olarak gözlenemediği için simülasyon için bir süperbilgisayar gerekli oldu. Bununla birlikte, bir simülasyon çok kısa bir süre için çok fazla ayrıntı gösterebileceği gibi, daha uzun bir süre için daha az ayrıntı gösterebilir.

Illinois grubu DNA’yı simüle etmek için bir multiresolution(çoklu çözünürlüklü) çözümü geliştirdi; probleme çözünürlüğün farklı seviyelerinden ve farklı zaman uzunluklarından bakıp sonra tüm bu bilgiyi bir arada yorumlayıp prosesin bütüncül bir resmini ortaya çıkardılar. Önceden kullanılıp doğrulanmış DNA katlanmasını (origami) içeren deneyler, HK97’ye çoklu çözünürlük yaklaşımı için kullanıldı. Sonuç; hem bir viral DNA paketlenme prosesine hem de kapsid içinde tamamem katlanmışken yapısal özelliklerine ve dalgalanmalara (fluctuations) atom düzeyinde ilk bakışı ortaya çıkardı.

Çalışmanın sonucunda DNA’nın kapsid içine itilirken dönüşlü döngüler oluşturduğunu gören araştırmacılar bunun önemli bir bulgu olduğunu, çünkü DNA’nın bu yapısının ökaryotik hücrelerdeki organizasyonuna benzer olduğunu bildirdiler. Ayırca bulgularda DNA’nın kendisini kapsidin topolojisine uygun domainler halinde organize ettiği görüldü. Süreç, simüle edilen her parçacıkta biraz farklı döngü konfigürasyonları ve DNA topolojisi ile sonuçlandı.

Bu farklılıklar gösterdi ki; kendine özgülük sadece hayvanlara ya da bitkilere özgün değil, gen kopyalayan yapıların en ilkel formu olan virüslere kadar uzanmaktadır. Bu sonuç virüslerin enfekte etme süreçlerine ve virüsler arasındaki bu farklılıkların enfeksiyon yapma yeteneklerine ilişkin yeni bir bakış açısı kazandırıyor.

Aleksei Aksimentiev

Simülasyonlar; kapsidin şeklini oluşturan özellikle ka kenar ve köşelerindeki yapısal özellik ve kusurların, kapsidin içindeki DNA üzerinde muazzam etkide bulunduğunu gösterdi. Bu gerçekler, ilaç geliştirmede potansiyel hedefler olabilirler.

Fotoğraf : Fred Zwicky

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Escherichia_virus_HK97 ↩︎

Aranıyor : ah nerede o eski tohumlar

Kaynak: https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/wanted-seeds-of-dikke-leidsche-winter-and-other-lost-heritage-varieties.htm?utm_source=twitter&utm_medium=social&utm_campaign=stw

Yazar: Lana de Bruijn

Bir yüzyıl önce Hollanda tarımında bugüne göre çok fazla çeşit mevcuttu. WUR bünyesindeki The Centre for Genetic Resources(CGN), kaybolmuş ata mirası çeşitleri yeniden keşfetme ve koruma amacı taşımaktadır. Toplumsal dayanışma yoluyla CGN, listede eksik olan son düzinelerce çeşidi beş tanesi “en çok arananlar” koleksiyonuna eklemeyi umuyor.

“Belki bir yerlerde birilerinin tavan arasında hala eski sebze çeşitlerinin tohumları vardır”

Ata mirası çeşitler 1950’li yıllara kadar geliştirilip kullanılan çeşitlerdir. Tarımdaki gelişmelerle birlikte bu çeşitler önce düşük verimleri ya da sınırlı besinsel değerleri sebebi ile ıskartaya çıkarıldı, sonra da unutulup gitti. Ama bu çeşitler bizim biyolojik mirasımızın bir parçasıdırlar ve günümüz ıslahında yararlı olabilecek özelliklere de sahip olabilirler. Listemiz 350 ata mirası çeşidi içeriyor. Bu çeşitlerin hikayelerini web sayfamızda paylaşıyoruz. CNG kurumu ata mirası çeşitlerin çoğunun tohumuna sahip1. Listedeki 350 çeşidin 50 kadarı kayıp, onların tohumlarına -henüz- ulaşılamadı, maalesef buna en çok istenen 5 çeşit de dahil

Robbert van Treuren

Lange Holkruin,

Wassenaar Selection

Kennemerland

Dikke Leidsche Winter

Delftsche Groene Kortpoot

En fazla aranan 5 ata çeşidi

  1. Lange Holkruin: Hollanda’da “Utrechtsche Platkop” adıyla bilinen bir yaban havucu çeşididir. Büyük, etli beyaz bir kök ve çökük bir tacı vardır.
  2. Wassenaar Selection: Sarı etli lahanadır. Yuvarlak ve oval şekilli, mor veya bronz renkli bir başı vardır.
  3. Kennemerland: Düz cam altında2 yetişen bu kavun, karbonkel çeşidi bir kavun ile çaprazlanarak oluşturulmuştur.
  4. Dikke Leidsche Winter: Geçen yüzyılın en dayanıklı pırasasıdır, geç olgunlaşan mavi-yeşil yaprakları vardır.
  5. Delftsche Groene Kortpoot: Erken hasat edilebilen küçük bir karnabahar çeşididir. Kısa bir sap üzerinde büyür ve parlak sarı renklidir.

