Domates yaprakları ilginç bir şekilde %27 gibi çok yüksek bir oranda proteine sahiptir. Bu da domates yapraklarını ilginç bir protein kaynağı yapıyor, hele de bitkisel proteinlere olan talep artmışken. Marietheres Kleuter tarafından yapılan bir doktora çalışması gösterdi ki, domates yapraklarının değerli bir hammaddeye dönüşmesi için hala aşması gereken engeller var.
Doktorant Kleuter ” Domatesteki proteinin büyük çoğunluğu Rubisco, Rubisco bitkinin havadaki CO2’i tutabilmesini sağlayan önemli bir fotosentez enzimi. Teoride bu proteini tofu gibi bir yemeğe dönüştürebilirsiniz. Ancak proteini ekstrakte ederken, klorofil sebebiyle proteinin rengi yeşil kaldı ve insanların yeşil renkli bir proteine hazır olmadığını düşünüyorum, ama shake tarzı içeceklerde ya da besin takviyesi olarak kullanılırsa renk daha az sorun olur.”
Yapraklardaki hücre duvarları fiziksel bariyer oluşturarak proteinin çıkarılmasını zorlaştırır. Yapraklar yaşlandıkça hücre duvarlarının bileşimi de değişir, bu da yapraklardan elde edilecek protein verimini azaltıyor.
Kleuter
Yapraklar yaşlandıkça protein yapıdaki Rubisco enzimi yıkıma uğrar, Kleuter’in çalışmasında bu yıkımdan sorumlu iki gen susturuldu (turned off) ve protein yıkımı neredeyse yetişme periyodunun sonuna kadar duraklatıldı.
Kleuter’in araştırması, Wageningen Üniversitesi ve Araştırma bünyesinde yeni bitkisel protein kaynakları bulmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı çalışmalarla bağlantılıdır. Bu tür protein bitkileri, küresel nüfusun artmaya devam etmesi ve mevcut hayvansal protein kullanımının sürdürülebilir olmaması nedeniyle hayati önem taşımaktadır.
Hayvanlar olmadan Et, İnekler olmadan Süt, Balıkçılık olmadan Balık eti; işte WUR ve WUR’a bağlı işletmelerin hedefi. Bu hedef “Hücresel Tarım” ya da “Hassas Fermentasyon” olarak adlandırılıyor.
“Grow Meat Not Animals” sloganı ile faaliyete geçen şirket “kültür et” olarak da adlandırılabilecek laboratuvar ortamında et üretiyor.
2022 yılında kurulan RESPECTfarms firması; sığır kök hücreleri ve bitki bazlı besi ortamı kullanarak kas dokusu geliştiriyor. Sonra bu kas dokusu 3D yazıcı kullanılarak “et”e dönüştürülüyor. Hayvan hücresi geliştirmekte oldukça bilgili olan firma yatırımcı arayışında. Firmanın hedefi yıllık 100 ton et.
RespectFarms tarafından biyoreaktörlerde üretilen et, doğal yolla üretilene göre %95 daha az alana, %78 daha az suya ihtiyaç duyarken %93 daha az çevre kirliliği ve %92 daha düşük sera gazı salınımına yol açıyor. Bu yöntem global olarak artan et talebini karşılayabilmemizi sağlarken aynı anda çevreye daha az zarar vermemize de yarıyor.
Yine aynı şekilde 2022 yılında kurulan Upstream Foods firması da balık eti üretiyor. Buradaki fark firmanın kök hücrelerden “kas hücresi” yerine “yağ hücresi” çoğaltması, çünkü balığa tadını veren yağ hücreleridir.
Pek çok tüketici bitkisel etlerin tadından hoşlanmıyor, çünkü etlere tadını veren bileşenlerin en önemlisi hayvansal yağlardır.
Hücresel Tarım
Yukarıda saydığımız örnekler dışında “Hücresel tarım” çalışmalarının çoğu henüz sanayileşmeye hazır değil. Inekler olmadan Laktoprotein üretimi laboratuvar çalışmaları hala devam ediyor. Wageningen araştırmacısı Etske Bijl’in başında olduğu ekip bir NWO (Dutch Research Council) projesinde mikroorganizma kökenli Kazein (süt proteini) üretimi üzerine çalışmalarını sürdürüyor.
Hayvansal protein ikamesi olan bitki kökenli ürünlerde temel problemlerden biri şu; bitkisel proteinler hayvansal proteinlere kıyasla oldukça küçükler. Kazein molekülü çok büyüktür ve kalsiyum mineralini bağlayabilir. Bu sebeple Bijl’in çalışmasından umudu yüksek.
