Mikoriza tanımı; Fungusların, bitki kökleri ile kurdukları simbiyotik yaşam biçiminin genel adıdır. Yani “mikoriza” taksonomik bir birim değil, bir yaşam biçiminin adıdır. Yeryüzündeki bitki yaşamının ve ekosistemlerin varlığı için mikorizalar hayatidir. Yüksek bitkilerin %70 ila %90’ı mikorizal ilişkiden yararlanır.
Dünyadaki neredeyse tüm bitkiler mikorizal mantarlarla simbiyoz oluşturur. Bu mantarlar gezegenin evrim tarihini değiştirmiştir.
Bu ilişkiler, 475 milyon yıldan fazla bir süredir yeryüzündeki yaşamı şekillendirmiştir.
Bu karşılıklı yarar sağlayan ilişki olmasaydı, ne Mikorizal funguslar ne de bitkiler tarım yapılmayan birçok ortamda hayatta kalamazlardı.
Mikoriza neden önemlidir?
Toprak, dünyadaki en karmaşık ekosistemlerden biridir, ve mikorizal funguslar hayatta kalmak için besin maddesi “alışverişi” (trade) yapmak zorundadır. Hayvanlar hangi besin maddelerine ihtiyaçları olduğunun tespit ve eksikliklerin ifasında merkezi sinir sistemlerini karar alıcı olarak kullanırlar, ancak mikorizal sistemler bu alışverişi bir merkezi beyine ihtiyaç duymayacak şekilde evrilmişlerdir.
Bitkilerin iyi büyümesi için, her bir bitkinin türüne ve büyüme aşamasına bağlı olarak çeşitli miktarlarda çok çeşitli besin maddelerine ihtiyaç vardır. Topraktan alınan üç temel besin maddesi genellikle azot, fosfor ve potasyumdur. Çoğu bahçe toprağı, sağlıklı bitki büyümesini desteklemek için yeterli miktarda bu besin maddelerini içerir. Mikorizalar, kök sisteminin uzantıları olarak işlev görerek bitkinin emilim alanını büyük ölçüde artırır.
Fosfor, doğal topraklarda genellikle çok az bulunur. Fosfor çözünmez formlarda bulunduğunda, bir bitkinin fosfor ihtiyacını kendi başına karşılaması için geniş bir kök sistemi gerekir. Bu nedenle, mikorizaların tarım yapılmayan topraklarda bu elementi toplamada çok önemli olduğu düşünülmektedir.
Fosfor bakımından zengin gübreler, ekili topraklarda yaygın olarak kullanılır ve bu faaliyetin gerekliliğini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda mikorizaları da bastırdığı düşünülür. Bu nedenle, mikorizal mantarlarla birlikte fosfor bakımından zengin gübreler kullanmamak en iyisidir.
Pestisitlerin her çeşidine yönelik dayanıklılık gelişimi zaten gündemdeyken, yapılan çalışmalar bazı insan patojeni fungusların, tarımsal amaçlı fungisitler ile münasebetleri sonucu insan tedavisinde kullanılan fungisitlere direnç geliştirdiğini gösterdi.
Aşağıda Yazar Danielle Gerhard’ın Tıbbi Mikolog Ferry Hagen ile röportajından kısa bir kesit bulacaksınız. Telif hakları sebebi ile çevireceğimiz makalelerin sadece bir kısmını yayımlayabiliyoruz.
Dünya antibiyotiğe dirençli bakterilerle boğuşurken başka bir sinsi tehdit yavaş yavaş yaklaşıyor; ilaçlara dirençli funguslar!
Candida auris ve Aspergillus fumigatus gibi funguslarda gelişen antifungal dayanıklılık, tedavisi zor enfeksiyonlara yol açarken Dünya sağlık Örgütü’nün hazırladığı Fungal Priority Pathogen List1 adlı sınıflandırmada onları “Kritik” sınıfına sokuyor.
Antibiyotiğe dayanıklı bakteriler hakkındaki çalışmalar halihazırda hem yüksek araştırma bütçelerine ulaşmış hem de toplumun dikkatini çekmeyi başarmışken uzmanlar hızla gelişen antifungal dayanıklılık hakkında uyarıyorlar.
Westerdijk Fungal Biodiversity Institute Tıbbi Mikologlarından Ferry Hagen ile hem konunun kamu tarafından daha çok bilinmesi hem de tanı ve tedavi hakkında konuştuk
SORU : Neden antifungal dayanıklılığa “Sessiz pandemi” demeyi tercih ediyorsunuz?*
Antibiyotik dirençli bakteriler toplumda yaygın bir şekilde bilinip konuşulurken antifungal dayanıklılık aynı dikkati çekebilmiş değil2. Diğer bir sebep de fungisitlere dirençli fungus suşları, dirençli bakteri suşlarına göre çok yavaş yayılırlar. Örneğin 20 yıl önce antifungal dirençli A.fumigatus suşları çok nadir görülürken, Hollanda’da izole edilen A.fumigatus suşlarının %15’i artık 3 antifungal sınıfından birine dirençlidir. Hatta 2 antifungal sınıfa dirençlilik de mevcuttur.
