Araştırmacılara göre 2500 yıl önce olan büyük bir deprem dünyadaki en büyük nehirlerden birinin yönünü aniden değiştirdi. Bu hafta Nature Communications dergisinde yayımlanan bir makale eski zamanlarda Bengal deltasında bilinmeyen bir depremin, Ganj Nehri’nin ana kanalını nehir avülzyonu olarak bilinen bir süreçte yeniden yönlendirdiğini gösterdi.
“Nehir avülziyonu”, bir nehrin mevcut yatağını terk ederek yeni bir yatak oluşturması anlamına gelir. Bu süreç genellikle nehirin akışındaki değişiklikler veya coğrafi etkiler sonucunda meydana gelir.
Bu çalışmanın başyazarı ve WUR araştırmacısı Liz Chamberlain “Depremlerin yol açtığı jeotehlikeleri iyi biliyoruz. Nehir yatağı değişimlerinin de tıpkı bir barajın çökmesi gibi katastrofik olabileceği açıktır. Ama bu çalışmaya kadar depremlerin Ganj gibi devasa nehirlerde nehir avulsiyonuna yol açabileceği daha önce doğrulanmamıştı. ”
Vanderbilt Üniversitesinden Steve Goodberg “Bangladeş dünyanın en yoğun yerleşim yerlerinden biridir. Zamanımızda böyle bir depremin nüksetmesi durumunda büyük taşkınlar, yer sarsıntıları yanında sediment sıvılaşmaları da görülür. Bu da Ganj kıyısındaki milyonlarca insanı etkiler olur” demektedir.
Çökelti içindeki kum arkları antik bir depremi ortaya çıkardı
Deprem ve nehir yatağının değişmesi gömülü çökeltiler incelenerek yeniden yapılandırılmıştır. Deprem anındaki sürekli sarsıntılar basınçlı kumu üstteki çamur katmanlarına enjekte edebilir. Bu fenomen deltaların yumuşak sedimentlerinde dikey kum bentleri ya da “sismitler” olarak kaydedilmiştir. Bu olgunun modern örnekleri dünyanın dört bir yanında bulunmaktadır.
Bu çalışma, temel araştırmaların doğal tehlikeleri ve bunların etkilerini tahmin etme becerimizi nasıl geliştirebileceğini açıkça göstermiştir
Meyve tutumu (Fruit Set) meyveye sorunsuzca dönüşen çiçek sayısı ya da oranıdır, ve mahsül üretiminde çok üretiminde bir parametredir. Buna ek olarak tatlı biberde meyve tutumu uzun üretim periyodu boyunca dalgalanır, binaenaleyh hasat için gerekli olan işgücü ve ürün fiyatı da öngörülebilir değildir. Doktora adayı Sijia Chen tezinde ışık spektrumunun tatlı biberde meyve tutumuna bir etkisi olup olmadığını inceledi. Iklim odası çalışmaları gösterdi ki; fazladan(additional) uzak-kırmızı dalga boyunda ışık (700-800nm) meyve tutumunu azaltıyor. Bununla birlikte serada yetiştirilen tatlı biberlerde güneş ışığı etkisi ile uzak-kırmızı dalga boyu tam tersi bir etki ile meyve tutumunu arttıyor. Yine tezin bulgularından biri; mavi ışığın kırmızıya göre oranının artması da meyve tutumunu azaltıyor. Bu tezde farklı spektrumların meyve tutumu üzerindeki fizyolojik mekanizmaları araştırılmış ve tartışılmıştır.
Tez savunması Wageningen üniversitesi Omnia, bina 105 adresinde 21 haziran Cuma 2024 senesinde saat 13:30 ile 15:00 arasında gerçekleştirilecektir. Hollanda’da ikamet eden tüm değerli okurlarımızı bekleriz.