WUR da çalışan profesör Gert KamaYelloway One adını verdiği ve Muz yetiştiriciliğinde büyük bir atılım olan yeni hibriti hakkında;
Geleneksel ıslahın bu hastalıklara karşı dirençli bitkiler geliştirmemize yardımcı olabileceğini biliyorduk. Şimdi bunu kanıtladık ve daha da önemlisi, en yeni genetik araçları kullanarak bunu diğerlerinden çok daha hızlı yapabileceğimizi gösterdik. Bu gelişme muz yetiştiriciliğinin geleceği için büyük bir önem taşıyor
Prof. dr. Gert Kema
Çığır açıcı bu gelişme Chiquita, Keygene, MusaRadix ve Wageningen University&Research işbirliği ile başarıldı.
Yelloway One’ın geliştirilmesi küresel muz yetiştiriciliği için kritik bir zamana denk geliyor. TR4 ve Siyah Sigatoka, son yıllarda önemli hasara yol açarak yüz milyonlarca dolar değerinde kayba neden oldu. Şimdiye kadar bu hastalıklara dayanıklı bir muz çeşidinin bulunmaması, çiftçiler ve muz sektörü üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştur. Yelloway One geleneksel ıslah tekniklerinin bir ürünüdür. Her iki hastalık da muz endüstrisi için, özellikle de yaygın olarak ihraç edilen Cavendish muzu için uzun süredir tehdit oluşturmaktadır.
Yazının orjinal başlığı “Food waste in supermarkets down to 0,89%” ancak bu haberin Türkiye ile ilgili olduğu yanılgısına kapılmamanız için haber başlığı editör tarafından değiştirilmiştir
Süpermarketlerdeki gıda atığı 2023 yılında tedarik hacminin %0,89’una düşmüştür. Bu oran 2018’deki ilk ölçümle karşılaştırıldığında %35’lik bir azalma anlamına gelmektedir. Bulgular, Food Waste Free United Foundation ve Hollanda Gıda Perakende Birliği (CBL) tarafından başlatılan ve Wageningen University & Research (WUR) tarafından süpermarketlerin kendi raporlarına dayalı olarak yürütülen yıllık anketten elde edilmiştir.
Hollanda LVVN1 bakanı Femke Marije Wiersma “Perakendede gıda israfının azaldığını görmekten memnuniyet duyuyorum. Çiftçilerimiz, balıkçılarımız ve bahçıvanlarımız her gün tabaklarımıza en kaliteli gıdayı koymak için inanılmaz bir çaba sarf ediyor. Gereksiz yere çöpe attığımız her kilo çok fazla; gıda israfı refahımızın bir dezavantajı ve dünyada hala bunu karşılayamayacak çok sayıda insan var. Bu nedenle, gıda israfıyla mücadele azami dikkatimizi hak ediyor” açıklamasında bulundu.
Food Waste Free United Foundation Direktörü Toine Timmermans “Perakende sektöründeki gıda atıklarındaki azalan ivmeyi cidden görebiliyoruz. Bu durum büyük çoğunlukla marketlerin kendi ayakizlerini azaltma çabalarından kaynaklanıyor. Ayrıca kısmen, yakın zamanda yürürlüğe giren ve sosyal ve çevresel etkilerini rapor etmelerini gerektiren CSRD Direktifi gibi mevzuattan kaynaklanmıştır. Bu sayede diğer sektörlere de örnek olmalarını umuyoruz” dedi.
ÜRÜN GRUPLARINA GÖRE GIDA İSRAFINDAKİ AZALMA
Süpermarket endüstrisi, gıda atıklarını 2018 yılından beri analiz ediyor. Avrupa’daki gıda atığı tanımını kullanırsak, yani gıda insanlara ya da hayvanlara gitmiyorsa atık olarak tanımlandığında, 2023 yılında toplam atık miktarı, tedarik hacminin %0,89’una düşecektir. Bu oran 2022 yılındaki satın alma hacminin %1,38’i kadardı. Şimdi aynı tanımı kullanırsak, atık yüzdesi %1,21 olacaktır. Aşağıdaki ürün kategorilerinde, yıllar arasında doğru karşılaştırma yapabilmek için yine aynı tanımı kullanıyoruz. Burada, insan tüketimi için kayıpların tedarik hacimlerine kıyasla yüzdesi şöyledir
Ekmek, yarı pişmiş ekmek ve hamur işleri: %6,5 (2018’deki %7,7 ile karşılaştırıldığında)
Taze et ve taze balık: %1,4 (2018’deki %2,9 ile karşılaştırıldığında)
Patates, meyve ve sebze: %2,1 (2018’deki %2,7 ile karşılaştırıldığında)
Süt ürünleri, yumurta ve soğutulmuş hazır ürünler: 1,0 (2018’deki %1,4 ile karşılaştırıldığında)
Diğer taze ve bozulmayan ürünler: 0,3 (2018’deki %0,4 ile karşılaştırıldığında)
Buna göre ‘ekmek, hamur işleri ve yarı pişmiş ekmek’ toplam alımın %6,5’i kadar kayıpla insan tüketimi için kullanım açısından en az verimli kategoridir. İçecekler, toplam alımın sadece %0,2’sini oluşturan kayıplarla en verimli kategoridir.
