Amaç : Bu yazının amacı tarım profesyoneli olmayan okuyucuda “sulama” konusunun ne kadar derin, ne kadar önemli olduğu fikrinin oluşturulması ile birlikte kısıntılı sulama kavramının tanıtılmasıdır. Çünkü “sulama” sadece bir “kelime” değil, oldukça karmaşık bir optimizasyon ve mühendislik uygulamasıdır.
Çiftçi, diğer müteşebbisler gibi -sadece- kar maksimizasyonuna çalışan bir profesyonel değildir. Çiftçi; toprağını, iklimini, bitkisini iyi tanımak ve yaptığı insan besleme faaliyetini sürdürülebilir yapmak zorundadır, çünkü kullandığı kaynaklar kısıtlıdır ve yapacağı yanlış uygulamalar pratikte bu kaynakların geri dönüşsüz biçimde hepimiz tarafından kaybedilmesi ile sonuçlanır.
Bu yazımızda, şimdiki adıyla Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Türkiye’de Yetiştirilen Kültür Bitkileri İçin Kısıntılı Sulama Rehberi adlı eserin kısa ama gerekli bir tanıtımını yapacağız.
Tanım : Kısıntılı sulama, farklı düzeylerde su eksikliği ve bitki veriminin azalmasına izin verilerek yapılan bir optimizasyon yaklaşımıdır. Sulamada kullanılan birim m³ suyun sağladığı verim artışı, getirdiği net gelir ve çevresel etkilerinin de bilimsel olarak her yöre ve bitki için bilinmesi zorunludur.
Bitki fizyolojisini bilmek
Kısıntılı sulama yapabilmek için bitkilerin fizyolojik dönemlerini bilmek gerekir.
Çimlenme ve Fide dönemi : Tohum su alıp şişer, enzimler aktive olur, kök ve sürgün çıkışı gerçekleşir. Çimlenme döneminde su kritiktir, kısıtlama yapılamaz.
Vejetatif büyüme dönemi : Bu dönem yaprak gövde ve kök gelişiminin gerçekleştiği dönemdir. Yaprak alanı genişler, fotosentez kapasitesi artar, kökler toprakta gelişip yayılır. Bu dönemde su çok önemli olsa da erken vejetatif dönemde su stresi çoğu bitki için telafi edilebilirdir. Ancak su miktarı çok az tutulursa kök gelişimi sınırlanır.
Tomurcuklanma ve Çiçeklenme : Bitkiler bu aşamada generatif organ geliştirirler. Çiçek tomurcukları açılır, polenler oluşur. Bu dönemdeki bir su eksikliği çok yüksek verim kayıplarına yol açar, su kısıntısı kesinlikle tavsiye edilmez. Tomurcuklanma ve çiçeklenme evresindeki su eksikliği sonucu çiçeklenme senkronu bozulur, çiçek dökülmesi artar, polen canlılığı düşer.
Meyve tutumu / Dane bağlama dönemi : Bu dönemde döllenme sonrası meyve veya dane embriyosu oluşur. Tahmin edebileceğiniz üzere bu dönemde su kısıntısına gidilmez.
Meyve / Dane gelişimi : Fotosentez ürünleri depo edilir, meyve irileşir. Su, hem fotosentez hem de besin taşınımı için gereklidir. Üzüm ve Domates gibi bazı ürünlere kısıntı yapılabilir, hatta yapılması tavsiye edilebilir. Ancak genel olarak yine kısıntı önerilmez.
Olgunlaşma ve Hasada yaklaşma : Bu aşamada bitkinin su ihtiyacı azalır, depolanan ürün olgunlaşır. Bu dönemde aşırı sulama kalite düşüşüne yol açar. Uygun bir su kısıntısı tavsiye edilir.
Genel olarak vejetatif büyüme dönemi sonları (generatife geçmeden önce) ve hasada yakın dönemlerde yapılabilecek su kısıntıları verimde ciddi kayıplara yol açmadan mahsül eldesine yardımcı olabilir.