Startup’lar gıda sistemlerini daha da sürdürülebilir yapmak için yapay zeka (AI) kullanıyorlar. Örneğin Orbisk adlı girişim, gıda sistemlerinin daha sürdürülebilir olması için AI kullanıyor. Orbisk bunu gıda atıklarını “akıllı bir monitör” yardımıyla izleyerek yapıyor. Profesör Ioannis Athanasidis bunun gibi şirketleri bir Avrupa test ve tanıtım tesisi ile desteklemek istiyor. Hem profesör hem Tesis, bu konudaki görüşlerini F&A Next organizasyonunda sunacaklar.
F&A Next; Gıda ve Zirai teknolojileri yatırımcıları ile gelecek vaat eden firmaları buluşturan bir organizasyondur.
Yukarıda bahsedilen Orbisk firması, catering firmaları için çöp kutusunun hemen yanına kurulan bir gıda atık monitör sistemi kuruyor. Bir terazi ile kombine olan bir akıllı kamera hangi gıdaların ne zaman ve hangi miktarda atıldığına ilişkin data sağlar. Nihayetinde firmalar tedarik ve proseslerini optimize edip hem işlerinin sürdürülebilirliğini hem de karlarını arttırabilirler.
AI, işlerimizin emek yoğun kısmını alabilir.
Olaf van der Veen – Orbisk kurucusu
“Neyin atıldığını anlamak için çöp kutusunun üstüne görüntü tanıma ekipmanı koyuyoruz. Araştırmalarımız gösterdi ki; ortalama bir restaurant yılda 10.000kg yenebilir atık üretiyor. Ortalamada gıda atıklarımızın %70’i aşırı üretim ve stoklamadan, sadece %30’u büyük porsiyonlardan kaynaklanır. Restoran ve yemek firmaları çoğunlukla ürünlerin yetmeyeceği korkusuyla olması gerekenden çok daha fazla sipariş verirler. Monitörlerimiz müşterilerimize yetecek miktarların tahmini ve daha doğru miktarda sipariş için yardımcı olur. “
Olaf van der Veen
Nöral Ağlar
Orbisk’in atık scanner’ı gıdaların ve atıklarının neye benzediğini, örneğin sandviç, biber ve makarna atıkarı gibi öğrenen bir nöral ağa sahiptir. Orbisk temelde gıdaları ve atıklarını öğrenen bir sistem de olsa şirket ayrıca diğer verileri de kullanabiliyor. Müşteri sayısını tahmin etmek ve ayrıca ne yiyeceklerini de tahmin etmek önemli.
Insanların ne yiyeceği büyük ölçüde hava durumuna bağlıdır, bu nedenle hava tahmini çok önemlidir. Bu ve bunun gibi veri kümeleri oldukça karmaşıktır ve tüketici davranış kalıplarının öğrenilmesi için AI gereklidir.
Olaf van der Veen
Orbisk firması maaşallah çok hızlı büyüdü. 2018’de kurulan firma 33 ülkede 600 küsur monitör sattı ve ayda %10 gibi bir oranla büyüyor. Çalışan sayısı da 60 civarındadır.
70% tasarruf
Monitörü kullanan işletmeler %30 ila %70 oranında tasarruf sağlıyorlar.
Tesisler
Wageningen üniversitesi AI profesörü Ioannis Athanasiadis Avrupa birliğinin bunun gibi çalışmaların önemini kavradığını ve AI çözümlerini test etmek istediği için “Testing and Experimentation Facilities for Agrifood Innovation” adlı bir merkez kurduğunu söyledi.
Athanasiadis’e göre Tarım ve bahçecilik (bahçecilik ve süs bitkileri) için AI çözümlerini düşünürken Hollanda, Avusturya ve İspanya’da farklı koşullar altında çalışan ayıklama ve toplama robotlarını düşünüyor ancak ayrıca ve aynı zamanda bu ürünlerin veri kümeleri hakkında da düşünüyor.
