Kuzey kutbundaki hızlı ısınmanın arkasındaki nedenler

Kuzey kutbu, dünyanın geri kalanından daha hızlı ısındı. Bu bilinen bir gerçek olmasına rağmen iklim modelleri bölgenin ısınma hızını olduğundan düşük gösteriyor. Wageningen University & Research’den Sjoert Barten’in bu konuda söyleyecekleri var.

Yazar : Wageningen Haber

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/the-reasons-behind-the-rapid-warming-of-the-north-pole.htm

Kuzey kutbundaki küresel ısınmanın hassas dinaminklerinin sarih bir kavrayışından mahrumuz. Sıcaklıklar ne kadar ve ne zamana kadar artacak ? Kavrayış eksikliğimiz, kutupların ısınmasının sonuçlarını tahmin etmemizi zorlaştırıyor. Arktik okyanusunda uzun süre mahsur kalan bir araştırma gemisinden elde edilen data bu derdimize derman olacak. Barten bu mebzul miktardaki veriyi kullanarak tahminlerini geliştirdi.

Barten’in araştırması Kuzey kutbunda olan ve bu hızlı ısınmanın sebebi olabilecek iki temel süreci ortaya çıkarıyor: Ozon ve Sıcak hava akımı. Ozon sadece ozon tabakasında bulunmaz, ayrıca atmosferin alt katmanlarında da sera gazı fonksiyonu göstererek bulunur. Alt katmanlardaki bu ozon yaklaşık bir ay içinde bozunur, bu süre CO2 için gereken süreden daha kısadır, ama yine de rüzgarlarca kuzey kutbuna taşınabilecek kadar da yeterlidir. Kutuplarda ozon deniz tarafından, buz ve kar tarafından absorb edilir, ancak bu süreç varsayılandan daha yavaştır. Bu ozonun havada kalmasına sebep olur. Barten’a göre bu gözlem de bir şekilde tahmin modellerine eklenmelidir.

Uzak bir kaynakla lokal etkiler

Geminin araştırma periyodunda sıcaklık -35oC dereceden 0o C dereceye sadece birkaç günde iki kez çıktı. “Böyle günlerde denizin üstündeki buz hızla erir ve bazen kırılabilir de, bu kırılmanın uzun süreli etkileri ortaya çıkabilir.” Barten’in bu ani yerel hava akımları üzerine yaptığı hesaplamalar önemli, çünkü bu etkiler, iklim değişikliği ile gittikçe artan bir şekilde gözlenecek, ve gittikçe yoğunlaşacaklar. Sıcak hava akımı ayrıca endüstrileşmiş kuzeyden gelen kurumları da taşıyor. Bu kurumlar deniz buzu üzerinde birikerek güneş ışınlarının yansımasını azaltır ve buzun erime hızını arttırır.

Dolayısıyla Amerika, Avrupa ve Asya’nın sakinlerinin eylemleri Kuzey kutbunun ısınması ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.

Kuzey kutup bölgesinin nispeten temiz bir bölge olarak yorumlanması doğru değildir. Buna ek olarak kuzey kutbu civarında gemicilik ve endüstri faaliyetleri artmakta, zaten hızlı olan bölgenin ısınmasını daha da arttırmaktadır.

Sjoert Barten

Fotoğraf: Maria Orlova

Çimenlerden kağıt yapmak

Wageningen araştırmacıları çimenliklerdeki ve doğal alanlardaki çimleri kağıt ve karton hammaddesine çeviriyor. Bu dönüşüm mahalli ekonomiye hareketlilik getirebilir. İskandinavyadaki ağaçlar kurtulurken, Hollanda’nın da kağıt ithalat ihtiyacı da bu çalışmalarla azalmış olacak.

Yazar : Wageningen News

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/making-paper-from-grass.htm

WUR’un Lelystad’daki yenilenebilir enerji ve yeşil hammaddeler araştırma uygulama merkezinin test odası ACCRES’den güzel bir çimen kokusu yayılıyor. Wageningen Plant Research’te biyoteknolojist olan Kimbirley Wevers kucak dolusu çimi konveyöre atıyor. Bu sırada 15.000 fotoğrafla eğitilmiş bir tarayıcı çimen içinde yabancı madde taraması yapıyor. Kimbirley bir defasında bir çift iç çamaşırı bulduklarını -niyeyse- belirtiyor. Tarımsal plastik, kutu gibi atıklar, konveyördeki deliklerden aşağıya düşüyor.

Ham çimen bir kabinde toplandıktan sonra, içinde özel mikroorganizma kültürünün olduğu bir “digester” (çürütücü)’e alınıyor. Digersterda çimlerin üzerine bir başlık yardımı ile püskürtülen mikroorganizmalar, şekeri biyogaza dönüştürürler, sonra bu biyogaz çimenleri kıymak için kullanılır.