Kuraklık sorununun çözümü elbette sadece kısıntılı sulama ile bulunamaz. Bölge uygun ürün ve çeşitler yetiştirmek, kuraklığa dayanıklı, daha az su isteyen çeşitler yetiştirmek, topraktaki suyu koruyabilmek ve yağmur suyu hasadı gibi ihmal edilen su kaynaklarının değerlendirilmesi de önemlidir.
Orta vade SPI verileri ile su kaynakları ve baraj doluluk oranlarına ilişkin bir fikir sahibi olunabilir.
Tekirdağ, Kahramanmaraş ve Afyonkarahisar illerimizdeki olağanüstü kurak alanlar dikkat çekiyor. Yurdumuzun genelinde Orta kurak bir yağış rejiminin hüküm sürdüğünü söylemek mümkün.
Uzun vadeli SPI verileri ile Hidrolojik kuraklık hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Yine Kahramanmaraş ve Edirne-Tekirdağ bölgesi olağanüstü kurak olarak dikkatleri çekerken Antalya – Muğla hattında Şiddetli ve Çok şiddetli kurak bölgeler dikkat çekiyor. Mardin – Batman hattında da orta kurak bölge görülebilir.
Fotosentez ve Solunum: Aşırı sıcaklıklar bitkilerin fotosentez yapma yeteneğini olumsuz etkiler. Fotosentez oranı düşer, bu da bitkilerin enerji üretiminde azalmaya yol açar. Aynı zamanda, solunum oranı artar ve bu durum, bitkilerin enerji rezervlerinin hızla tükenmesine neden olur. Bu çift etki, bitkilerin büyüme ve gelişmesini ciddi şekilde yavaşlatır (TR Dizin) (Home).
“Kuzeybatı Pasifik’teki sıcak hava dalgaları, geniş çapta bitki örtüsünün yanmasına neden oldu ve bu durum fotosentezi ve genel bitki sağlığını olumsuz etkiledi.” (KTVZ).
Su Kaybı ve Transpirasyon: Yüksek sıcaklıklar, bitkilerde terleme (transpirasyon) oranını artırır, bu da su kaybına yol açar. Su stresi yaşayan bitkilerde yapraklar solgunlaşır ve hatta yanık izleri görülebilir. Bu durum bitkilerin su dengesini bozar ve büyüme süreçlerini sekteye uğratır (TR Dizin).
“Avrupa’daki birçok ürün, yüksek sıcaklıklar nedeniyle şiddetli su stresi yaşadı ve bu durum, yaprakların kıvrılması ve solması gibi gözle görülür belirtilerle kendini gösterdi.” ((State of the Planet).
Morfolojik Etkiler
Yaprak Yanıkları ve Solgunluk: Aşırı sıcaklıkların doğrudan etkisiyle bitkilerin yapraklarında yanıklar oluşabilir. Bu yanıklar, bitkilerin fotosentez kapasitesini azaltır ve genel sağlık durumunu bozar. Ayrıca, su kaybı nedeniyle yapraklar solgun hale gelir ve bitki genel olarak zayıf bir görünüme bürünür (Home).
“Oregon’da, 2021’de meydana gelen ısı kubbesi olayı, ağaçlardaki yaprakların aşırı sıcak nedeniyle ‘pişerek’ kahverengiye ve kırmızıya dönmesine neden oldu; bu durum 2024’te yeniden gözlemlendi. (KTVZ).
Kök Gelişimi: Yüksek toprak sıcaklıkları, kök gelişimini olumsuz etkiler. Kökler yeterince derine inemez ve bu da bitkilerin su ve besin maddelerine ulaşmasını zorlaştırır. Bu durum bitkilerin genel sağlığını ve dayanıklılığını azaltır (Defteriniz).
Verimsel Etkiler
Ürün Kaybı: Aşırı sıcaklıklar, tarımsal ürünlerin veriminde ciddi kayıplara neden olabilir. Örneğin, sıcaklık stresi altında olan domates bitkilerinde çiçeklerin ve genç meyvelerin dökülmesi sıkça görülür. Bu durum, ürün miktarının azalmasına ve ekonomik kayıplara yol açar (Gazete Kocaeli).