Diğer bilgi enstitüleriyle birlikte yapay zeka çözümlerini rekabet öncesi test edebileceğimiz dijital bir altyapı kurmayı hedefliyoruz, böylece bu yenilikler daha hızlı bir şekilde uygulamaya hazır hale gelecek ve daha hızlı ölçeklenebilecek
Ioannis Athanasiadis
Yazının bundan sonra ki kısmı benim yorumlarımı içerecek. Öncelikle Orbisk gibi basit ama etkili fikirler bizim için örnek teşkil etmeli. Sorunların temel analizi ile bile hala çok önemli sorunlara efektif çözümler bulunabilir, bir çözüm sofistike olmak zorunda değil. Genel olarak Orbisk firmasının çözdüğü sorunların temelinin “istediğimiz çoğu şeyi anında ve bir arada bulabileceğimiz işletme modeli” olduğu bence çok açık. Örneğin bir kuru fasülyeci hangi havalarda ne zaman ne kadar kuru fasülye satabileceğini doğal zeka yoluyla zaten öğrenir, ne kadar üreteceği kendisine gelen çok değişik profildeki müşterilerin anlık istekleri ile belirlenmez, geleneksel esnaf lokantaları da mevsime ve genel müşteri profiline göre üretim yaparlar, ama yine de bir tavuk dönerci kadar verimli olmaları beklenemez. Temel olarak müşterilerinin sonsuz isteklerine her an hazır olmaya çalışmak, en azından bu durumda verimsizliğin temeli gibi duruyor.
Sayın prof. Ioannis Athanasiadis’in rekabet öncesi test ve data seti paylaşımı fikrini de eğer uygulanabilirse özellikle startuplar için çok değerli bulduğumu söylemeliyim. Bu öneriyle en temelde hiç kimsenin boşuna zaman harcamaması yakın zamanda gıda güvencesinden mahrum kalma ihtimali yüksek bir dünya için çok önemli. Değerli zamanınızı ayırıp okuduğunuz için teşekkürlerimi sunarım.
Çatışan çıkarlarına rağmen farklı türler simbiyotik ilişkide nasıl birlikte işlev görüyorlar? Yeni araştırmalarla, modern teknik ve modelleri kullanarak simbiyotik ilişkinin nasıl geliştiğinin tematik incelenmesine bir bakalım.
Simbiyoz bir yapbozdur : Biyolojik organizmaların bencil varlıklar olduğu fikrine nispet edercesine doğa, birbirine çok uzak bir çok türün “birlikte çalışmasına” olanak sağlar. Bu ekolojik etkileşimler dünyanın biyolojik sistemlerinin ortaya çıkmasının (zuhur etmesinin ) temelidir buna örnek olarak; ökaryotik hücrelerin ortaya çıkışı [1], bitkilerin dünya üzerinde kolonize olması [2], mercan resifleri ekosistemlerinin yapımı [3] Yine de bu dostluğun altını kazıdığımızda, türler arası işbirlikleri asla tam koordine değildir. Bir çok etkileşim metabolik ve koruyucu faydaların geçici maksimizasyonları olarak kalır. Uzun süreli bir ilişki biçimi olan endosimbiyozlarda bile mesela konukçu hücre içinde yaşayan bir simbiyont ilişkisinde bile seçilim her iki ayrı organizmanın gelişimi çoğunlukla partnerleri aleyhine olacak şekilde kendi lehlerine evrimleşir.
Olaya simbiyontlar açısından bakarsak; tuzağa düşürülme, genom azalması, genetik elkoyma (genetic appropriation), otonomi kaybı, dışarı atılma ve sindirilme sayılabilir. Konukçu açısından baktığımızda ortaklarınız düzensiz olarak mevcut, mutasyona uğramış ve ekolojik olarak kırılgandır, onlarla zorunlu bağlılık da bir problemdir. Bu tür dinamikler bu etkileşimleri doğası gereği istikrarsız hale getiriyor gibi görünse de simbiyotik birliktelikler sıklıkla ortaya çıkarlar ve uzunca bir süre, bazen bir çok nesil boyunca devam ederler.
