Yavaş yavaş gelen kabus : AntiFungal dayanıklılık pandemisi

Pestisitlerin her çeşidine yönelik dayanıklılık gelişimi zaten gündemdeyken, yapılan çalışmalar bazı insan patojeni fungusların, tarımsal amaçlı fungisitler ile münasebetleri sonucu insan tedavisinde kullanılan fungisitlere direnç geliştirdiğini gösterdi.

Aşağıda Yazar Danielle Gerhard’ın Tıbbi Mikolog Ferry Hagen ile röportajından kısa bir kesit bulacaksınız. Telif hakları sebebi ile çevireceğimiz makalelerin sadece bir kısmını yayımlayabiliyoruz.


Kaynak: https://www.the-scientist.com/the-silent-pandemic-of-antifungal-resistance-72337

Yazar : Danielle Gerhard, PhD

Dünya antibiyotiğe dirençli bakterilerle boğuşurken başka bir sinsi tehdit yavaş yavaş yaklaşıyor; ilaçlara dirençli funguslar!

Candida auris ve Aspergillus fumigatus gibi funguslarda gelişen antifungal dayanıklılık, tedavisi zor enfeksiyonlara yol açarken Dünya sağlık Örgütü’nün hazırladığı Fungal Priority Pathogen List1 adlı sınıflandırmada onları “Kritik” sınıfına sokuyor.

Antibiyotiğe dayanıklı bakteriler hakkındaki çalışmalar halihazırda hem yüksek araştırma bütçelerine ulaşmış hem de toplumun dikkatini çekmeyi başarmışken uzmanlar hızla gelişen antifungal dayanıklılık hakkında uyarıyorlar.

Westerdijk Fungal Biodiversity Institute Tıbbi Mikologlarından Ferry Hagen ile hem konunun kamu tarafından daha çok bilinmesi hem de tanı ve tedavi hakkında konuştuk

SORU : Neden antifungal dayanıklılığa “Sessiz pandemi” demeyi tercih ediyorsunuz?*

Antibiyotik dirençli bakteriler toplumda yaygın bir şekilde bilinip konuşulurken antifungal dayanıklılık aynı dikkati çekebilmiş değil2. Diğer bir sebep de fungisitlere dirençli fungus suşları, dirençli bakteri suşlarına göre çok yavaş yayılırlar. Örneğin 20 yıl önce antifungal dirençli A.fumigatus suşları çok nadir görülürken, Hollanda’da izole edilen A.fumigatus suşlarının %15’i artık 3 antifungal sınıfından birine dirençlidir. Hatta 2 antifungal sınıfa dirençlilik de mevcuttur.

SORU :Yeni antifungal ilaçlar geliştirmeyi zor kılan nedir?

İnsan ve Fungus hücresindeki benzerlikler sebebi ile fungus hücresine zarar verip insan hücresine zarar vermeyen bileşikler bulmak çok zor bir iştir. Buna ek olarak yeni fungisit geliştirme süreci 10 ila 15 yıl sürmektedir. Ancak ilaç geliştirme süresi içinde birçok mantar türü benzer molekülleri hedef alan tarımsal fungisitlere maruz kalacağı için zaten direnç geliştirmiş olacaktır. 3

Tarımsal fungisit ipflufenoquin’e karşı in vitro direnç geliştiren Aspergillus fumigatus suşları olorofim’e de dirençlidir

Bu kısa ama etkili olduğunu düşündüğüm yazı sonunda önümüzdeki yıllarda bitki patojeni funguslara karşı elimizdeki “silah”ların çok yakın bir gelecekten başlayarak azalacağını, bazı hastalıklara karşı tamamen kimyasal çözümden yoksun olacağımızı tahmin etmek zor değil. Entegre zararlı yönetimi gittikçe daha da önem kazanacak, özellikle fungal bitki hastalıklarının epidemiyolojisinin çok iyi öğrenilmesi elzem hale gelecektir.

  • Burada yazar; Rachel Carson’un meşhur “Silent Spring” kitabına gönderme yapıyor

Kaynaklar

  1. WHO. Geneva: World Health Organization; 2022
  2. van Rhijn N, et al. Lancet. 2024;404(10457):1017-1018.
  3. van Rhijn N, et al. Nat Microbiol. 2024;9(1):29-34.