“Dünyanın çeşitli yerlerindeki buğday mahsullerinde, yüksek sıcaklıkların çiçeklenme aşamasını etkilemesi nedeniyle tane tutumunda azalma görüldü.” (EOS Data Analytics).
Kalite Düşüşü: Aşırı sıcaklıklar, ürün kalitesini de olumsuz etkiler. Örneğin, yüksek sıcaklıklara maruz kalan üzüm bağlarında, üzüm tanelerinin iriliği ve şekeri azalabilir. Bu da, ürünlerin pazar değerini düşürür ve ekonomik zarara neden olur (Gazeteoku) (Habertürk).
Ekosistem Üzerindeki Etkiler
Arı Popülasyonları: Aşırı sıcaklıklar, arı popülasyonlarını olumsuz etkileyerek bitki tozlaşma süreçlerini aksatır. Arıların yaşam alanları ve besin kaynakları daraldıkça, tozlaşma etkinliği azalır ve bu durum, bitki çeşitliliğini ve verimini olumsuz etkiler (Gazete Kocaeli).
Zararlı istilaları: Isı stresine maruz kalan bitkiler, doğal savunmaları zayıfladığından zararlılara ve hastalıklara karşı daha duyarlıdır.
“Kuzey Amerika’daki mahsullerde haşere aktivitesi arttı; haşereler sıcak koşullarda gelişerek zaten stres altında olan bitkilere daha fazla zarar verdi.” (State of the Planet) (EOS Data Analytics).
Bu örnekler, 2024 yılı Mayıs ve Haziran aylarında yaşanan aşırı sıcaklıkların bitkiler üzerindeki ciddi olumsuz etkilerini gözler önüne sermektedir. Bu durum, tarım sektörü ve ekosistemler üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Gazete Haberleri ve STK Görüşleri
Gazete Haberleri
Sözcü Gazetesi, 26 Haziran 2024 tarihinde aşırı sıcaklıkların bitkiler üzerindeki etkilerini ele alan bir makale yayınladı. Haberde, yüksek sıcaklıkların bitkilerde fotosentez ve solunum süreçlerini olumsuz etkilediği, yaprak yanıklarına ve su kaybına yol açtığı belirtildi. Ayrıca, tarımsal ürünlerde verim kaybının ve bitki hastalıklarının artışının, ekonomik açıdan da ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.
Habertürk’te yer alan bir başka haberde, tarım sektöründeki uzmanların görüşlerine yer verildi. Uzmanlar, aşırı sıcaklıkların özellikle yazlık bitkilerde stres yarattığını, çiçek ve meyve dökülmelerine neden olduğunu belirtti. Ayrıca, çiftçilerin bu duruma karşı çeşitli adaptasyon yöntemleri geliştirmesi gerektiği üzerinde duruldu.
Gazete Kocaeli, aşırı sıcaklıkların arı popülasyonları üzerindeki etkilerini ele alan bir haberde, dolaylı olarak bitkiler üzerindeki olumsuz etkileri de ele aldı. Arı popülasyonlarındaki azalma, tozlaşma süreçlerini olumsuz etkileyerek bitki çeşitliliğinde azalmaya neden olabilir.
Dünyaca ünlü ihracat ürünü çekirdeksiz Sultani üzümün yetiştiği Manisa’da 45 dereceleri bulan hava sıcaklıkları üzüm bağlarını da olumsuz etkiledi. Yer yer bazı bağlarda güneş yanıkları tespit edildi. Saruhanlı Ziraat Odası Başkanı Aydoğan Okur, bağlarda sulama, sürme gibi işlemlerin gece saatlerinde yapılması gerektiğini söyledi.
Bilim insanları, bitkilerin sıcaklık artışlarına karşı verdikleri tepkileri kontrol eden moleküler mekanizmaları belirlemek için genetik ve biyokimyasal analizler gerçekleştirdi.