Ekmek, Et ve Balık atıklarında dikkat çekici düşüş
Ekmek&Hamurişi ve Taze et&balık kategorilerinde marketlerin özel çabası ve bu konuya yoğunlaşması ile atıklarda azalma gerçekleşti. Marketlerin tüm ekmeklerin satılması yönündeki baskıları yanında bayat ekmeğe indirim uygulamaları 2022 yılına göre atık miktarında %16’lık bir azalma sağlamış. Bütün bu azalmaya rağmen atığın en fazla olduğu kategori maalesef hala Ekmek&Hamurişi kategorisinde en fazla.
Taze et&balık kategorisi de diğer bir önemli kategori. Bu ürünlerin ekolojik ayakizi çok büyük olduğu için ziyan olmaları daha da üzücü oluyor. Marketler bu sorunu da daha iyi ürün yönetimi ile 2022 yılına göre %37 azaltmayı başardılar.
Gıda israfına karşı AI ve Raf ömrü sembolleri çok önemli silahlar
Hollanda Gıda Perakendeciliği Birliği (CBL) Genel Müdürü Marc Jansen, süpermarketlerin gıda atıklarının azaltılmasını aktif bir şekilde teşvik etmeye devam ettiğini söylüyor. “Süpermarketler gıda israfını azaltmaya yönelik yeniliklere yoğun bir şekilde odaklanıyor. Örneğin, arz ve talep arasındaki uyumu iyileştirmek için Yapay Zeka (AI) kullanıyorlar. Ayrıca, artık domateslerden makarna sosu veya artık muzlardan bisküvi ve kek gibi atık akışlarına dayalı yeni özel markalı ürünler de geliştiriliyor.”
Süpermarketler ayrıca saklama tavsiyeleri ve artıkların nasıl kullanılacağına dair ipuçları da dahil olmak üzere tüketici eğitimi üzerinde çalışmaktadır. Raf Ömrü Koalisyonu2 özel markalı ürünlerin en az %50’sinde ‘best before’ ve ‘use by’ tarihlerini bir sembolle netleştirmeyi kabul etmişlerdir. Araştırmalar3, raf ömrü konusunda netlik eksikliğinin tüketiciler arasında evde gıda israfının başlıca nedenlerinden biri olduğunu ortaya koymuştur.
Çeviri yazılarda DeepL.com‘dan kontrol amacıyla yararlanılmıştır.
Wageningen’den araştırmacılar, uluslararası platform Plant2Food aracılığıyla bir milyon euro hibe aldı. Bu fonla, bitki bazlı ürünlerdeki patojenik bakterileri genetik olarak karakterize edecek, büyümelerini ve davranışlarını haritalayacaklar. Bu araştırma üreticilerin ürünlerindeki zararlı mikroorganizmaları kontrol etmelerine yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
GRASP (Bitki bazlı gıdaların Genomik Güdümlü Risk Değerlendirmesi) adı verilen çalışma, özellikle süt ürünleri ve alternatifleri de dahil olmak üzere yeni bitki bazlı ürünlerin güvenliğine odaklanmaktadır. Gıda Mikrobiyolojisi Profesörü Heidy den Besten;
“Bitki bazlı peynir ve süt alternatifleri gibi hem hibrit hem de tamamen bitki bazlı ürünlere doğru bir pazar kayması görüyoruz” diyor. Bu değişim, tüketici tercihleri ve gıda şirketlerinin hem geleneksel hem de yeni üretim hatlarını destekleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Yok edilemez sporlar Ancak yulaf, bezelye ve badem gibi bitki bazlı hammaddeler toksin üreten zararlı bakteriler içerebilir. Örneğin bakteri Bacillus cereus ishal ve mide bulantısına, Clostridium botulinum ise felce neden olur. Bu iki bakteri türü özellikle tehlikelidir çünkü sıcak ve soğuk gibi aşırı koşullara dayanabilen bir tür uyuyan hücre olan sporları oluştururlar. Uygun koşullar altında, sporlar canlı, büyüyen bakteriler oluşturmak için filizlenir. Bu, pastörizasyondan kurtulmalarını ve gıda ürünlerine girmelerini sağlar.