SORU :Yeni antifungal ilaçlar geliştirmeyi zor kılan nedir?
İnsan ve Fungus hücresindeki benzerlikler sebebi ile fungus hücresine zarar verip insan hücresine zarar vermeyen bileşikler bulmak çok zor bir iştir. Buna ek olarak yeni fungisit geliştirme süreci 10 ila 15 yıl sürmektedir. Ancak ilaç geliştirme süresi içinde birçok mantar türü benzer molekülleri hedef alan tarımsal fungisitlere maruz kalacağı için zaten direnç geliştirmiş olacaktır. 3
“Tarımsal fungisit ipflufenoquin’e karşı in vitro direnç geliştiren Aspergillus fumigatus suşları olorofim’e de dirençlidir“
Bu kısa ama etkili olduğunu düşündüğüm yazı sonunda önümüzdeki yıllarda bitki patojeni funguslara karşı elimizdeki “silah”ların çok yakın bir gelecekten başlayarak azalacağını, bazı hastalıklara karşı tamamen kimyasal çözümden yoksun olacağımızı tahmin etmek zor değil. Entegre zararlı yönetimi gittikçe daha da önem kazanacak, özellikle fungal bitki hastalıklarının epidemiyolojisinin çok iyi öğrenilmesi elzem hale gelecektir.
Burada yazar; Rachel Carson’un meşhur “Silent Spring” kitabına gönderme yapıyor
Punicia granatumda fungal hastalıklar hasat sonrası kayıpların başlıca sorumlusudurlar. Punicia granatumdaki fungal hastalıkların çoğu bitkiye çiçeklenme döneminde bulaşıp, meyve olgunlaşana kadar belirti vermeden (latent) kalır. Diğer fungal hastalıklar da meyve hasat edilirken ya da hasat sonrası zararlandığı zaman bulaşır.
Punicia granatum‘un yaygın fungal hastalıkları Botrytis spp. tarafından yapılan Gri küf ve Penicillium tarafından yapılan Mavi küf hastalıklarıdır. Heart Rot ve Black SpotAlternaria alternata tarafından, Antraknoz ise Colletotrichum türlerine ve Coniella çürümesi de Coniella granati ye atfedilebilir.
Bu yazımızda temel olarak incelediğimiz Heart Rot hastalığının nasıl bulaştığını ve geliştiğini anlamak için Nar’ın gelişimini incelememiz gereklidir.
Heart Rot
Punicia granatumda hem hermafrodit hem erkek çiçekler aynı ağaçtadır. Erkek çiçekler bisexual olanlardan daha önce çiçek açarlar, ve böcekleri çekerler bu şekilde çiçeklerin kendi kendilerince döllenmesini azaltıp genetik çeşitliliği arttırır. Erkek çiçekte anter iyi gelişmiş olup, dişi organ gelişmemiştir, erkek çiçekler, hermafrodit çiçeklere göre daha küçüktür, Calyx çan şeklinde olup ovaryum V şeklindedir.
ilk resimde erkek çiçek görülmektedir, erkek çiçek meyve oluşturamaz. İkinci resimde Punicia granatumda görülen 3 çeşit çiçek görülmekte. Biseksüel çiçek meyve oluştururken, intermediate çiçekler daha az görülmekte olup bazen meyve oluşturabilirler.
Punica granatumun temel hastalıklarından biri Alternaria alternata tarafından yapılan Black Heart ya da Heart Rot adı verilen hastalıktır.
Soldaki resimde Alternaria alternatanın petrideki gelişimi görülürken, sağda konidileri mikroskop altında görülmektedir.
Heart Rot’un dışarıdan tespiti zordur, ve bu sebeple gıdanın işlendiği yerlerin kontaminasyonuna sebebiyet verebilir.
Solda dışarıdan sağlam gibi görünen Nar meyvesini görüyoruz, oysa meyvenin için küf tarafından çürütülmüştür.
Heart Rot hastalığı çiçeklenme ve erken meyve gelişimi dönemlerinde meyve bahçesinden, çoğunlukla yağmurdan sonra bulaşır. Narın Alternaria spp. tarafından enfeksiyonu, çiçeklenmeden hasat dönemine kadar seri inokülasyonlar kullanarak optimum enfeksiyon dönemini belirleyen Michailides ve arkadaşlarına (2008) göre çoğunlukla anter açılma aşamasında (açık çiçek) gerçekleşmektedir.