STK Görüşleri
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB):
TZOB, aşırı sıcaklıkların tarım üzerindeki etkilerini detaylandıran bir rapor yayımladı. Raporda, çiftçilere yönelik tavsiyeler ve sıcaklık stresine dayanıklı bitki çeşitlerinin geliştirilmesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca, sulama tekniklerinin iyileştirilmesi ve sıcaklık stresine karşı koruyucu önlemler alınması gerektiği belirtildi.
Greenpeace Türkiye:
Greenpeace, iklim değişikliği ve aşırı sıcaklıkların bitkiler üzerindeki etkileri konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeye yönelik kampanyalar düzenlemektedir. Bu kampanyalarda, sürdürülebilir tarım uygulamalarının ve doğa dostu çözümlerin önemine dikkat çekilmektedir.
Bu tür bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları, bitkilerin aşırı sıcaklık stresine karşı korunması ve tarımsal verimliliğin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır
2024’ün Aşırı Sıcaklıkları Bitkileri Tehdit Ediyor: Çiftçiler Ne Yapmalı?
2024 yılı Mayıs ve Haziran aylarında yaşanan aşırı sıcaklıklar, bitkiler üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratmıştır. Bu durum, tarım sektöründe büyük endişe yaratmış ve çiftçilerin bu durumla nasıl başa çıkabileceği konusunda acil çözümler aranmasına neden olmuştur. Aşağıda, aşırı sıcaklıkların bitkiler üzerindeki etkilerini azaltmak için çiftçilerin alabileceği önlemler detaylandırılmaktadır:
Isıya Dayanıklı Tohumlar: Çiftçiler, yüksek sıcaklıklara dayanıklı bitki türlerini ve tohumlarını tercih ederek verim kaybını en aza indirebilirler. Isıya dayanıklı hibrit tohumların kullanımı, bu tür stres faktörlerine karşı bitkilerin direncini artırabilir (TR Dizin).
Damlama Sulama Sistemleri: Damlama sulama, suyun doğrudan bitki köklerine verilmesini sağlar ve buharlaşma yoluyla su kaybını en aza indirir. Bu yöntem, su kullanım verimliliğini artırarak bitkilerin ihtiyaç duyduğu suyu optimum seviyede tutar (Defteriniz).
Zamanlı Sulama: Sabah erken saatlerde veya akşam geç saatlerde sulama yapmak, su kaybını ve bitki strese maruz kalmasını azaltır. Bu, bitkilerin günün en sıcak saatlerinde daha serin kalmasını sağlar.
Gölgeleme Örtüleri: Bitkilerin üzerine gölgeleme örtüleri yerleştirmek, doğrudan güneş ışığından korunmalarını sağlar ve yaprak sıcaklığını düşürür. Bu, bitkilerin fotosentez yapma kapasitesini korumasına yardımcı olur (Habertürk).
Rüzgar Perdeleri: Rüzgar perdeleri kullanarak, bitkilerin aşırı buharlaşmasını ve su kaybını azaltmak mümkündür. Rüzgar perdeleri, ayrıca bitkileri yüksek sıcaklıkların doğrudan etkisinden korur.
Malçlama: Toprağın üzerini organik malç ile kaplamak, su buharlaşmasını azaltır ve toprak sıcaklığını dengeler. Malç, ayrıca toprağın nemini koruyarak bitkilerin daha sağlıklı gelişmesini sağlar (Home).
Toprak Nem Sensörleri: Bu sensörler, toprağın nem seviyesini izleyerek sulama zamanlamasını optimize eder. Böylece, bitkilerin ihtiyaç duyduğu suyun tam olarak verilmesi sağlanır ve su israfı önlenir.
5. Bitki Besleme ve Destekleme
Doğru Gübreleme: Bitkilerin sıcaklık stresine karşı dirençlerini artırmak için uygun gübreleme teknikleri kullanılmalıdır. Fosfor ve potasyum açısından zengin gübreler, bitkilerin kök gelişimini ve su tutma kapasitesini artırır.
Stres Giderici Ürünler: Antioksidanlar ve bitki hormonları içeren stres giderici ürünler, bitkilerin sıcaklık stresine karşı daha dirençli olmasını sağlar.