Kimbirley Wevers

Sonra çimen bir dizi ek muameleye tabi tutuluyor bunlar ; yıkama, alkalin banyosu, kurutma, vidalı presten ve öğütücüden geçirme gibi. Sonunda iyice temizlenmiş lifler birbirine kağıt oluşturmak üzere sıkıca bağlanır.

Katma değerli çimen “Go-Grass”, go go go!

Lelystaddaki araştırmalar bir Avrupa birliği projesi olan GO-GRASS ‘ın bir parçası. Projenin amacı 4 ülkede Kırsal alanlarda Çimen bazlı döngüsel iş modellerinin geliştirilmesi. Avupa yüzölçümünün %20’den fazlası otlaklardan oluşur, ve fikir de “acaba bu otlaklardan hayvancılık dışında da faydalanmak mümkün müdür” sorusundan doğmuştur.

Danimarka’da araştırmacılar taze otlardan protein ekstraksiyonu üzerinde çalışıyorlar. “Danimarka’da çokça domuz bulunmakta, ve bu domuzlar ekseriyetle soya ile beslenmekte, çünkü çimenleri sindirmekte zorlanmaktalar. Eğer domuzların çimen proteininden faydalanabilmesini sağlayabilirsek, ithal edilen soya miktarını düşürebiliriz”

Almaya’daki projede çimenler bir çeşit kömüre dönüştürülüyor -biokömür- ve bu kömür marjinal toprakların karbonca zenginleştirilmesinde kullanılıyor.

Biokömür

Projenin İsveç ayağında araştırmacılar çimenlerin ahırlarda altlık olarak kullanılması konusunda çalışıyorlar. Wevers, bu dört projenin de başarılı olduğunu söylüyor.

Sert ve Odunsu

Hollandadaki çimenler senede bir veya iki defa biçiliyor, protein oranları da düşük ve beslenme için istenen şekilde değil. Bu sebeplerle çimenlerden kurtulmak gerektiği için ekonomik getirisi negatif, yani biçmek için harcanan paraya değmiyor. Hayvancılık için kötü olan bu “odunsu” çimenler bilakis kağıt sektörü için oldukça uygun.

Ne kadar odunsuluk, o kadar sert kağıt!

Projenin sayfası : https://www.go-grass.eu/

Pestisit kullanımını kesmek kulağa hoş geliyor, peki mümkün mü?

Fotoğraf: Rosyid Arifin: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/adam-alan-yaz-kirsal-bolge-13882449/

Fotoğraf: Abdul batin: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/adam-kirsal-bolge-ciftlik-ciftci-13034936/

Yazar : Wageningen news

Pestisitlerin kullanımı çokça tartışılan bir konu. Kağıt üzerinde pestisit kullanımını dikkate değer bir miktarda düşürmek bazı akıllıca müdahalelerle mümkün, ama iş sahaya geldiğinde kazın ayağının pek öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Başarılı bir yeşil inovasyon; bitki yetiştirme, teknoloji, ekoloji ve davranış bilimleri bilgisini gerektirir.

İstatistikleri incelediğimizde pestisitlerin tarla bitkileri ve meyvecilik için kilit bir rolü hala oynadığı açıktır. Her yıl Hollanda’da 9.000.000 kg’dan fazla pestisit satılmaktadır. Pestisitler içinde de fungisit ve herbisitler ağırlıkta, glyphosate (glifosat) satış miktarı 700.000 kg tutuyor. Çiftçiler bu ürünlere dünyanın parasını iyi bir hasat elde edebilmek (miktar olarak) ve ürünlerinin kalitesini korumak amacıyla ödüyorlar. Eğer bu paraları ödemeselerdi Hollanda patates rekoltesi Phytophtora infestans sebebiyle çok daha az olacak, ve çiçek soğanları gibi ihraç edilen ürünler bitki virüsleriyle kötü biçimde zarar görürdü.

Yüzey Suyu

Pestisit kullanımının iz bırakacağını öngörmek için alim olmaya gerek yok. Tabii ki bu kalıntılar biyoçeşitliliği riske atar çünkü bir aktif madde aynı şekilde böceklere için de zararlı olabilir. Neonikotonoidler böcekler tarafından yapılan zararla mücadele ederler ama kalıntıları su böcekleri için de toksiktir. Su böcekleri, bir çok balık için besin kaynağıdır. 2014 senesinden beri pestisit kullanımı düşmekle birlikte yüzey suyu kalitesi standartları anlamında Hollanda, Avrupa birliği standartlarını sağlamaktan çok uzaktır.