Çeşide bağlı olarak döllenmeden 5-8 hafta sonrası oluşan meyveye balausta adı verilir ve Bu daneli ve etli meyvenin en önemli morfolojik özelliği, fungus yerleşimi ve büyümesi için en uygun ekolojik nişi oluşturan kalın çiçek kaliksinin kalıntılarının kalıcılığıdır. Buna ek olarak, nekrotik stamenlerin (erkek organ) kalıcılığı, özellikle yara fungusları için ikincil kaynak görevi görür
Enfekte meyvenin sert kösele gibi kabuğu sağlıklı görünür ve sağlam kalırken, meyvenin iç çekirdeği kaliks ucundan başlayarak kısmen veya tamamen çürümüştür. Etkilenen meyve hafif anormal bir görünüm sergileyebilir. Kabuk rengi biraz daha açıktır ya da çürüme sebebi ile meyve daha hafif olabilir.
Bazı meyvelerde miseller alt lokuluslara da ulaşabilir. Sonra çok az sayıdaki meyvede miselyum tünel boyunca yürür ve alt loculusa ulaşır ve meyve olgunlaşana kadar yaklaşık üç ila dört ay boyunca latent kalabilir (Ezra ve ark., 2015b). Danelerde ilk hastalık gelişimi kahverengi yumuşak çürüklük ile belirgindir ve fungus büyüdükçe bu siyah ve kuru hale gelir. Patojen, meyve gelişimi ile birlikte içten içe yayılır ve sonuçta dane çürümesine neden olur (Zhang ve Mccarthy, 2012)
Heart Rot, hasat öncesi herhangi bir yöntem ile tedavi edilemez. Hastalığın yönetimi için bahçelerin sanitasyonu ve fungisit uygulaması tavsiye edilebilir.
A: Meyvede hastalığın yayılmasına olanak sağlayan baştan aşağı kadar uzanan “tünel”
B: Erkek organda görülen nekroz, bu nekroz hastalık için sürekli bir inokulasyon kaynağı da olabilir, bütün enfekte meyvelerde görülmez.
C: Enfeksiyonun erken döneminde renk değişimi dokuda görülebiliyor.
Alternaria meyve lekesi
Alternaria meyve lekesi adı verilen hastalık A.alternata tarafından yapılır. Meyve ve yapraklar üzerinde siyah lekeler görünür. Simptomlar meyve yüzeyinde sınırlıdır, meyve içine nüfuz etmez.
Aspergillus fruit rot
Aspergillus meyve çürüklüğü ya da iç çürüklüğü Aspergillus spp tarafından yapılır. A. alternata gibi meyve içinde çürüklük yapar ancak Heart Rot’tan farklı olarak meyve dışında da simptom gözlenir. Aspergillus niger ve Aspergillus flavus başlıca çürüklük yapan türler olmakla birlikte başka Aspergillus türleri de iç çürüklüğü yapabilirler.
A ve B aspergillus kaynaklı çürüme, heart rot olarak sayılmaz C ve D Alternaria alternata tarafından yapılmıştır. Dışarıdan meyvede simptom görülmez. Meyveler ve inner lamelada kahverengi (yumuşak) ve siyah (kuru) çürüklükler görülür.
Crown Rot
Botrytis cinera tarafından yapılır, Botrytis taç çürüklüğü denir. Ambalajlanmış haldeyken birbirine bitişik meyveler arasında bulaşabilir. Botrytis cinera gri küfler oluşturur.
Coniella Rot
Conielle çürümesi Coniella granati tarafından yapılır. Meyve dışında yağlı bir görümüm vardır. Meyve içinde yumuşak bir çürüklüğe yol açar.
Penicillium fruit rot
Genellikle Penicillium digitatum ve Penicillium italicum tarafından oluşturulur. Hasat sırasında ve sonrasında yaralanmış meyvelerde görülür.
Rhizopus fruit rot
Siyah ekmek küfü olarak da bilinen Rhizopus spp. tarafından oluşturulur. Bu saprofit fungus, ölü dokular, hasarlı dokular üzerinde ve meyve çok fazla olgunlaştığında sıcaklık ve nem uygunken gelişir.
Pomegranate anthracnose
Nar antraknozu Colletotrichum acutatum tarafından oluşturulur, başta meyve üzerinde suya benzer lekeler oluşur, sonra bu lekeler büyür, kahverengilerişir meyvenin hem kabuğunda hem içinde hasar oluşturabilir.
Alternaria alternata tarafından yapılan Alternaria iç çürüklüğünü (Heart Rot) diğer fungal hastalıklardan ayıran özelliği hastalığın meyve kabuğunda simptom vermemesidir. Ayrıca koşullara göre çok hızlı da gelişebildiğinden erken safhada tespiti çok zordur.