Erken Hasat: Bazı durumlarda, aşırı sıcaklıklara maruz kalmadan önce ürünlerin erken hasat edilmesi, ürün kaybını önleyebilir.
Dönüşümlü Ekim: Farklı bitki türlerinin dönüşümlü olarak ekilmesi, toprağın daha verimli kullanılmasını sağlar ve bitki hastalıklarının yayılmasını engeller.
Mayıs ve Haziran 2024’teki aşırı sıcaklıklar, çeşitli bitki türleri ve tarımsal uygulamalar üzerinde derin bir etki yarattı. Sıcak hava dalgası, fizyolojik stres ve su kaybından tozlaşmanın azalmasına ve zararlılara karşı artan duyarlılığa kadar hem çiftçiler hem de ekosistemler için çok sayıda zorluk yarattı. Bu sorunların ele alınması, ısıya dayanıklı bitki çeşitlerinin seçilmesi, sulama uygulamalarının optimize edilmesi ve sürdürülebilir uygulamalar yoluyla toprak sağlığının iyileştirilmesi gibi uyarlanabilir stratejiler gerektirir.
“Dünya ısındıkça, ölen bitkilerin sessiz çığlığı uymamız gereken bir uyarı yankılar.”
Kapsayıcı bir iklim ve biyoçeşitlilik eylemi: Fırsatları kavramak
İklim değişikliği ve biyoçeşitlilikteki azalmanın 21.yy içinde dünya için en büyük problem konuları olacağı konusunda bir konsensüs olduğu söylenebilir. Küresel iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik konularında harekete geçmek için geç değil, ama konunun aciliyeti insanlık için yaşanabilir bir gelecek için eşi benzeri görülmemiş devrimsel bir dönüşümü gerekli kılıyor.
Doğa temelli çözümlerin geniş ölçekte uygulanmasına öncelik vermenin önemi
Fosil yakıtların kademeli olarak ortadan kaldırılması ve karbondan arındırılmış bir topluma geçiş yoluyla karbon emisyonlarının hızla azaltılması elzem olmaya devam ederken, Doğa Temelli Çözümlerin (NatureBasedSolutions) geniş ölçekte uygulanması, yaşanabilir bir geleceğe ulaşmak için artık kanıta dayalı önemli bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Sundukları açık faydalara rağmen, NBS’nin büyük ölçekli uygulaması hala eksiktir. Avrupa’da doğa temelli bir dönüşümün sağlanmasına ivme kazandırmak için, Avrupa ölçeğinde kapsayıcı bir doğa temelli anlatı sağlamamız gerekmektedir.
Avrupa şu anda kıta genelinde iklim etkilerinin yoğunlaşmasıyla yüzleşiyor ve küresel iklim eyleminin ön saflarında yer alıyor.
Avrupa Komisyonu, Avrupa’yı sadece dünyanın ilk iklim dirençli ve karbon nötr kıtası haline getirmeyi değil, aynı zamanda doğa temelli çözümlerin teşvik edilmesi ve uygulanmasında küresel bir lider olarak konumlandırmayı hedeflemektedir. Bu hedef, Doğa Restorasyon Yasası’nın Temmuz 2023’te Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmesiyle resmiyet kazanmıştır.
Bir umut ve eylem anlatısı yaratmak: İstediğimiz geleceği hayal etmek
İklim değişikliği bağlamında sürdürülebilirlik ve dayanıklılığın sağlanması, iyimserlik ve proaktif bir katılım anlatısı gerektirmektedir. Bunu gerçekleştirmek için, tutarlı düşünmeyi teşvik etmek ve kökten farklı yörüngelere doğru olumlu adımlar atmak için dönüştürücü ve çok ölçekli vizyonlar gereklidir. Gelecek nesiller için yaşanabilir bir gelecek yaratmak amacıyla, 2050’nin ötesine uzanan ve kısa vadede de toplumu birbirine bağlayan geniş kapsamlı ve entegre bir stratejinin benimsenmesine ihtiyaç vardır. Avrupa için doğa temelli bir geleceğe yönelik kapsayıcı, uzun vadeli bir anlatı geliştirmek, farkındalığı artırma ve kısa vadeli eylemleri hızlandırma gücüne sahiptir ve geleceği bir bütün olarak hayal edilebilir, uygulanabilir ve arzu edilir kılar
5 Yol gösterici İlke
Avrupa 2120 Doğa temelli tasarımı beş yol gösterici ilkeye dayanır.