Toprak bozunumu ve Arazi yönetimi profesörü Violette Geissen’in yaptığı araştırmaya göre; en yüksek miktar ve konsantrasyonda pestisit iç mekan toz örneklerinde bulunur, ve geleneksel çiftçilerin maruziyeti daha da fazladır. Ama tehlikeli pestisit kalıntı karışımları neredeyse bütün ekosistem matrislerinde tespit edildi.

Geissen : EFSA(European Food Safety Authority)nın çevredeki pestisit dağılımıyla ilgili öngörüleri pestisitlerin havadaki dağılımı (wind erosion) ve buna benzer uzun mesafe taşınımlarını göz önüne almaz. Bu sebeple bir çocuğun ya da hamile bir kadının bir soruna yol açmaksızın bu saçıntıdan ne kadar havayı içine çekmesinin gerektiğini bilmiyoruz. Çünkü hava ve ev tozları izlenmiyor, biz de ölçüm almadığımız için sanki bu konuda bir sorun yokmuş gibi davranıyoruz. Bu maruziyetlerin olası etkilerini dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum

Pestisitlerin toksikolojik etkileri üzerine çalışmalar yapılsa bile pestisit karışımları için bu çalışmalar yapılmıyor. Geissen’e göre; hücreler ve hayvanlar üzerinde yapılacak araştırmalar bu konuya ışık tutabilir ve nihayetinde bunlarında da toksikolojik normları oluşturulabilir.

Şu anda ev tozlarında bulunan pestisit karışımlarına maruz bıraktığımız bağırsak mikrobiyomu ile akciğer ve bağırsak hücrelerini kullanarak deneyler yapıyoruz. Ayrıca pestisit karışımlarının topraktaki etkilerine; örneğin solucanların üremesi üzerindeki etkilerine bakıyoruz. Göründüğü kadar zor işler değil, ama bu araştırmaları yapmak için iradeye ihtiyacınız var

Giessen

Daha keskin sınırlar

Wageningen Ekonomik Araştırma’da kıdemli Bitki Sağlığı araştırmacısı olan Johan Bremmer “Pestisitlerin değerlendirme kriterleri yeni araştırmalar ışığında sürekli olarak netleştiriliyor.” Ayrıca ekliyor “Rachel Carson’ın 1962 basımı Silent Spring eseri yayımlandığından beri DDT’ye karşı oluşan bilincin açtığı yolu takip ediyoruz”

Pestisitlerin Neonicotinoid ve Glyphosate sırasıyla böcekler üzerindeki negatif etkileri ve Parkinson ile Kansere yol açma potansiyelleri yüzünden mercek altındalar.

Bremmer’in 2021 yılında The Future of Crop Protection in Europe raporunda gösterdiği gibi pestisit kullanımını azaltmak için çeşitli yöntemler vardır.

Bremmer : Daha dayanıklı çeşitler yetiştirmekte, mekanik yabani ot kontrolü yapmakta, ya da bir yazılım kontrolü ile doğru zamanda doğru pestisit uygulamakta tercih kılabilirsiniz. Bu sizi daha önce yaptığınız gibi takvime göre ilaçlama yapmaktan alıkoyar. Gerçi bu mahsülü değerlendirmek için ve zamanında önlem alabilmek için kahvede kağıt oynamak yerine tarlanıza sık sık gitmeniz anlamına gelir. Bu şekilde pestisit kullanımı ciddi miktarlarda azalabilir.

Bremmer ve arkadaşlarının çalıştığı bir senaryo çalışmasında; pestisitlerin yarıya düşürülmesi en yeni teknikler kullanıldığında bile özellikle buğday, mısır, domates ve üzümde ürüne bağlı olarak rekolteyi %30’a kadar düşürebilir. Bunun bir sonucu olarak hem ithalat mecburiyeti hem de fiyat artışları görülür.

Kullanımdaki farklılıklar

Bir süre önce Bremmer, meslektaşlarından birinin çiftlikler arası pestisit kullanım miktarları arasındaki farkı incelediğinde en çok kullanılan miktarlar en az kullanılan miktar arasında beş kata kadar farklılık göründüşünü söylüyor. En az kullanan ile en çok kullanan çiftçi arasında benzer performanslar olduğunu düşünün, o zaman pestisit miktarında azalma çok kolay ulaşılan bir hedef olurdu. Ama bu kadar kolay değil, çünkü deneyim, girişimcilik becerileri, risk değerlendirmesi ve maliyetler ile müşteri gereksinimlerini düşünmek gibi özellikler çiftçilikte çok önemlidir. yani pestisiti az kullananlar birazcık da çaba sarfederler ve çok pestisit kullananlarla eşitlenirler fikri temelsizdir. Çiftçilik becerileri bir sezonda edinilebilecek nitelikler değildir, işi yapmayı, iş üstünde olmayı gerektirir.