Alt grupları karakterize etme Tüm bakteriler aşırı koşullar altında aynı şekilde davranmaz. Tek bir bakteri türünde bile varyasyon vardır. Den Besten, “Bazı alt gruplar ısıya dayanıklıdır, diğerleri ise buzdolabında olduğu gibi düşük sıcaklıklarda iyi büyür” diye açıklıyor. “Tüm alt gruplara aynı şekilde davranırsak, davranışlarını tahmin etmek zorlaşır.” Bu nedenle araştırma ekibi, Bacillus cereus ve Clostridium botulinum‘u genetik olarak alt gruplara ayırmayı ve büyümelerini belirlemeyi amaçlıyor. “Bu, belirli koşullar altında hangi alt grupların sorunlu olduğunu ve bunları nasıl kontrol edeceğimizi değerlendirmemizi sağlayacaktır.” Nihai amaç, üreticilerin patojenlerin büyümesini en aza indirmek ve ürünün raf ömrünü tahmin etmek için üretim süreçlerini simüle etmelerini sağlayan bir araç geliştirmektir.
İşbirliği Proje, Danimarka Teknik Üniversitesi (DTU), Danimarka Gıda ve Tüketici ürün güvenliği Kurumu, gıda şirketleri ve ürün denetimleri yapan şirketler de dahil olmak üzere çeşitli ortaklarla işbirliği yapmaktadır. Hibe ile, Danimarkalı araştırmacılar ile birlikte, bir doktora öğrencisi, bir postdoc (doktora sonrası) ve projeye iki analist atayacaktır. “Danes, Bacillus cereus‘u araştırırken bakteri Clostridium botulinum‘a odaklanacak,” diyor.
Plant 2 Food Bu araştırma, sürdürülebilir, bitki temelli bir gıda sistemine geçişi hızlandırmak için endüstri ve akademiyi bir araya getiren bir işbirliği olan Plant 2 Food aracılığıyla finanse edilmektedir. Plant 2 Food’un önümüzdeki üç yıl için Danimarka’daki büyük bir özel bilimsel araştırma fonu olan Novo Nordisk Vakfı’ndan 27 milyon euro ödeneği mevcut
“Tüm alt gruplara aynı şekilde davranırsak, davranışlarını tahmin etmek zorlaşır.”
Bir yüzyıl önce Hollanda tarımında bugüne göre çok fazla çeşit mevcuttu. WUR bünyesindeki The Centre for Genetic Resources(CGN), kaybolmuş ata mirası çeşitleri yeniden keşfetme ve koruma amacı taşımaktadır. Toplumsal dayanışma yoluyla CGN, listede eksik olan son düzinelerce çeşidi beş tanesi “en çok arananlar” koleksiyonuna eklemeyi umuyor.
“Belki bir yerlerde birilerinin tavan arasında hala eski sebze çeşitlerinin tohumları vardır”
Ata mirası çeşitler 1950’li yıllara kadar geliştirilip kullanılan çeşitlerdir. Tarımdaki gelişmelerle birlikte bu çeşitler önce düşük verimleri ya da sınırlı besinsel değerleri sebebi ile ıskartaya çıkarıldı, sonra da unutulup gitti. Ama bu çeşitler bizim biyolojik mirasımızın bir parçasıdırlar ve günümüz ıslahında yararlı olabilecek özelliklere de sahip olabilirler. Listemiz 350 ata mirası çeşidi içeriyor. Bu çeşitlerin hikayelerini web sayfamızda paylaşıyoruz. CNG kurumu ata mirası çeşitlerin çoğunun tohumuna sahip1. Listedeki 350 çeşidin 50 kadarı kayıp, onların tohumlarına -henüz- ulaşılamadı, maalesef buna en çok istenen 5 çeşit de dahil
Robbert van Treuren
Lange Holkruin,
Wassenaar Selection
Kennemerland
Dikke Leidsche Winter
Delftsche Groene Kortpoot
En fazla aranan 5 ata çeşidi
Lange Holkruin: Hollanda’da “Utrechtsche Platkop” adıyla bilinen bir yaban havucu çeşididir. Büyük, etli beyaz bir kök ve çökük bir tacı vardır.
Wassenaar Selection: Sarı etli lahanadır. Yuvarlak ve oval şekilli, mor veya bronz renkli bir başı vardır.
Kennemerland: Düz cam altında2 yetişen bu kavun, karbonkel çeşidi bir kavun ile çaprazlanarak oluşturulmuştur.