1. Sağlıklı bir Biyosfer – Avrupa’nın geleceğinin temel taşı
Kaynağından denize kadar sağlıklı sulara ve canlı topraklara olan ihtiyaç Avrupa doğa tasavvurunun geleceği için hayatidir. İşleyen canlı bir ekosistem için sağlıklı bir biyosfer, sağlıklı tatlı sular ve canlı bir toprak olmazsa olmazdır.
2. Uyarlanabilir ve Dirençli
İklim değişecek önce bunu bir kabul edelim. İklim değişikliğinin sonunda sular yükselecek, aşırı hava olayları meydana gelecek, iklim bölgelerinde kaymalar olacak. Hatta bunlar olmaya başladı da. Bu, değişen koşullara sürekli uyum sağlamayı, doğaya karşı değil onunla birlikte çalışmayı ve doğal süreçlerin tüm potansiyelinden yararlanmayı gerektiriyor. Avrupa ülkeleri, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığı arttırmak için doğa temelli bir yaklaşım benimsiyorlar.
3. İklim pozitif ve Döngüsel bir biyoekonomi
Avrupa’nın ekonomisinin “nötr iklim” politikasını benimsemesi yeterli değil, bunu da aşıp “iklim pozitif” olmamız lazım. Nihai hedeflerimiz sera gazı emisyonunu negatife çekerek insan ve doğa ilişkisini simbiyotik hale getirmektir.
Nötr iklim politikası : Bir kurum, şirket veya toplumun, doğrudan veya dolaylı olarak sera gazı emisyonlarını sıfırlama veya azaltma hedefi belirlemesi anlamına gelir. İklim nötr olmak, genellikle bir organizasyonun ürettiği sera gazı emisyonlarını bir şekilde dengelemesi veya azaltması demektir. Bu genellikle sera gazı emisyonlarını azaltma projelerine yatırım yaparak veya karbon kredileri satın alarak gerçekleştirilir.
Pozitif iklim politikası : Bir kurum veya topluluğun, doğrudan veya dolaylı olarak sera gazı emisyonlarını sıfırladıktan sonra, daha fazla sera gazı emisyonunu absorbe etmek veya azaltmak için ek çaba göstermesi anlamına gelir. İklim pozitif olmak, pozitif bir net etki yaratmak için emisyonları azaltmaktan fazlasını yapmayı hedeflemek demektir.
4. Doğa-Pozifit bir Avrupa toplumu hedefi
2120 Avrupa tasavvurumuza önce toplumumuzu inandırmalıyız. Avrupa toplumu, sağlıklı bir biyosferin ekonomi, insan sağlığı ve refahı için hayati önem taşıdığını kabul ederse doğayla daha güçlü bir bağ kuracaktır. Doğanın korunması, restorasyon çalışmaları ve gelişmiş ekosistem hizmetleri, doğa-pozitif bir toplumun temelini oluşturacaktır.
5. Kapsayıcılık ve Adalet
Doğa-pozitif bir Avrupa’ya doğru dönüşüm yerel olacaktır, olmalıdır da. Ama bu yerellik kapsayıcı ve adildir de. Çünkü milyonlarca istihdam yaratılacak, uygun fiyatlı su, gıda ve enerji sağlanarak ve genel sağlık ve refahı iyileştirilerek tüm Avrupalılara fayda sağlayacaktır. Tüm Avrupanın bu iklim krizinde çözümün bir parçası olmasını sağlamaya çalışmak bu tasavvurun gerçekleşebilmesinin en önemli kısmıdır. Kimse adım adım ne yapacağını bilmiyor, elimizde böyle bir plan yok. Doğa temelli Avrupa tasavvurunun, iklim krizinin çözümün yapı taşlarının bir araya getirilmesi ve daha fazla keşif ve katılım için bir ilk adım olduğunu belirtmek önemlidir.