Önlemler
Bahçecilikte; düzensizliklerin kontrolü, dayanıklılığın arttırılması ve sağlıklı meyve üretiminin gerçekleştirilmesi uzun süreli depolama için kilit noktadır. Sulamanın düzenli yapılması, doğru ve zamanında gübreleme yanında en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan biri yaprak uygulamaları arasında Kalsiyum gübrelemesidir. Kalsiyum; fizyolojik direnci ve hücre zarı stabilizasyonunu indükler, ürünlerin daha kaliteli olmasını sağlayarak hasat sonrası depolamayı destekler. Ayrıca çiçeklenme aşamasında ve çiçeklenmeden 1 ay sonra yapıldığında meyve çatlamasını da engeller.
Aslında, azot ve kalsiyum hastalıkların önlenmesi için anahtar kimyasal elementlerdir; ayrıca budama uygulamaları da bozukluk ve hastalık gelişimini etkileyebilir. Dünyanın bazı bölgelerinde, çoklu gövde yöntemi narlar için geleneksel yetiştirme uygulamasıdır, üç ila beş ana gövde geliştirilir ve dallar açık vazo budanır. Bu, yıldan yıla dal bakımını destekler ve hastalıklı bir dalın değiştirilmesine olanak tanır.
Tek gövde yöntemi, 30 cm yüksekliğe kadar tek bir gövde sağlar, daha sonra üç veya dört ana dala ayrılır; bu şekilde vazo şeklinin daha iyi korunması ve nar versiyonu için temel olan yeterli ışık penetrasyonu sağlanır.
WUR da çalışan profesör Gert KamaYelloway One adını verdiği ve Muz yetiştiriciliğinde büyük bir atılım olan yeni hibriti hakkında;
Geleneksel ıslahın bu hastalıklara karşı dirençli bitkiler geliştirmemize yardımcı olabileceğini biliyorduk. Şimdi bunu kanıtladık ve daha da önemlisi, en yeni genetik araçları kullanarak bunu diğerlerinden çok daha hızlı yapabileceğimizi gösterdik. Bu gelişme muz yetiştiriciliğinin geleceği için büyük bir önem taşıyor
Prof. dr. Gert Kema
Çığır açıcı bu gelişme Chiquita, Keygene, MusaRadix ve Wageningen University&Research işbirliği ile başarıldı.
Yelloway One’ın geliştirilmesi küresel muz yetiştiriciliği için kritik bir zamana denk geliyor. TR4 ve Siyah Sigatoka, son yıllarda önemli hasara yol açarak yüz milyonlarca dolar değerinde kayba neden oldu. Şimdiye kadar bu hastalıklara dayanıklı bir muz çeşidinin bulunmaması, çiftçiler ve muz sektörü üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştur. Yelloway One geleneksel ıslah tekniklerinin bir ürünüdür. Her iki hastalık da muz endüstrisi için, özellikle de yaygın olarak ihraç edilen Cavendish muzu için uzun süredir tehdit oluşturmaktadır.
Fındık küllemesi, özellikle fındık üretimi yapılan bölgelerde ciddi ekonomik kayıplara yol açan bir hastalıktır. Bu hastalığın etkeni, Phyllactinia guttata(Schltdl.) synonim olarak Erysiphe sp. adlı bir fungus (mantar) türüdür. Fındık küllemesi, yapraklarda, sürgünlerde ve meyvelerde beyaz veya gri renkte unumsu bir tabaka şeklinde belirir. Bu tabaka, fungusun sporlarının yoğun bir şekilde birikmesiyle oluşur ve bitkinin fotosentez yapmasını engelleyerek verim kaybına neden olur.
Hastalığın yayılması, özellikle nemli ve sıcak hava koşullarında hızlanır. Bu nedenle, fındık küllemesinin yayılmasını önlemek için iklim koşullarını ve tarım uygulamalarını dikkatle izlemek gereklidir. Kültürel önlemler arasında, fındık bahçelerinin iyi havalanmasını sağlamak, aşırı sulamadan kaçınmak ve yaprakların kurumasını teşvik etmek yer alır. Ayrıca, kimyasal mücadele de önemlidir. Uygun fungisitlerin zamanında ve doğru dozda uygulanması, hastalığın kontrol altına alınmasında etkili olabilir.
Sonuç olarak, fındık küllemesi, fındık üreticileri için ciddi bir tehdit oluşturan bir hastalıktır. Hem kültürel hem de kimyasal mücadele yöntemlerinin bir arada kullanılması, bu hastalığın yayılmasını önlemede ve kontrol altına almada en etkili yoldur. Bu nedenle, fındık üreticilerinin bu konuda bilinçli ve dikkatli olmaları büyük önem taşır.