Dikke Leidsche Winter: Geçen yüzyılın en dayanıklı pırasasıdır, geç olgunlaşan mavi-yeşil yaprakları vardır.
Delftsche Groene Kortpoot: Erken hasat edilebilen küçük bir karnabahar çeşididir. Kısa bir sap üzerinde büyür ve parlak sarı renklidir.
En çok aranan çeşitler – Kime göre neye göre
Bu en çok aranan çeşitler listesi araştırmacı Lana de Bruijn tarafından oluşturuldu. Neden bu 5 çeşide önem verdiğini kendisinden dinleyelim;
Elbette tüm kayıp çeşitleri bulmayı istiyoruz ama gerek isimleri gerek menşei olarak zihnimizi en çok heyecanlandıran çeşitleri seçtik. Bu çeşitler hakkındaki bilgileri esas olarak eski CGN üyeleri tarafından derlenen bir listeden, Orange List’ten aldım. Bu liste 1850 ile 1950 yılları arasında Hollanda’da yetiştirilen tüm çeşitleri içeriyor. Her bir çeşidin özellikleri, yetiştirildikleri bölge ve Hollanda’da en son görüldükleri yıl veya dönem açıklanmaktadır. Koleksiyonumuzda hala eksik olan çeşitlerin tohumlarının bir yerlerde olduğunu umuyoruz
Lana de Bruijn
Biyokültürel mirasın önemi
De Bruijn’e göre ata çeşitleri tıpkı bir Van Gohg ve Rembrandt tabloları gibi kendi tarihleri hakkında bir şeyler söyler. Yerel halkın daha önce hangi çeşitleri hangi sebeplerden yemeği sevdiğini, hangi iklim koşulları ve hangi topraklarda nelerin yetiştiğinin anlaşılması gibi bu çeşitler Hollanda tarihinin ayrılamaz bir parçasıdır. Örneğin, çok fakir topraklarda yetiştiğini bildiğimiz ‘Evene’ yulaf çeşidini ele alalım. Ve sert iklimlerde çok iyi sonuç veren ‘Zeeuwse tarwe’ buğday çeşidini. Bu tür özellikler, daha dayanıklı ürün çeşitlerinin ıslahı için faydalı olabilir. Dolayısıyla, kültürel-tarihi değerlerinin yanı sıra, miras çeşitlerinin sosyal değeri de vardır.
Centre for Genetic Resources, the Netherlands
The CGN 30 farklı mahsüle ait yaklaşık 24.000 tohum örneğine sahiptir. Bu tohumlar vakumlu paketlerde -20 C derecede saklanırlar. Tohumlar; yetiştirme, araştırma ve eğitim amaçlı kullanıma açıktır. Bitkilerin yanında merkez; hayvan, ağaç ve aquaculture gen bankası olarak da hizmet verir.
Peki Türkiye’de işler nasıl yürüyor?
Türkiye’de iki adet tohum gen bankası vardır ve bu gen bankaları da dünyanın sayılı gen bankaları arasındadır.
“Ulusal Tohum Gen Bankası da Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 1964 yılında kurulmuştur. Bu gen bankası dünyadaki ilk gen bankalarından biri olma niteliğini de taşımaktadır 1970’li yılların başından bu yana uluslararası standartlara uygun olarak faaliyet gösteren Ulusal Tohum Gen Bankasında, ülkemiz orijinli bitki genetik kaynaklarına ait yerel çeşitler, ıslah edilmiş çeşitler, bazı önemli karakterlere sahip ıslah hatları, kültür bitkilerinin yabani akrabaları, doğal florada mevcut, diğer yabani türler, geçit formları ve endemik türlere ait tohum örnekleri bulunmaktadır. Ulusal Tohum Gen Bankasında 3.339 türe ait 55.000’ den fazla tohum örneği günümüz ve gelecekteki bitkisel araştırmaların kullanımına hazır bir şekilde kaybolmadan saklanmaktadır ve emniyet yedekleri Türkiye Tohum Gen Bankasında yapılmaktadır. Ulusal Tohum Gen Bankası Türkiye bitki genetik kaynaklarının korunması ve bu zengin çeşitliliğin araştırmacılar ve gelecek kuşaklarca sürdürülebilir kullanımını sağlamakla sorumludur. Türkiye bitki genetik kaynaklarını korumak ve gelecek nesiller için sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla, sürvey, toplama, muhafaza (ex situ ve in situ), üretim, yenileme, karakterizasyon, değerlendirme, eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütülmektedir.”