Kuzey kutbu, dünyanın geri kalanından daha hızlı ısındı. Bu bilinen bir gerçek olmasına rağmen iklim modelleri bölgenin ısınma hızını olduğundan düşük gösteriyor. Wageningen University & Research’den Sjoert Barten’in bu konuda söyleyecekleri var.
Kuzey kutbundaki küresel ısınmanın hassas dinaminklerinin sarih bir kavrayışından mahrumuz. Sıcaklıklar ne kadar ve ne zamana kadar artacak ? Kavrayış eksikliğimiz, kutupların ısınmasının sonuçlarını tahmin etmemizi zorlaştırıyor. Arktik okyanusunda uzun süre mahsur kalan bir araştırma gemisinden elde edilen data bu derdimize derman olacak. Barten bu mebzul miktardaki veriyi kullanarak tahminlerini geliştirdi.
Barten’in araştırması Kuzey kutbunda olan ve bu hızlı ısınmanın sebebi olabilecek iki temel süreci ortaya çıkarıyor: Ozon ve Sıcak hava akımı. Ozon sadece ozon tabakasında bulunmaz, ayrıca atmosferin alt katmanlarında da sera gazı fonksiyonu göstererek bulunur. Alt katmanlardaki bu ozon yaklaşık bir ay içinde bozunur, bu süre CO2 için gereken süreden daha kısadır, ama yine de rüzgarlarca kuzey kutbuna taşınabilecek kadar da yeterlidir. Kutuplarda ozon deniz tarafından, buz ve kar tarafından absorb edilir, ancak bu süreç varsayılandan daha yavaştır. Bu ozonun havada kalmasına sebep olur. Barten’a göre bu gözlem de bir şekilde tahmin modellerine eklenmelidir.
Uzak bir kaynakla lokal etkiler
Geminin araştırma periyodunda sıcaklık -35oC dereceden 0o C dereceye sadece birkaç günde iki kez çıktı. “Böyle günlerde denizin üstündeki buz hızla erir ve bazen kırılabilir de, bu kırılmanın uzun süreli etkileri ortaya çıkabilir.” Barten’in bu ani yerel hava akımları üzerine yaptığı hesaplamalar önemli, çünkü bu etkiler, iklim değişikliği ile gittikçe artan bir şekilde gözlenecek, ve gittikçe yoğunlaşacaklar. Sıcak hava akımı ayrıca endüstrileşmiş kuzeyden gelen kurumları da taşıyor. Bu kurumlar deniz buzu üzerinde birikerek güneş ışınlarının yansımasını azaltır ve buzun erime hızını arttırır.
Dolayısıyla Amerika, Avrupa ve Asya’nın sakinlerinin eylemleri Kuzey kutbunun ısınması ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.
Kuzey kutup bölgesinin nispeten temiz bir bölge olarak yorumlanması doğru değildir. Buna ek olarak kuzey kutbu civarında gemicilik ve endüstri faaliyetleri artmakta, zaten hızlı olan bölgenin ısınmasını daha da arttırmaktadır.
Sıcak bir şubat öğleden sonrası Kirk Pumhrey (çiftçi), Westwind farms Yolo County (California, Sacramento vadisi) deki Badem ağaçlarının arasında yürürken ağaçların halihazırda tomurcuklanmış olduğunu fark etti. Bu durum onu çok endişelendirdi, çünkü ağaçların erken çiçek açmaları soğuk zararından daha çok etkilenmeleri anlamına geliyor. İklim değişikliği sebebiyle oluşan yüksek sıcaklıklar, erken tomurcuklanma ve çiçek açmaları stimüle ediyor.
İklim değiştikçe kış gittikçe kısalıyor, bağlar ve ağaçlar yılın daha erken bir zamanı tomurcuklanmaya başlıyor, bu sebeple tomurcuklanma sonrası soğuk hava ve/veya don zararı ile karşılaşma ve ciddi verim kayıpları riski artıyor.