Geçtiğimiz yıldan bugüne Bremmer, çevreci yeniliklerin kullanımı konusunda tarımsal uygulamaların neden geride kaldığını araştıran bir Avrupa birliği projesi olan SUPPORT’un koordinatörlüğünü yürütüyor. Bremmer “Pek çok gelişme olmasına rağmen bunların tarımda uygulamaya girmeyişinin nedenlerini araştırmak, daha az pestisit kullanımı için çiftçileri nasıl ikna edebileceğimiz ile ilgili çok önemli bir soru”

Stratejileri birleştirmek

Mahsül uzmanları (Crop experts) ve çiftçilerden alınan dönütler yardımıyla yeni ve daha sağlam ve esnek çiftlik sistemlerinin kurulmasıyla pestisitlere olan ihtiyaç azaltıldı. Buradaki temel yaklaşım hastalık ve yabani otların yaşam döngüsünü bir noktada sekteye uğratmaktan geçiyor. Eğer bunlara rağmen pestisit kullanımı gerekiyorsa onu da hassas tarım tekniklerini kullanarak yapıyoruz.

Hollandadaki elma bahçelerine musallat olan fungisit tür sayısı yaklaşık olarak 20 dir. Elma çiftçilerimiz bir sezon boyunca yaklaşık olarak 25 kere ilaçlama yaparlar. Burada kilit rol rutubetindir. Nemli havalar fungi sporlarının çimlenmesini kolaylaştırır. Binaenaleyh eğer elma ağacını ve meyvesini kuru tutabilirseniz, bu fungilerin hayat döngüsünü kırmanın en kolay uygulanabilir stratejisi olacaktır.

WUR araştırmacıları elma ağaçlarını ve meyvelerini kuru tutmak için açılır kapanır çatı sistemi tasarladılar. Böylece ne kadar kuru elma o kadar az ilaçlama. Bu basit ama etkili yöntemin etkili olmadığı bir hastalık da var; Mildiyö (powdery mildew). Çünkü mildiyö kuru koşullarda da gelişebiliyor. Sonuçta enfekte dallara çok az bir fungisit kullanarak hassas ilaçlama yapılabilir. Eğer hiç fungisit kullanmamayı istiyorsak o zaman da dayanıklı çeşitler seçmeliyiz.

Avrupa pestisit kullanımını nasıl ölçüyor?

Pestisitler “Harmonized Risk Indicator” denen gösterge ile kategorilenir. Bunlar; Düşük riskli, Normal, Ikame adayı ve Yasaklı maddeler olarak sınıflandırılırlar.

Ağırlık faktörü düşük riskli maddeler için 1, normal maddeler için 8, ikame adayları için 16 ve yasaklı maddeler için 64’tür. Ülke başına toplam kullanımı elde etmek için satılan kilo sayısı ağırlık faktörü ile çarpılmalıdır. Kullanılan miktarlardaki herhangi bir değişiklik, 2015 ila 2017 referans yıllarındaki ortalama ile karşılaştırılır

Büyük tarım ticareti

Wageningen Plant Research’te tarla bitkileri üzerine araştırma yapan Pieter de Wolf’e kulak verelim;

de Wolf: Pestisit kullanımını azaltacak mebzul olasılık var olmasına rağmen konu ile ilgili somut bir tartışma yapmak gittikçe zorlaşıyor. Çünkü kutuplaşmanın olduğu yerde ayrıntılı tartışmalar yapamıyorsunuz, konu “sen Abdülhamit’i savundun” seviyesine çekiliyor. Glyphosate; zehirli, kimyasal ve doğal olmayan büyük tarım ticaretini temsil etmeye başladı. İnsanlar her şeyi mutlak iyi ve kötü olarak çerçeveliyorlar: ya pestisitlerin yanındasınız ya da karşısındasınız. Eğer uzmanlığıma dayanarak glifosat kullanımını dışlamak istemezsem beni hemen üretici Bayer’in adamı olmakla suçluyorlar. Oysa yapmaya çalıştığım şey mesleki birikimime dayanarak olası bir glyphosate yasağının sonuçlarının olumsuz yanları olabileceğini de söylemek. Hatta bence yasak, getirdiğinden daha fazla şey de götürebilir. Glyphosate yasaklanınca çiftçiler hemen başka daha az etkili ve daha riskli diğer kimyasallara yönelirler. Kimyasal olmayan yöntemlerin de dezavantajları var; yabani otlarla mekanik veya termik yöntemlerle savaşmak demek daha fazla tarla trafiği ve çok daha fazla enerji sarfiyatı demek. Daha az kimyasal kullanma arzusu, daha kötü bir iklime de yol açabilir.