Türkiye’de tohum bankacılığı hakkında bulabildiğim kaynaklar maalsef sadece bunlar. Türkiye’de tohum bankacılığının nasıl yapıldığını bilemiyorum, çünkü bu konunun dökümantasyonu çok zayıf. Ancak bu iki gen bankasının kendi dökümantasyonları harici Türk Tarım ve Orman Dergisinde şöyle bir haber bulmak mümkün.
Değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.
Araştırmacılara göre 2500 yıl önce olan büyük bir deprem dünyadaki en büyük nehirlerden birinin yönünü aniden değiştirdi. Bu hafta Nature Communications dergisinde yayımlanan bir makale eski zamanlarda Bengal deltasında bilinmeyen bir depremin, Ganj Nehri’nin ana kanalını nehir avülzyonu olarak bilinen bir süreçte yeniden yönlendirdiğini gösterdi.
“Nehir avülziyonu”, bir nehrin mevcut yatağını terk ederek yeni bir yatak oluşturması anlamına gelir. Bu süreç genellikle nehirin akışındaki değişiklikler veya coğrafi etkiler sonucunda meydana gelir.
Bu çalışmanın başyazarı ve WUR araştırmacısı Liz Chamberlain “Depremlerin yol açtığı jeotehlikeleri iyi biliyoruz. Nehir yatağı değişimlerinin de tıpkı bir barajın çökmesi gibi katastrofik olabileceği açıktır. Ama bu çalışmaya kadar depremlerin Ganj gibi devasa nehirlerde nehir avulsiyonuna yol açabileceği daha önce doğrulanmamıştı. ”
Vanderbilt Üniversitesinden Steve Goodberg “Bangladeş dünyanın en yoğun yerleşim yerlerinden biridir. Zamanımızda böyle bir depremin nüksetmesi durumunda büyük taşkınlar, yer sarsıntıları yanında sediment sıvılaşmaları da görülür. Bu da Ganj kıyısındaki milyonlarca insanı etkiler olur” demektedir.
Çökelti içindeki kum arkları antik bir depremi ortaya çıkardı
Deprem ve nehir yatağının değişmesi gömülü çökeltiler incelenerek yeniden yapılandırılmıştır. Deprem anındaki sürekli sarsıntılar basınçlı kumu üstteki çamur katmanlarına enjekte edebilir. Bu fenomen deltaların yumuşak sedimentlerinde dikey kum bentleri ya da “sismitler” olarak kaydedilmiştir. Bu olgunun modern örnekleri dünyanın dört bir yanında bulunmaktadır.
Bu çalışma, temel araştırmaların doğal tehlikeleri ve bunların etkilerini tahmin etme becerimizi nasıl geliştirebileceğini açıkça göstermiştir
Meyve tutumu (Fruit Set) meyveye sorunsuzca dönüşen çiçek sayısı ya da oranıdır, ve mahsül üretiminde çok üretiminde bir parametredir. Buna ek olarak tatlı biberde meyve tutumu uzun üretim periyodu boyunca dalgalanır, binaenaleyh hasat için gerekli olan işgücü ve ürün fiyatı da öngörülebilir değildir. Doktora adayı Sijia Chen tezinde ışık spektrumunun tatlı biberde meyve tutumuna bir etkisi olup olmadığını inceledi. Iklim odası çalışmaları gösterdi ki; fazladan(additional) uzak-kırmızı dalga boyunda ışık (700-800nm) meyve tutumunu azaltıyor. Bununla birlikte serada yetiştirilen tatlı biberlerde güneş ışığı etkisi ile uzak-kırmızı dalga boyu tam tersi bir etki ile meyve tutumunu arttıyor. Yine tezin bulgularından biri; mavi ışığın kırmızıya göre oranının artması da meyve tutumunu azaltıyor. Bu tezde farklı spektrumların meyve tutumu üzerindeki fizyolojik mekanizmaları araştırılmış ve tartışılmıştır.
Tez savunması Wageningen üniversitesi Omnia, bina 105 adresinde 21 haziran Cuma 2024 senesinde saat 13:30 ile 15:00 arasında gerçekleştirilecektir. Hollanda’da ikamet eden tüm değerli okurlarımızı bekleriz.
Startup’lar gıda sistemlerini daha da sürdürülebilir yapmak için yapay zeka (AI) kullanıyorlar. Örneğin Orbisk adlı girişim, gıda sistemlerinin daha sürdürülebilir olması için AI kullanıyor. Orbisk bunu gıda atıklarını “akıllı bir monitör” yardımıyla izleyerek yapıyor. Profesör Ioannis Athanasidis bunun gibi şirketleri bir Avrupa test ve tanıtım tesisi ile desteklemek istiyor. Hem profesör hem Tesis, bu konudaki görüşlerini F&A Next organizasyonunda sunacaklar.