Fındık küllemesi, fındık üreticileri için önemli ekonomik kayıplara neden olabilen bir hastalıktır. Ekonomik zararlarının başlıca nedenleri şunlardır:
Verim Kaybı: Fındık küllemesi, yapraklar ve sürgünler üzerindeki unumsu tabaka nedeniyle fotosentezi engeller. Bu durum, bitkilerin büyümesini ve gelişmesini olumsuz etkiler, dolayısıyla meyve verimi düşer. Verimdeki bu azalma, doğrudan üretim miktarını etkileyerek ekonomik kayıplara yol açar.
Kalite Düşüşü: Hastalık, fındık tanelerinin kalitesini de etkileyebilir. Fındıkların üzerinde mantar sporlarının birikmesi, meyvelerin pazar değerini düşürür. Kalitesi düşen ürünler, daha düşük fiyatlarla satılır, bu da üreticilerin gelirini azaltır.
Artan Üretim Maliyetleri: Fındık küllemesi ile mücadele etmek için kullanılan kimyasal ilaçlar ve diğer önlemler, üretim maliyetlerini artırır. Fungisitler ve diğer mücadele yöntemleri için yapılan harcamalar, üreticilerin kâr marjını düşürür.
İhracat Kaybı: Fındık üretiminde kalite düşüşü, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü azaltır. Özellikle Türkiye gibi fındık ihracatında önde gelen ülkeler için bu durum, önemli ihracat kayıplarına neden olabilir.
Uzun Vadeli Etkiler: Sürekli ve yoğun bir şekilde ortaya çıkan külleme hastalığı, fındık bahçelerinin uzun vadede verimliliğini düşürebilir. Bitkilerin zayıflaması ve ömrünün kısalması, gelecek yıllardaki üretimi olumsuz etkiler.
Bu nedenlerle, fındık küllemesi hem kısa vadede hem de uzun vadede fındık üreticileri için ciddi ekonomik zararlar doğurabilir. Bu zararın minimize edilmesi için etkili bir şekilde hastalık yönetimi ve kontrol stratejileri uygulanmalıdır.
Fındık küllemesi ile mücadelede kullanılan yöntemler iki ana kategoriye ayrılır: kültürel önlemler ve kimyasal mücadele.
Kültürel Önlemler
Enfeksiyon Kaynaklarının Azaltılması: Yere düşen yapraklar ve hastalıklı bitki artıkları toplanmalı, bulaşık dip sürgünleri kesilip imha edilmelidir. Bu, hastalığın yayılmasını azaltmada önemli bir adımdır.
Havalandırma ve Işıklanma: Bahçede nemi azaltmak için iyi bir hava sirkülasyonu sağlanmalı ve yeterli ışıklanma için düzenli budama yapılmalıdır. Yabancı ot mücadelesine de önem verilmelidir (HortiTurkey) (ACARINDEX – Academic Researches Index).
Kimyasal Mücadele
İlaçlama Zamanı: Fındık küllemesi görüldüğünde, belirtiler fark edildiği anda ilaçlamaya başlanmalıdır. Eğer hastalık daha önce görülmüşse, hastalık etmenine göre ilk ilaçlama zamanına karar verilir. Genellikle yapraklar normal büyüklüğe geldiğinde belirtiler ortaya çıkmadan ilk ilaçlama yapılır.
Kullanılan İlaçlar: Piyasada çeşitli fungisitler bulunmaktadır. İlacın seçimi ve dozajı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sunduğu Bitki Koruma Ürünleri Veri Tabanı’na göre belirlenmelidir. Bakanlık Veri Tabanı’nda Fındık küllemesi (Erysiphe sp.) olarak geçmektedir. İlaçlamada sırt pülverizatörü veya hidrolik bahçe pülverizatörü kullanılabilir (Tarfin) (HortiTurkey).
Fındık küllemesi ile mücadelede kullanılan başlıca fungisitler şunlardır:
Sulphur (Kükürt) Bazlı Fungisitler: Kükürt bazlı fungisitler, özellikle organik tarımda yaygın olarak kullanılır. Külleme hastalığına karşı etkili olup, yaprakların alt ve üst yüzeylerine uygulanır.
Difenoconazole: Bu aktif madde, çeşitli külleme hastalıklarına karşı etkili bir sistemik fungisittir. Fındık küllemesi mücadelesinde de yaygın olarak kullanılır ve genellikle önerilen dozajlarda uygulanır.
Tebuconazole: Sistemik bir fungisit olan tebuconazole, külleme hastalığına karşı etkili olup, bitkinin hem içten hem de dıştan korunmasını sağlar. Genellikle yaprak uygulamaları ile kullanılır.
Trifloxystrobin: Bu fungisit, külleme hastalığına karşı koruyucu ve tedavi edici etkisi olan bir maddedir. Özellikle erken dönemde uygulandığında hastalığın yayılmasını önler.
Myclobutanil: Külleme hastalığına karşı etkili olan bu fungisit, sistemik özelliklere sahiptir ve bitkinin iç dokularına nüfuz ederek uzun süreli koruma sağlar.