Bu çok güzel makalenin tamamını telif yasaları sebebi çeviremiyoruz. makalenin tamamını aşağıdaki adresten okuyabilirsiniz.

Kaynak: https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/cut-pesticide-use-but-how.htm

Kullanılan pestisit miktarı, komşu parsellerde organik tarım yapılmasından etkilenir. Peki nasıl ?

Yazar: Wageningen Haber

Kaynak: https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/crop-pesticide-use-influenced-by-organic-farming-in-adjacent-plots.htm

Çiftçiler, ekim yaptıkları parselin komşu parsellerinde organik tarım yapılıyorsa daha fazla pestisit kullanırlar. Ancak toplam organik tarım alanında bir artış ya da organik parsellerde bir kümelenme gözlendiğinde pestisit kullanımı azalır. Bir Amerikan araştırmasının bu sonucu Science dergisinde yayımlandı. Bu deneysel çalışmada 2013 yılında Ekolojist Felix Bianchi’nin yaptığı ve benzer sonuçlara ulaştığı bir teorik çalışma üzerine yapıldı.

Bianchi: Bitki zararlılarının doğal düşmanları, pestisit kullanılan alanlara nazaran, organik tarım yapılan alanlarda daha mebzul miktarda bulunuyorlar. Zararlı böceklerin doğal düşmanları tarafından kontrol edilmeleri doğal bir dengeye sebebiyet veriyor. Eğer pestisit kullanılan parselin yanında organik tarım yapılan parseller varsa; doğal düşmanlarından kaçmak amacıyla pestisitlerin kullanıldığı parsellere göç eden zararlı böcekler, onları farkeden çiftçilerin normalde kullandığından daha da fazla insektisit kullanmasına sebep oluyorlar.

Bianchi’ye göre bu iki çalışmanın sonuçları sürdürülebilir bir tarıma doğru geçişin önemini vurguluyor. Hollanda da konvansiyonel tarımın hızlıca az ya da hiç pestisit kullanılan bir tarıma dönmesi gerektiğini düşünen Bianchi; Hollanda topraklarının sadece %5’inde organik tarım yapıldığını, eğer bu oranı %20 -%30’lar seviyesine yükseltebilirlerse doğal düşman varlığı sebebi ile çok daha az insektisit kullanılabileceğini belirtiyor.

https://pixabay.com/tr/illustrations/ai-olu%C5%9Fturuldu-ha%C5%9Farat-b%C3%B6cekler-8593541

Yazıda bahsedilen makale için DOI: https://doi.org/10.1111/j.1461-9563.2012.00586.x

150 yıldır yanıt bekleyen bir biyoloji problemine çözüm bulmanın hikayesi

Yazar : Wageningen haber

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/how-to-find-the-answer-to-a-150-year-old-biological-problem.htm

Profesör Dolf Weijers ve Profesör Joris Sprakel önümüzdeki yıllarda yaklaşık 150 yıllık bir biyolojik bulmaca olan “Bitkiler nasıl algılar ve dokunmaya nasıl tepki verirler” sorusunu çözecek gibiler. Bu konunun çözümü için yaklaşık 22 milyon euroluk bir sübvansiyon alan araştırmacılar ” Araştırma önerisini heyecan verici bulduğumuz konulardan seçtik” açıklamasını yaptılar.

Tüm hikaye bir doktora öğrencisi ile rutin bir toplantıda başladı. Yosapol Harnvanichvech adlı öğrenci “hey, şuna bir bakın” diyerek bilgisayarından bir videoyu danışmanına gösterdi. Videoda bir bitki embriyosu (bir yığın bitki hücresi) çok dar bir kanaldan geçmeye zorlanıyordu. Peki bundaki amaç neydi? Embriyoyu bağımsız hücrelere ayırabilmek. Ama hücrelere ayrılmak yerine, dar bir kanaldan geçmek için gerildi ve diğer tarafa geçmeyi tamamladıklarında orjinal şekilleri olan lolipop şeklinde geri döndüler. Biyokimya profesörü Dolf Weijers : Hemen aklımıza ‘biz bundan bir şeyler yaparız, bu konudan bir şeyler çıkar’ geldi.

Tamamen rastlantısal olarak Yosapol Harnvanichvech isimli doktora öğrencisi mini bitkilere çok kontrollü bir biçimde kuvvet uygulayabilmenin yolunu buldu.