Cornell araştımacılarınca geliştirilen don zararı oluşturabilecek sıcaklıkları tahmin eden simülasyon üreticilerin soğuk konusundaki endişelerini minimuma indirebilir, ve hasar oluşması durumunda sezon içinde planlama yapmalarına yardımcı olabilir.
Halka ücretsiz olarak açık olan bu modelde A.B.D’nin kuzey doğusundaki üreticiler birkaç bin meteoroloji istasyonundan kendilerine en yakın olanı seçebilir ve 12 üzüm çeşidi için birkaç derece hassasiyet ile tomurcukların dondan zarar görüp görmeyeceğini tahmin edebilirler.
Model, Cornell Universitesi Bahçe bitkileri bölümü hocalarından Jason Londo’nun danışmanlığını yaptığı doktora öğrencisi Hongrui Wang tarafından geliştirildi. Modelin yaklaşımının anlatıldığı makale de Horticulture Research, Volume 11, Issue 2, February 2024 sayısında yayımlandı
“Farklı üzüm çeşitlerinin soğuğa dayanımları da farklıdır ve bu dayanıklılık kış ilerledikçe U şeklinde bir eğri çizerek değişir. Bütün üzüm çeşitleri kışın ortasında daha soğuk sıcaklıklara toleranslıdır, ancak kışın başında ve ilkbaharda soğuğa daha az toleranslıdır.”
Havaların ısınması, don zararı riskinin azalacağı anlamına gelmez
Jason Londo
“Model bir don zararı öngörürse, yetiştirici hasarın boyutuna ve zamanlamasına bağlı olarak, normalden daha az budama yapabilir ve asmada daha fazla tomurcuk bırakabilir. Eğer yetiştirici normalde bir omcada 10 tomurcuk bırakıyorsa ve beklenen donun %50 hasara neden olacağını düşünürse, yetiştirici bu kez hasarın bir kısmını telafi etme umuduyla 20 tomurcuk bırakabilir. Yine eğer çok ağır bir zarar beklentisi oluşursa , sezonun geri kalanını bu bilgiyle planlayabilir, ürün sigortası yaptırabilir veya meyvelerinin bir kısmını başka bir yerden temin edebilir.”
Keşfedilen bakteri Paraburkholderia cinsine ait olup aromatik bileşikleri bozma yetenekleri ve serbest azotu bağlama yeteneğine sahip olmaları ile bilinirler. Özellikle toprak kirletici olarak bilinen polisiklik aromatik hidrokarbonları parçalayabilirler.
Cornell araştırmacılarından profesör Buckley “Toprak mikroorganizmaları, her yıl insanoğlu tarafından otomobiller, iklimlendirme üniteleri ve güç santrallerince salınan karbonun 7 katı kadar karbonu kendi rutin işleri olan bitkileri parçalayarak dönüştürürler. Bu sebeple topraktaki küçük değişiklikler iklim değişikliği üzerinde çok büyük etkilere yol açabilirler.”
Paraburkholderia madseniana sp. nov. adı verilen bakteri orman ağaçları ile simbiyotik bir ilişki halindedir. Bakteri, orman ağaçlarından karbon ihtiyacını karşılarken organik maddeleri parçalayarak ağaçların ihtiyacı olan nitrojen ve fosforu karşılarlar.
Avrupa, dünyada en hızlı ısınan kıta olmasına rağmen hükümetler iklim değişikliğinin yarattığı krizlere karşı harekete geçmekte çok yavaşlar. Wageningen University & Research’ten yazarlar Robbert Biesbroek ve Simona Pedde’ e göre; Halihazırda risklerin seviyesi Gıda güvenliğimiz ve Ekonomik stabilitemiz gibi başka açılardan da kritik seviyeye çoktan gelmiş ve eğer hızlı ve kararlı bir zihniyet değişikliği gerçekleşmezse facianın eşiğindeyiz.
Leave a comment