Yukarıda bahsedilen ikilem simbiyoz çalışmalarına olan ilginin sebebidir. Üstelik artık bütün bu destabilize edici kuvvetlere rağmen simbiyozun hayat ağacını şekillendiren radikal evrimsel çıktılarca oluşturulduğunu biliyoruz. Biyologlar simbiyozun kökenlerini ve evrimsel geleceğini belirleyen kurallarla oldukça ilgililer.
Filogenik ve Taksonomik örüntüler üzerine yoğunlaşmak önemli bir temadır. Böyle bir tema da endosimbiyotik bakterilerin genom kompozisyonlarının konukçu hücrelerdeki zorunlu birlikteliklere yanıt olarak nasıl değiştiğidir. Bazı durumlarda bu bakteriler hücrelerin nasıl işlediğine dair mevcut bilgilerimize meydan okuyan radikal değişiklikler geçirmişlerdir. McCutheon ve Arkadaşları “Bu kadar az genle bu tür sistemler nasıl yaşayabilir” sorusunu araştırarak bu konuyu incelemektedirler.
Simbiyotik sonuçların temelini oluşturan mekanik biyoloji büyüleyicidir. Bu alanın en ilginç geleceği de burada yatıyor. Karmaşık çok yönlü simbiyotik etkileşimler nasıl ortaya çıkar? Ortak özgüllüğü nasıl yürürlüğe girer? Sömürüye ve dolayısıyla etkileşimin çöküşüne yönelik güçlü evrimsel zorunluluk altında istikrar nasıl korunur? Mekanik ve genetik anlayışı evrimsel analizle birleştirerek, simbiyozların nasıl ortaya çıktığı hakkında doğrudan bir fikir edinebiliriz. Ancak bir dizi sistem için bu görüşe sahip olduğumuzda, eğer varsa, birleştirici temaları arayabiliriz.
Referanslar
1. Archibald JM. One Plus One Equals One: Symbiosis and the Evolution of Complex Life. Oxford University Press; 2014.
2. Delwiche CF, Cooper ED. The Evolutionary Origin of a Terrestrial Flora. Curr Biol. 2015;25:R899–R910. pmid:26439353
5. Vellai T, Vida G. The origin of eukaryotes: the difference between prokaryotic and eukaryotic cells. Proc Biol Sci. 1999;266:1571–1577. pmid:10467746
10. Souza LS, Solowiej-Wedderburn J, Bonforti A, Libby E. Modeling endosymbioses: Insights and hypotheses from theoretical approaches. PLoS Biol. 2024.
Wageningen University & Research araştırmacıları Uzay tarımında intercropping ile mars toprağında özel koşullar altında kendine yeterli mars kolonileri kurabilmesine olanak sağlayacak, mahsüllerde anlamlı bir gelişim teşviki yapan öncü bir çalışma yaparak kayda değer bir başarı elde etti.
Intercropping tekniği dünyada yüzyıllardır kullanılan ve şimdi ilk defa uzay tarımına uygulanan bir yöntemdir. Bu teknik birbirini tamamlayıcı olduğu düşünülen bitkilerin büyüme sırasında birbirlerine daha yüksek verim, su ve besin gibi kaynakların optimizasyonunda yardımcı olabilecekleri fikrini içerir. Ilk Mars kolonileri böyle kaynaklar konusunda uç noktalarda kıt olacaklardır, eski yaklaşım bizim marstaki geleceğimizin anahtarı olabilir, özellikle ilk birkaç mars görevinde.
Araştırmacılar ekibi Astrobiyolojist Rebeca Gonçalves, Mars araştırmaları uzmanı Dr. Wieger Wameling (evet, böyle bir uzmanlık var) ve Tarımsal sistemler uzmanı Dr. Jochem Evers‘dan oluşuyor. Araştırmacılar; Mars regolit2 simulantı içinde Bezelye, Havuç ve Domates yetiştirdiler. Mars regolit simulantı, NASA çalışanlarınca NASA’da üretildi, simulant fiziksel ve kimyasal olarak gerçek Mars toprağı gibi, ve NASA’nın kendisi de araştırmalarında bunu kullanıyor.