Kimyasal Mücadelede Dikkat Edilmesi Gerekenler
İlaçlama Zamanı: İlk belirtiler görüldüğünde ilaçlamaya başlanmalı ve uygun aralıklarla tekrarlanmalıdır.
Dozaj ve Uygulama Şekli: Fungisitler, üretici firmaların ve tarım otoritelerinin önerdiği dozajlarda ve uygulama şekillerine uygun olarak kullanılmalıdır.
Koruyucu Önlemler: Fungisit kullanımının yanı sıra, kültürel önlemler de alınarak hastalığın yayılması minimize edilmelidir.
Bu fungisitler, fındık küllemesi ile etkili bir şekilde mücadele etmek için kullanılan başlıca kimyasal maddelerdir. Uygulamaların doğru ve zamanında yapılması, hastalığın kontrol altına alınmasında büyük önem taşır (Tarfin) (HortiTurkey) (ACARINDEX – Academic Researches Index)
Alternatif ve Biyolojik Yöntemler
Bitki Aktivatorleri ve Biyolojik Fungisitler: Kimyasal mücadelenin yanı sıra, bazı bitki aktivatörleri ve biyolojik fungisitler de kullanılabilir. Örneğin, Harpin protein, Lactobacillus acidophilus maya ekstraktı, Acibenzolor-S-methyl+Metalaxyl-M gibi bileşikler biyolojik mücadelede etkilidir (ACARINDEX – Academic Researches Index)
Bu yöntemlerin bir arada kullanılması, fındık küllemesi ile mücadelede en etkili sonuçları verebilir. Uygulamaların doğru zamanlarda ve uygun şekilde yapılması, hastalığın yayılmasını ve ekonomik zararları minimize etmek açısından büyük önem taşır.
Fındık küllemesi ile ilgili basında çıkan bazı önemli haberler şu şekildedir:
Fındık Üretimindeki Zararlar ve Mücadele Yöntemleri: CNN Türk’te yayınlanan habere göre, fındık üretimindeki azalmaların nedenlerinden biri fındık küllemesi hastalığıdır. İl Tarım ve Orman Müdürü, bu konuda üreticilere yönelik mücadele yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulunmuştur. Kimyasal ve kültürel önlemler alınarak hastalığın yayılmasının önlenmesi gerektiği vurgulanmıştır (CNN Turk).
Fındık Fiyatlarında Dalgalanma: Ordu Olay Gazetesi ve Yeni Giresun Gazetesi’nde yer alan haberlere göre, fındık küllemesi nedeniyle ürün kalitesinde yaşanan düşüşler, fındık fiyatlarında dalgalanmalara yol açmıştır. Ordu ve Giresun’da fındık fiyatlarının zaman zaman yükseldiği, bazen de düştüğü belirtilmiştir (Ordu Olay Gazetesi) (Yeni Giresun Gazetesi).
Ekonomik Kayıplar ve Çözüm Önerileri: Karar Gazetesi’nde yer alan bir haberde, fındık küllemesi nedeniyle üreticilerin ciddi ekonomik kayıplar yaşadığı ve bu kayıpların önlenmesi için alınacak tedbirlerin önemi üzerinde durulmuştur. Uzmanlar, fındık üretiminde kaliteyi artırmak için hem kültürel hem de kimyasal mücadele yöntemlerinin bir arada kullanılmasını önermektedir (KARAR) (KARAR).
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, fındıkta ciddi rekolte kaybına neden olan külleme hastalığına dikkat çekerek, “Bu sene de her yıl olduğu gibi külleme sıcak havaların artmasıyla fındık yapraklarında ve çotanaklarında görünmeye başladı. Kimyasal mücadele yapılan bahçelerde azalma olduğunu görüyoruz” dedi. (İHA)
Karadeniz Bölgesi’nin en önemli geçim kaynaklarından olan fındıkta külleme hatalığı etkisini sürdürmeye devam ediyor. Konuya dikkat çeken Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, üreticilerin ilaçlamayı ihmal etmemeleri gerektiğini söylenmektedir (BİRGÜN).
Bu haberler, fındık küllemesi hastalığının ekonomik etkileri ve mücadele yöntemleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmekte ve üreticilere rehberlik etmektedir.
“Doğanın dengesini bozan her hastalık, insana mücadele ve öğrenme fırsatı sunar.”
“Public Library of Science” kelimelerinin kısaltmasıdır. PLOS, 2001 yılında kurulmuştur ve bilimsel araştırmaları serbestçe erişilebilir kılmak için open source yayıncılığının öncülerinden biridir. PLOS dergilerinde yayımlanan makaleler, genellikle herkese açık olarak sunulur ve okuyucuların ücretsiz olarak erişmesine izin verilir. Bu şekilde, bilimsel bilgiye erişimdeki engelleri kaldırarak, daha geniş bir kitleye bilimsel araştırmalara erişim imkanı sağlarlar www.plos.org
Chaperone
Eşlikçi
Trehalose
İki glikoz molekülünün alfa-1,1-glikozidik bağ ile birleşmesiyle oluşan bir disakkarittir. Böceklerin ve Fungilerin stresli koşullarda enerji kaynağıdır.