Joris Sprakel, Mekanobiyoloji profesörü



Charles Darwin, 1880 basımlı “The Power of Movements in Plants” adlı eserinde halihazırda bitkilerin bir kuvvet karşısında ve dokunmaya nasıl tepki verdiklerini tanımlamıştı.

Ama Darwin’in kitabında görünmez kuvvetler olarak ifade edilen görüngünün mekanizmasını ancak keşfetmeye başladık, ve Mekanobiyolog Joris Sprakel’e göre şimdi bu keşfi bitirmenin tam zamanı!

Yalnızca genler ve biyokimya hakkındaki bilgileri ile biyologlar neredeyse tam olarak bir hücre veya bitkinin nasıl büyüyüp davranacağını tahmin edebiliyorlar. Yani Neredeyse. Çünkü çoğu zaman işler tam olarak yerine oturmaz.

Sprakel : Bunun da sebebi hücrelerin sadece birer gen ve biyolojik malzeme torbası olmaktan daha fazla bir şey olmasıdır, çünkü hücreler onları itip-çeken komşularının olduğu fiziksel bir evrende var olurlar. Eğer hücrelerin birbirleri üzerinde uyguladıkları kuvvetleri görmezden gelirsek bitkilerin nasıl fonksiyon gösterdiklerini anlayamayacağımıza inanıyorum.

Şimdiye kadar biyologlar bitki hücrelerinin komşularından ve dış dünyadan gelen uyarılara nasıl tepki verdiklerini araştırmaktan kaçındılar. Profesör Dolf Weijers de, bu konudan kaçınanlardan biriydi. Profesör Weijers bunun sebebinin bu kuvvetleri ölçmedeki zorluktan kaynaklandığını belirtti. Ama bu durum 2018’de değişti; the 100th anniversary symposium of WUR. sempozyumunda Weijers de dinleyicilerden biriydi. Sahnede Sparkel kendi ürünü olan ‘basınç altında renk değiştiren floresan moleküller”i tanıtıyordu.

Weijers’in bilmediği şey Sprakel’in kariyerinde bir değişime yol açacağıydı. Sparkel Physical Chemistry and Soft Matter kürsüsünde çalışan ve kendi deyimi ile “daha az çözücü ve daha çok su ile bir boyayı daha dayanıklı hale getirmek” gibi problemleri çözmek etrafında şekillenen kariyerini “20 yıl boyunca dişlerimi geçirebileceğim daha büyük sorunların özlemiyle geçirdim, ve yeni meydan okumalara hazırdım” diyerek değiştirme fırsatını zaten beklediğini belirtiyordu. Bu sebeple resepsiyonda Weijers kendisine işbirliği teklif ettiğinde fazla düşünmeden teklifi kabul etti. İkisi birlikte Sprakel’in yaptığı molekülü canlı hücrelerde kullanılacak bir kuvvet sensörüne dönüştürdüler.

Weijers ve Sprakel ilk tanıştıklarında birbirleri ile çok iyi anlaştıkları pek söylenemezdi

ÖYLE DİYOLLA

Sprakel ve Weijers’in bu işbirliği sonucu doktora öğrencisi Harnvanichvech’e bitki hücrelerine kontrollü bir kuvvet uygulayıp bu kuvveti ölçme olanağı sağladı. Bu sayade de Harnvanichvech bitki hücresinde dışarıdan uygulanan böylesi bir kuvvete karşı koyan önemli proteinlerin kimliğini tespit etti. Bu, dışarıdan uygulanan bir kuvvetin hücrenin tepki verebileceği bir biyokimyasal sürece dönüşebileceğinin güzel bir belirtecidir. Weijers ve Sprakel mekanizmayı hassas bir şekilde ortaya koymak için bir proposal yazmaya karar verdiler.

Weijers : Bir cuma sabahı ofiste birlikte oturduk ve heyecan verici bulduğumuz konu başlıklarından oluşan bir tez önerisi yaptık. Hiç zaman kaybetmeden ana tema oluşmuştu “bitkilerde dokunma duyusunun araştırılması”. Tabii bunun yanında alt başlıkları, bu altbaşlıkların nasıl bir ilişki içinde olduğu ve projeye hangi araştırmacıları dahil etmek istediğimizi de belirledik. Saate bakınca sadece bir saatin geçmiş olduğunu farkettik.

Sprakel : Parasız da iyi bilim yapılabilir, ama bir akademik iklim olmadan asla iyi bilim yapılamaz

İkili şimdiden araştırmaları için 22.8 milyon euro bulmuş durumda. Wageningen’den Utrecht’den ve , and Nijmegen’den, Amsterdam, Groningen ve Eindhoven’den bir çok araştırmacı kendileri için yeni olsa da bu konuda araştırma yapmaya başlamış durumda.