F&A Next; Gıda ve Zirai teknolojileri yatırımcıları ile gelecek vaat eden firmaları buluşturan bir organizasyondur.
Yukarıda bahsedilen Orbisk firması, catering firmaları için çöp kutusunun hemen yanına kurulan bir gıda atık monitör sistemi kuruyor. Bir terazi ile kombine olan bir akıllı kamera hangi gıdaların ne zaman ve hangi miktarda atıldığına ilişkin data sağlar. Nihayetinde firmalar tedarik ve proseslerini optimize edip hem işlerinin sürdürülebilirliğini hem de karlarını arttırabilirler.
AI, işlerimizin emek yoğun kısmını alabilir.
Olaf van der Veen – Orbisk kurucusu
“Neyin atıldığını anlamak için çöp kutusunun üstüne görüntü tanıma ekipmanı koyuyoruz. Araştırmalarımız gösterdi ki; ortalama bir restaurant yılda 10.000kg yenebilir atık üretiyor. Ortalamada gıda atıklarımızın %70’i aşırı üretim ve stoklamadan, sadece %30’u büyük porsiyonlardan kaynaklanır. Restoran ve yemek firmaları çoğunlukla ürünlerin yetmeyeceği korkusuyla olması gerekenden çok daha fazla sipariş verirler. Monitörlerimiz müşterilerimize yetecek miktarların tahmini ve daha doğru miktarda sipariş için yardımcı olur. “
Olaf van der Veen
Nöral Ağlar
Orbisk’in atık scanner’ı gıdaların ve atıklarının neye benzediğini, örneğin sandviç, biber ve makarna atıkarı gibi öğrenen bir nöral ağa sahiptir. Orbisk temelde gıdaları ve atıklarını öğrenen bir sistem de olsa şirket ayrıca diğer verileri de kullanabiliyor. Müşteri sayısını tahmin etmek ve ayrıca ne yiyeceklerini de tahmin etmek önemli.
Insanların ne yiyeceği büyük ölçüde hava durumuna bağlıdır, bu nedenle hava tahmini çok önemlidir. Bu ve bunun gibi veri kümeleri oldukça karmaşıktır ve tüketici davranış kalıplarının öğrenilmesi için AI gereklidir.
Olaf van der Veen
Orbisk firması maaşallah çok hızlı büyüdü. 2018’de kurulan firma 33 ülkede 600 küsur monitör sattı ve ayda %10 gibi bir oranla büyüyor. Çalışan sayısı da 60 civarındadır.
70% tasarruf
Monitörü kullanan işletmeler %30 ila %70 oranında tasarruf sağlıyorlar.
Tesisler
Wageningen üniversitesi AI profesörü Ioannis Athanasiadis Avrupa birliğinin bunun gibi çalışmaların önemini kavradığını ve AI çözümlerini test etmek istediği için “Testing and Experimentation Facilities for Agrifood Innovation” adlı bir merkez kurduğunu söyledi.
Athanasiadis’e göre Tarım ve bahçecilik (bahçecilik ve süs bitkileri) için AI çözümlerini düşünürken Hollanda, Avusturya ve İspanya’da farklı koşullar altında çalışan ayıklama ve toplama robotlarını düşünüyor ancak ayrıca ve aynı zamanda bu ürünlerin veri kümeleri hakkında da düşünüyor.
Diğer bilgi enstitüleriyle birlikte yapay zeka çözümlerini rekabet öncesi test edebileceğimiz dijital bir altyapı kurmayı hedefliyoruz, böylece bu yenilikler daha hızlı bir şekilde uygulamaya hazır hale gelecek ve daha hızlı ölçeklenebilecek
Ioannis Athanasiadis
Yazının bundan sonra ki kısmı benim yorumlarımı içerecek. Öncelikle Orbisk gibi basit ama etkili fikirler bizim için örnek teşkil etmeli. Sorunların temel analizi ile bile hala çok önemli sorunlara efektif çözümler bulunabilir, bir çözüm sofistike olmak zorunda değil. Genel olarak Orbisk firmasının çözdüğü sorunların temelinin “istediğimiz çoğu şeyi anında ve bir arada bulabileceğimiz işletme modeli” olduğu bence çok açık. Örneğin bir kuru fasülyeci hangi havalarda ne zaman ne kadar kuru fasülye satabileceğini doğal zeka yoluyla zaten öğrenir, ne kadar üreteceği kendisine gelen çok değişik profildeki müşterilerin anlık istekleri ile belirlenmez, geleneksel esnaf lokantaları da mevsime ve genel müşteri profiline göre üretim yaparlar, ama yine de bir tavuk dönerci kadar verimli olmaları beklenemez. Temel olarak müşterilerinin sonsuz isteklerine her an hazır olmaya çalışmak, en azından bu durumda verimsizliğin temeli gibi duruyor.