Dormancy
inaktif, uyku hali
proteome
çekirdek ve organellerin genomları tarafından ifade edilen tüm proteinler
Dormant spordan çimlenmeye geçiş hem bir çalışma hem de bir tartışma konusu olagelmiştir. PLOS Biology’de yayımlanan yeni bir buluş proteomun çözülmesinde Chaperone Hsp42‘nin hayati bir önem taşıdığını, trehalozun rolünü de gözardı etmeden gösterdi.
Fungal sporlar; yüksek sıcaklık ve yüksek UV maruziyeti gibi extreme koşullarda hayatta kalabilen strese dirençli hücre türleridir. İşte bu yüksek stress dirençleri onların önleyici muamelelerden kaçıp infeksiyonlara ve gıdalarda bozulmalara yol açabilmelerini sağlar. Dahası, fungal sporlar dormanttılar, metabolik olarak neredeyse bir inaktif olma hali ona dormanside 17 yıla kadar canlılıklarını sürdürebilen sporlar vardır.
Fungal sporlar hayatta kalmalarını sağlamak için yüksek konsantrasyonlarda, uygun çözünenler (compatible solutes)Top ve küçük koruyucu proteinler biriktirirler. Toplam iç uyumlu çözünenlerin konsantrasyonunun 1M olabildiği raporlanmıştır. Comptible solutes ve proteinler sebebiyle fungal sporun sitoplazması çok viskozdur(akmazlık). Yüksek strese karşı direnç oluşturmanın yanında bu artmış viskozite sebebiyle spor içi metabolik aktivite arrest olur. Fungal sporun sitoplazması yüksek konsantrasyonda trehalose olması durumunda hücre içi Glassy state adı verilen camsı durumdadır denebilir. Camsı durumda moleküller, özellikle proteinler serbest hareket edemezler. Camsı durumdaki bir ortamda artık proteinler esnekliklerini yitirmişlerdir ve fonksiyonel katlanmalarını yapamazlar. Bu sebeple camsı halde enzimler korunmuş halde olmalarına rağmen (bozulmamış olmalarına) inaktiftirler.
Peki nasıl oluyor da metabolik aktiviteleri sınırlanmış olan dormant sporlar hemen hemen inaktif formdan canlı çimlenmeye geçebiliyor?
PLOS Biology dergisinde Samuel Plante ve arkadaşları tarafından yayımlanan ” Breaking spore dormancy in budding yeast transforms the cytoplasm and the solubility of the proteome ” adlı makalede, adamakıllı bir geçiş sürecinin en azından bir kısmının chaperones özellikle de Hsp42 tarafından yönetildiğini gösterdi. Bu ısı şoku proteinleri çimlenmenin erken başlangıç aşamasında fosforilasyonla aktifleniyor ve dormansinin kırılıp çimlenmeye geçilmesinde proteinlerin doğru bir şekilde çözülmesini sağlıyor. Hsp42 içermeyen fungus suşları olanlara göre yavaş çimlenirler ve çok viskoz sitoplazmadan normal sitoplazmik viskoziteye de daha yavaş geçerler. Şimdi bu durum aslında trehaloz konsantrasyonu ile de alakalı olabilir; çünkü Plante ve arkadaşları gösterdi ki Hsp42 içeren funguslarda içermeyen Wild-type sporlara göre trehaloz konsantrasyonu daha yüksek bulunmuştur. En önemlisi; Hsp42 proteinini içerip fosforilize edilemeyen amino asit rezidüleri içeren mutantlarda protein, çimlenme boyunca protein aktive olamıyor ve çimlenme daha yavaş seyrediyor. Binaenaleyh; sitoplazmanın çimlenmenin erken dönemlerinde en azından bir noktada chaperone Hsp42 sürecin yönetimini sağlıyor.
Plante ve arkadaşlarınca tanımlandığı gibi; proteinlerin değişik çözünürlük seviyeleri vardır, bu da belli proteinlerin doğal fonksiyonlarını diğerlerinden önce kazanacağı anlamına geliyor. Bu buluş bize çimlenme olayında yeni bir bakış açısı kazandırmaktadır, proteinlerin yalnızca varlığı ve bolluğu değil, çimlenme anında içinde bulundukları durumun da önemini ortaya koymaktadır.