Harnvanichvech’in bitki hücrelerine kontrollü basınç uygulamak için yaptığı tesadüfi keşif, Sprakel’in özel mekanik sensörü ve diğer modern araçlar sayesinde araştırmacılar nihayet mekaniği ve fiziksel güçleri biyolojiye entegre edebiliyor. Ilerleyen yıllarda, bitkilerin dış kuvvetlere verdiği tepkinin çeşitli bitki türlerinde tam olarak nasıl çalıştığını çözecekler.

Her şey planlandığı gibi giderse? O zaman bilim insanları bu bilgiyi bitkilerin istilacı patojenlerle daha iyi savaşmasına yardımcı olmak için kullanabilir.

Fotoğraf: Anna Guerrero: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/yesil-cimenlerin-uzerinde-duran-mavi-kot-kot-giyen-kisi-2998999/

THE NEXT FRUIT 4.0

Hassas meyve yetiştiriciliğinde inovasyon için bitkiler hakkında bildiklerimiz ve robotik arasındaki benzersiz etkileşim

Yazar : Dr. Jochen Hemming

The Next Fruit 4.0 projesi; her biri hassas meyve yetiştirme alanında robotik gibi teknolojilerin geliştirilmesi için çalışan 35 kadar ortak tarafından yürütülüyor.

The Next Fruit 4.0 projesinin web sayfası : https://www.wur.nl/nl/onderzoek-resultaten/onderzoeksprojecten-lnv/soorten-onderzoek/kennisonline/the-next-fruit-4.0.htm

sayfa maalsef sadece flemenk dilinde mevcut

Projenin ana temaları arasında dijitalleşme, hassas ürün koruma, işgücü optimizasyonu, robotizasyon ve hepsinden önemlisi kârlılık yer alıyor. Vision+Robotics araştırmacısı Jochen Hemming ile budamanın zorlukları, uygun bir kamera arayışı ve ilk başarılı robotik armut hasadı hakkında bir yazıyı sizin için çevirdik.

The Next Fruit 4.0, Fruit 4.0 olarak da bilinen bir kamu-özel sektör ortaklığı projesi olan PPP Precision Horticulture’ın devamı niteliğindedir. Fruit 4.0 projesi, yeni teknoloji ve veri yönetimi kullanılarak Hollanda meyve yetiştiriciliği sektöründe nelerin başarılabileceğini göstermiştir.

Genel olarak proje, meyve yetiştiriciliğinin ve tedarik zincirinin sürdürülebilirliğini iyileştirmek, verimi en üst düzeye çıkarmak ve maliyetleri en aza indirmek için birlikte çalışan özel sektör temsilcilerinden ve meyve yetiştiricilerinden oluşan geniş bir ortaklıktır. The Next Fruit 4.0‘ın önemli bir özelliği, ABD üniversiteleri ve özel sektör aktörleriyle işbirliğini kolaylaştıran Washington Ağaç Meyveleri Araştırma Komisyonu tarafından yapılan mali katkıdır

Proje 6 iş birimine ayrılmıştır. Bunlar;

  • Sensörler (Sensing)
  • Yönetim bilgisi (Management information)
  • Robotizasyon – Otomatizasyon
  • Önkoşullar (Preconditions)
  • Uygulama, ekonomik doğrulama ve inovasyonun benimsenmesi (Implementation, economic validation and innovation adoption)
  • inovasyon çemberi (An innovation circle)

Burada yapılan iş; ürünü hassas bir şekilde koruma amacıyla ağaçları, dallarını, meyveleri, çiçekleri ayırt edebilme yeteneklerini gerektirir. Stresi, hastalıkları ve zararlıları tespit amacıyla hassas sensör teknolojisine sahip olmak da gerekir. Bu da özellikle armutların robotik budanması ve hasadı ile frenk üzümü çalılarının budanması için tutucuların kullanılması anlamına geliyor.