Sayın prof. Ioannis Athanasiadis’in rekabet öncesi test ve data seti paylaşımı fikrini de eğer uygulanabilirse özellikle startuplar için çok değerli bulduğumu söylemeliyim. Bu öneriyle en temelde hiç kimsenin boşuna zaman harcamaması yakın zamanda gıda güvencesinden mahrum kalma ihtimali yüksek bir dünya için çok önemli. Değerli zamanınızı ayırıp okuduğunuz için teşekkürlerimi sunarım.
Wageningen University & Research araştırmacıları Uzay tarımında intercropping ile mars toprağında özel koşullar altında kendine yeterli mars kolonileri kurabilmesine olanak sağlayacak, mahsüllerde anlamlı bir gelişim teşviki yapan öncü bir çalışma yaparak kayda değer bir başarı elde etti.
Intercropping tekniği dünyada yüzyıllardır kullanılan ve şimdi ilk defa uzay tarımına uygulanan bir yöntemdir. Bu teknik birbirini tamamlayıcı olduğu düşünülen bitkilerin büyüme sırasında birbirlerine daha yüksek verim, su ve besin gibi kaynakların optimizasyonunda yardımcı olabilecekleri fikrini içerir. Ilk Mars kolonileri böyle kaynaklar konusunda uç noktalarda kıt olacaklardır, eski yaklaşım bizim marstaki geleceğimizin anahtarı olabilir, özellikle ilk birkaç mars görevinde.
Araştırmacılar ekibi Astrobiyolojist Rebeca Gonçalves, Mars araştırmaları uzmanı Dr. Wieger Wameling (evet, böyle bir uzmanlık var) ve Tarımsal sistemler uzmanı Dr. Jochem Evers‘dan oluşuyor. Araştırmacılar; Mars regolit2 simulantı içinde Bezelye, Havuç ve Domates yetiştirdiler. Mars regolit simulantı, NASA çalışanlarınca NASA’da üretildi, simulant fiziksel ve kimyasal olarak gerçek Mars toprağı gibi, ve NASA’nın kendisi de araştırmalarında bunu kullanıyor.
Mars regolitinde iyi bir şekilde büyüyen bu üç sebze sadece minimum besin maddesi katkısı ile yarımşar kilodan fazla ürün verdiler. Bununla birlikte araştırmada kırılma noktası, yetiştirilmekte olan türlerden biri olan domatesin geleneksel olarak tek başına yetişmesine kıyasla intercropping ile yetiştiğinde hem boyut hem de genel veriminde önemli farklar görülmesiyle anlaşıldı.
Bugün, dünyadaki tarım topraklarının %40’ı gerek iklim değişikliği gerek insan faaliyetleri sonucu verimsizleşmiş durumda. Bu durum da dünya genelinde 1.5 milyar insanın etkilenmesi anlamına geliyor. Uzay tarım araştırmaları bu tür kurak ve bozulmuş topraklar hakkında kritik bilgiler sağlayabilir.
Işin doğrusu yürütülen bu çalışmalar dünyadaki bozunan topraklara benzer özelliklerde kumlu toprağı kullanarak bir kontrol uygulaması gerçekleştirildi ve sonuçlar mars regolitinden bile daha umut verici oldu. yetiştirilen üç türden ikisi için verimde önemli bir artışa yol açmış ve tek tür ekim yapan muadillerine kıyasla genel olarak önemli bir performans sağlanmıştır.
Bu çalışmaların iklim değişikliğiyle mücadele ve dünya genelindeki insanların gıda güvenliğini sağlama konusundaki ortak çabalarımıza önemli ölçüde katkıda bulunabilecek ezber bozan çözümler sunma konusunda olağanüstü bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. Mars’taki tarımdan öğrendiklerimizi pratik olarak ve doğrudan Dünya’daki tarıma aktarabiliriz. Yüksek verimli, sürdürülebilir bir gıda üretim sistemi geliştirirken fakir toprakları yenilemenin sırrını çözebilirsek – ki bu tam da mars araştırmalarının hedefidir- bir taşla iki kuş vurmuş olacağız.
Rebeca Gonçalves
intercropping : Farklı mahsülleri birlikte yetiştirmek ↩︎
Regolith: Organik madde ya da hayat içermeyen toprak ↩︎
Leave a comment