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bitki Bazlı Ürünlerdeki Patojenlerin Araştırılması için Bir Milyon Euro Destek

Wageningen’den araştırmacılar, uluslararası platform Plant2Food aracılığıyla bir milyon euro hibe aldı. Bu fonla, bitki bazlı ürünlerdeki patojenik bakterileri genetik olarak karakterize edecek, büyümelerini ve davranışlarını haritalayacaklar. Bu araştırma üreticilerin ürünlerindeki zararlı mikroorganizmaları kontrol etmelerine yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

GRASP (Bitki bazlı gıdaların Genomik Güdümlü Risk Değerlendirmesi) adı verilen çalışma, özellikle süt ürünleri ve alternatifleri de dahil olmak üzere yeni bitki bazlı ürünlerin güvenliğine odaklanmaktadır. Gıda Mikrobiyolojisi Profesörü Heidy den Besten;

“Bitki bazlı peynir ve süt alternatifleri gibi hem hibrit hem de tamamen bitki bazlı ürünlere doğru bir pazar kayması görüyoruz” diyor. Bu değişim, tüketici tercihleri ve gıda şirketlerinin hem geleneksel hem de yeni üretim hatlarını destekleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

Yok edilemez sporlar
Ancak yulaf, bezelye ve badem gibi bitki bazlı hammaddeler toksin üreten zararlı bakteriler içerebilir. Örneğin bakteri Bacillus cereus ishal ve mide bulantısına, Clostridium botulinum ise felce neden olur. Bu iki bakteri türü özellikle tehlikelidir çünkü sıcak ve soğuk gibi aşırı koşullara dayanabilen bir tür uyuyan hücre olan sporları oluştururlar. Uygun koşullar altında, sporlar canlı, büyüyen bakteriler oluşturmak için filizlenir. Bu, pastörizasyondan kurtulmalarını ve gıda ürünlerine girmelerini sağlar.

Alt grupları karakterize etme
Tüm bakteriler aşırı koşullar altında aynı şekilde davranmaz. Tek bir bakteri türünde bile varyasyon vardır. Den Besten, “Bazı alt gruplar ısıya dayanıklıdır, diğerleri ise buzdolabında olduğu gibi düşük sıcaklıklarda iyi büyür” diye açıklıyor. “Tüm alt gruplara aynı şekilde davranırsak, davranışlarını tahmin etmek zorlaşır.” Bu nedenle araştırma ekibi, Bacillus cereus ve Clostridium botulinum‘u genetik olarak alt gruplara ayırmayı ve büyümelerini belirlemeyi amaçlıyor. “Bu, belirli koşullar altında hangi alt grupların sorunlu olduğunu ve bunları nasıl kontrol edeceğimizi değerlendirmemizi sağlayacaktır.” Nihai amaç, üreticilerin patojenlerin büyümesini en aza indirmek ve ürünün raf ömrünü tahmin etmek için üretim süreçlerini simüle etmelerini sağlayan bir araç geliştirmektir.

İşbirliği
Proje, Danimarka Teknik Üniversitesi (DTU), Danimarka Gıda ve Tüketici ürün güvenliği Kurumu, gıda şirketleri ve ürün denetimleri yapan şirketler de dahil olmak üzere çeşitli ortaklarla işbirliği yapmaktadır. Hibe ile, Danimarkalı araştırmacılar ile birlikte, bir doktora öğrencisi, bir postdoc (doktora sonrası) ve projeye iki analist atayacaktır. “Danes, Bacillus cereus‘u araştırırken bakteri Clostridium botulinum‘a odaklanacak,” diyor.

Plant 2 Food
Bu araştırma, sürdürülebilir, bitki temelli bir gıda sistemine geçişi hızlandırmak için endüstri ve akademiyi bir araya getiren bir işbirliği olan Plant 2 Food aracılığıyla finanse edilmektedir. Plant 2 Food’un önümüzdeki üç yıl için Danimarka’daki büyük bir özel bilimsel araştırma fonu olan Novo Nordisk Vakfı’ndan 27 milyon euro ödeneği mevcut

“Tüm alt gruplara aynı şekilde davranırsak, davranışlarını tahmin etmek zorlaşır.”

Heidy den Besten, Gıda Mikrobiyolojisi Profesörü

Bağlantıya ulaşmak için:

Kaynak: https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/one-million-euro-grant-for-studying-pathogens-in-plant-based-products.htm