Bir tüketici için bir armut ağacının budanması ile bir frenk üzümü çalısının budanması arasında bir fark yoktur ama işin içindekiler bunun böyle olmadığını bilirler. Artık Dr. Hemming de biliyor

Joanna Stołowicz on Unsplash and Eva Borzini on Pexels

En büyük sorunlardan biri; bitişik meyve çalılarına ait dalların birbirlerinin içinden geçerek büyümesidir. Bir çalının spesifik yapısını tanımlamak görüş ve robotik açısından zorlayıcıdır, çünkü sensörlerin ve temel algoritmaların hangi dalın hangi çalıya ait olduğunu belirlemesi gerekir. Bunu yapabilirseniz, bir meyve çalısını budamak aslında bir armut ağacını budamaktan daha kolaydır. Meyve yetiştiricileri tarafından meyve çalılarını budamak için kullanılan teknik, armut ağaçları için kullanılan yönteme göre daha az spesifik ve hedefe yöneliktir. Teknolojik açıdan bakıldığında, beş ila 10 yıl önce mümkün olduğunu düşünmediğimiz zorlukların üstesinden gelmeye hazırız. Bunun nedeni kısmen artık daha fazla bilgi işlem gücüne sahip olmamız ve özellikle de artık yapay zeka ve derin öğrenme algoritmalarına sahip olmamızdır

Randwijk Research Lab’de başarılı bir armut hasadı gerçekleştirildi, yukarıdaki videoda hasada ilişkin videoyu izlediğinizde robotun yavaşlığı dikkatinizi çekmiş olabilir, proje henüz gelişim aşamasında olduğu için güvenlik sebebi ile robot hızı sınırlandırılmış ve yanında acil durumda sistemi kapatması için bir görevli beklemiştir.

Haberin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu haberde https://www.deepl.com/translator sayfasından yararlanılmıştır.

Mikrobiyomlara yakından bakmak : Ekosistemlerde hayati rol oynayan minik predatörlere merhaba deyin!

Yazar : Alejandro Berlinches de Gea

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/zooming-in-on-microbiomes-meet-the-tiny-predators-that-are-vital-for-ecosystems.htm

Minik Avcılar

Alejandro Berlinches de Gea, protistler ve nematodlar üzerine Wageningen üniversitesinde çalışan bir araştırmacı. Bu küçük organizmalar; bakteri, fungi ve toprak patojenleri ile beslenen yeraltı predatörleridir. Alejandro, mikroskop altında gördükleri ile adeta büyülenmişti “protistalar nematodların peşinden gidiyor, tıpkı aslanlar gibi sürüler halinde avlanıyorlar!”

Araştırmalar bize, toprağın biyoçeşitlilik açısından çok önemli bir kaynak olduğunu düşündürüyor. Dünyadaki biyoçeşitliliğin %60 kadarı toprakta olabilir. Protistler, besinleri bitkiler tarafından alınabilecek forma çevirirler, ayrıca bitki patojenleri ile beslenerek ekolojide çok önemli roller oynarlar.

Alejandro Berlinches de Gea, bitkilerin nasıl tepki vereceğini görmek için toprağa gübre ile birlikte protist ve nematodlar da eklemiş; ve araştırma sonucunda bitkiye verilecek gübre miktarını arttırmaktansa toprağa mikrobiyal avcılar bırakarak da verimi artırabileceğini gözlemlemiş.

Videoda bir nematoda sürü halinde saldıran protistler görülüyor.

Size söz konusu araştırmanın çok kısa bir tanıtımını yapmaya çalıştık, eğer ilginizi çektiyse lütfen çalışmanın tam metnine sayfanın başındaki kaynaktan ulaşın.

“Avrupa, hızla büyüyen iklim değişimi risklerine hazır değil”

Wageningen University, 11 Mart 2024

Avrupa, dünyada en hızlı ısınan kıta olmasına rağmen hükümetler iklim değişikliğinin yarattığı krizlere karşı harekete geçmekte çok yavaşlar. Wageningen University & Research’ten yazarlar Robbert Biesbroek ve Simona Pedde’ e göre; Halihazırda risklerin seviyesi Gıda güvenliğimiz ve Ekonomik stabilitemiz gibi başka açılardan da kritik seviyeye çoktan gelmiş ve eğer hızlı ve kararlı bir zihniyet değişikliği gerçekleşmezse facianın eşiğindeyiz.

Yazar(lar): Robbert Biesbroek ve Simona Pedde

Kaynak: https://www.wur.nl/en/news-wur/show-1/europe-is-not-prepared-for-rapidly-growing-climate-risks.htm

Daha düşük nitrojen seviyesi küflenmeye karşı daha iyi direnç sağlayabilir!

Gerbera, Tatlı biber ve Salatalık yetiştiriciliğinde külleme hastalığına karşı direnci arttırmak için sınır değerlerinde düşük bir nitrojen seviyesi faydalı olabilir. Ancak bu düşük nitrojen seviyesi Botrytis’e karşı olumlu bir etki sağlamaz. Bu çalışma bulguları Wageningen Üniversitesi ve Araştırma’nın Sera Bahçeciliği ve Çiçek Soğanları İş Birimi tarafından yapılmıştır.

Yazar : ing. W (Wim) Voogt

Kaynak : https://www.wur.nl/en/research-results/research-i