En çok aranan çeşitler – Kime göre neye göre

Bu en çok aranan çeşitler listesi araştırmacı Lana de Bruijn tarafından oluşturuldu. Neden bu 5 çeşide önem verdiğini kendisinden dinleyelim;

Elbette tüm kayıp çeşitleri bulmayı istiyoruz ama gerek isimleri gerek menşei olarak zihnimizi en çok heyecanlandıran çeşitleri seçtik. Bu çeşitler hakkındaki bilgileri esas olarak eski CGN üyeleri tarafından derlenen bir listeden, Orange List’ten aldım. Bu liste 1850 ile 1950 yılları arasında Hollanda’da yetiştirilen tüm çeşitleri içeriyor. Her bir çeşidin özellikleri, yetiştirildikleri bölge ve Hollanda’da en son görüldükleri yıl veya dönem açıklanmaktadır. Koleksiyonumuzda hala eksik olan çeşitlerin tohumlarının bir yerlerde olduğunu umuyoruz

Lana de Bruijn

Biyokültürel mirasın önemi

De Bruijn’e göre ata çeşitleri tıpkı bir Van Gohg ve Rembrandt tabloları gibi kendi tarihleri hakkında bir şeyler söyler. Yerel halkın daha önce hangi çeşitleri hangi sebeplerden yemeği sevdiğini, hangi iklim koşulları ve hangi topraklarda nelerin yetiştiğinin anlaşılması gibi bu çeşitler Hollanda tarihinin ayrılamaz bir parçasıdır. Örneğin, çok fakir topraklarda yetiştiğini bildiğimiz ‘Evene’ yulaf çeşidini ele alalım. Ve sert iklimlerde çok iyi sonuç veren ‘Zeeuwse tarwe’ buğday çeşidini. Bu tür özellikler, daha dayanıklı ürün çeşitlerinin ıslahı için faydalı olabilir. Dolayısıyla, kültürel-tarihi değerlerinin yanı sıra, miras çeşitlerinin sosyal değeri de vardır.

Centre for Genetic Resources, the Netherlands

The CGN 30 farklı mahsüle ait yaklaşık 24.000 tohum örneğine sahiptir. Bu tohumlar vakumlu paketlerde -20 C derecede saklanırlar. Tohumlar; yetiştirme, araştırma ve eğitim amaçlı kullanıma açıktır. Bitkilerin yanında merkez; hayvan, ağaç ve aquaculture gen bankası olarak da hizmet verir.

Peki Türkiye’de işler nasıl yürüyor?

Türkiye’de iki adet tohum gen bankası vardır ve bu gen bankaları da dünyanın sayılı gen bankaları arasındadır.

Türkiye tohum gen bankası Tarla bitkileri merkez araştırma enstitüsü bünyesindedir. Enstitü ile ilgili gerçekten doyurucu bilgiye şu linkten ulaşabilirsiniz.

Ulusal Tohum Gen Bankası da Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 1964 yılında kurulmuştur. Bu gen bankası dünyadaki ilk gen bankalarından biri olma niteliğini de taşımaktadır 1970’li yılların başından bu yana uluslararası standartlara uygun olarak faaliyet gösteren Ulusal Tohum Gen Bankasında, ülkemiz orijinli bitki genetik kaynaklarına ait yerel çeşitler, ıslah edilmiş çeşitler, bazı önemli karakterlere sahip ıslah hatları, kültür bitkilerinin yabani akrabaları, doğal florada mevcut, diğer yabani türler, geçit formları ve endemik türlere ait tohum örnekleri bulunmaktadır. Ulusal Tohum Gen Bankasında 3.339 türe ait 55.000’ den fazla tohum örneği günümüz ve gelecekteki bitkisel araştırmaların kullanımına hazır bir şekilde kaybolmadan saklanmaktadır ve emniyet yedekleri Türkiye Tohum Gen Bankasında yapılmaktadır.
Ulusal Tohum Gen Bankası Türkiye bitki genetik kaynaklarının korunması ve bu zengin çeşitliliğin araştırmacılar ve gelecek kuşaklarca sürdürülebilir kullanımını sağlamakla sorumludur. Türkiye bitki genetik kaynaklarını korumak ve gelecek nesiller için sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla, sürvey, toplama, muhafaza (ex situ ve in situ), üretim, yenileme, karakterizasyon, değerlendirme, eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütülmektedir.”

Türkiye’de tohum bankacılığı hakkında bulabildiğim kaynaklar maalsef sadece bunlar. Türkiye’de tohum bankacılığının nasıl yapıldığını bilemiyorum, çünkü bu konunun dökümantasyonu çok zayıf. Ancak bu iki gen bankasının kendi dökümantasyonları harici Türk Tarım ve Orman Dergisinde şöyle bir haber bulmak mümkün.

Değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.

Fotoğraflar

Photo by Greta Hoffman : https://www.pexels.com/photo/senior-woman-planting-seeds-in-container-7728394/

Photo by Luis Ruiz: https://www.pexels.com/photo/shallow-focus-photography-of-two-orange-carrots-1343954/

Photo by Ella Olsson: https://www.pexels.com/photo/variety-of-vegetables-1458694/

  1. bu çeşitler şuradaki sayfa üzerinden de bildiğim kadarı ile Hollanda’da satılıyor ↩︎
  2. Koruyucu cam ya da serayı kastettiklerini düşünüyorum ↩︎