İlginçtir ki; Plant ve arkadaşlarının çalışması dormant bir sporun sterese tepki olduğu ve çimlenmenin de de stres giderici olduğu hipotezi olduğu fikri ile başlamıştır. Gerçekten de dormant sporlar strese girmiş vejetatif hücreler ile aynı tepkileri paylaşırlar. Plante ve arkadaşları; tomurcuklanan bir maya içinde vejetatif hücreye göre daha düşük bir pH ve daha düşük partikül hareketi olduğunu gözlemlemişlerdir. Stres altındaki bir vejetatif hücrede hücre içi asitliğin ve viskozitenin arttığı daha önceki çalışmalarda gösterilmişti. Ek olarak fungal sporların küçük koruyucu proteinler ve uygun çözeltiler biriktirdiklerini biliyoruz ki bu da stres tepkisi ile paralellik gösterir.
Fungal sporların sabit bir sterese yanıt olduğu ilginç bir hipotezdir ve bu çalışmadaki faydalı karşılaştırmalar ile doğrulanmıştır
Plante ve meslektaşları tarafından sunulan çalışma, bu proteinler için sporlarda, yalnızca dormant sporun kendi başına koruyucusu olarak değil, aynı zamanda proteomun çimlenme üzerine uygun şekilde çözülmesini ve yeniden katlanmasını sağlamak için yeni bir rol göstermektedir. Gelecekteki araştırmalar, proteom resolübilizasyonunda yer alan potansiyel diğer chaperon ve bu fenomenin maya askosporuna özgü olup olmadığına odaklanabilir. Ek olarak, trehaloz birçok mantar sporu türünde biriktiğinden ve sporun viskoz sitoplazmasının ana nedenlerinden biri olarak kabul edildiğinden, trehalozun protein resolübilizasyonundaki potansiyel rolünün daha fazla araştırılması gerekir
Kaynaklar
1. Dijksterhuis J. Fungal spores: Highly variable and stress-resistant vehicles for distribution and spoilage. J Food Microbiol. 2019;81:2–11. pmid:30910084
5. Sampedro JG, Rivera-Moran MA, Uribe-Carvajal S. Kramers’ theory and the dependence of enzyme dynamics on trehalose-mediated viscosity. Catalysts. 2020;10(6):659.
6. Plante S, Moon K-M, Lemieux P, Foster LJ, Landry CR. Breaking spore dormancy in budding yeast transforms the cytoplasm and the solubility of the proteome. PLoS Biol. 2023; 21(4):e3002042.
7. Munder MC, Midtvedt D, Franzmann T, Nüske E, Otto O, Herbig M, et al. A pH-driven transition of the cytoplasm from a fluid- to a solid-like state promotes entry into dormancy. Singer RH, editor. eLife. 2016;5:e09347. pmid:27003292
8. Leeuwen MR, Krijgsheld P, Bleichrodt R, Menke H, Stam H, Stark J, et al. Germination of conidia of Aspergillus niger is accompanied by major changes in RNA profiles. Stud Mycol. 2013;74:59–70. pmid:23449598
9. Punt M, Brule T, Teertstra WR, Dijksterhuis J, Besten HMW, Ohm RA, et al. Impact of maturation and growth temperature on cell-size distribution, heat-resistance, compatible solute composition and transcription profiles of Penicillium roqueforti conidia. Food Res Int. 2020;136:109287. pmid:32846509
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, Bitki Sağlığı Kliniği Uygulama ve Araştırma Merkezi, Antakya-HATAY
Botryosphaeriaceae familyasının türleri; özellikle Turunçgiller gibi odunsu bitki cinsleri için önemli bitki patojenleridir ve kabuk çürüklüğü, dal çürüklüğü, sakızlama, sürgün yanıklığı, geri dönüş ve meyve çürüklüğüne ve hatta koşullar hastalık gelişimine elverişli olduğunda bitkinin ölümüne neden olurlar.
Son yıllarda bölgede yürütülen araştırmalar, turunçgil üretim alanlarının yer aldığı Hatay, Adana ve Mersin illerindeki verim kayıplarının nedeni olarak fitopatojenik sorunları işaret etmektedir.
Özellikle ağaç gövdelerinde ortaya çıkan kanser belirtilerinin, esas olarak kışın odunsu bitkileri budama yaralarından enfekte ederek iletim demetlerini kolonize eden ve taksonomik olarak birbiri ile yakın ilişkili olmayan geniş bir patojen grubu tarafından oluşturulduğu kaydedilmektedir.
Bölgede son 10 yıldır turunçgil üretim alanlarında yürütülen sörveylerde, dal ve sürgünlerde geriye doğru ölüm, yapraklarda kloroz ve nekroz, yaprak dökümü ve gövde kanser belirtilerinin ortaya çıktığı gözlenmektedir.
Botryosphaeriaceae türlerinden Lasiodiplodia, Diplodia, Dothiorella, Neofusicoccum ve Neoscytalidium cinslerine bağlı birçok türün, turunçgil ağaçlarını hastalandırdığı bildirilmiştir.
Leave a comment