Mars regolitinde iyi bir şekilde büyüyen bu üç sebze sadece minimum besin maddesi katkısı ile yarımşar kilodan fazla ürün verdiler. Bununla birlikte araştırmada kırılma noktası, yetiştirilmekte olan türlerden biri olan domatesin geleneksel olarak tek başına yetişmesine kıyasla intercropping ile yetiştiğinde hem boyut hem de genel veriminde önemli farklar görülmesiyle anlaşıldı.
Bugün, dünyadaki tarım topraklarının %40’ı gerek iklim değişikliği gerek insan faaliyetleri sonucu verimsizleşmiş durumda. Bu durum da dünya genelinde 1.5 milyar insanın etkilenmesi anlamına geliyor. Uzay tarım araştırmaları bu tür kurak ve bozulmuş topraklar hakkında kritik bilgiler sağlayabilir.
Işin doğrusu yürütülen bu çalışmalar dünyadaki bozunan topraklara benzer özelliklerde kumlu toprağı kullanarak bir kontrol uygulaması gerçekleştirildi ve sonuçlar mars regolitinden bile daha umut verici oldu. yetiştirilen üç türden ikisi için verimde önemli bir artışa yol açmış ve tek tür ekim yapan muadillerine kıyasla genel olarak önemli bir performans sağlanmıştır.
Bu çalışmaların iklim değişikliğiyle mücadele ve dünya genelindeki insanların gıda güvenliğini sağlama konusundaki ortak çabalarımıza önemli ölçüde katkıda bulunabilecek ezber bozan çözümler sunma konusunda olağanüstü bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. Mars’taki tarımdan öğrendiklerimizi pratik olarak ve doğrudan Dünya’daki tarıma aktarabiliriz. Yüksek verimli, sürdürülebilir bir gıda üretim sistemi geliştirirken fakir toprakları yenilemenin sırrını çözebilirsek – ki bu tam da mars araştırmalarının hedefidir- bir taşla iki kuş vurmuş olacağız.
Rebeca Gonçalves
intercropping : Farklı mahsülleri birlikte yetiştirmek ↩︎
Regolith: Organik madde ya da hayat içermeyen toprak ↩︎
Kuzey kutbu, dünyanın geri kalanından daha hızlı ısındı. Bu bilinen bir gerçek olmasına rağmen iklim modelleri bölgenin ısınma hızını olduğundan düşük gösteriyor. Wageningen University & Research’den Sjoert Barten’in bu konuda söyleyecekleri var.
Kuzey kutbundaki küresel ısınmanın hassas dinaminklerinin sarih bir kavrayışından mahrumuz. Sıcaklıklar ne kadar ve ne zamana kadar artacak ? Kavrayış eksikliğimiz, kutupların ısınmasının sonuçlarını tahmin etmemizi zorlaştırıyor. Arktik okyanusunda uzun süre mahsur kalan bir araştırma gemisinden elde edilen data bu derdimize derman olacak. Barten bu mebzul miktardaki veriyi kullanarak tahminlerini geliştirdi.
Barten’in araştırması Kuzey kutbunda olan ve bu hızlı ısınmanın sebebi olabilecek iki temel süreci ortaya çıkarıyor: Ozon ve Sıcak hava akımı. Ozon sadece ozon tabakasında bulunmaz, ayrıca atmosferin alt katmanlarında da sera gazı fonksiyonu göstererek bulunur. Alt katmanlardaki bu ozon yaklaşık bir ay içinde bozunur, bu süre CO2 için gereken süreden daha kısadır, ama yine de rüzgarlarca kuzey kutbuna taşınabilecek kadar da yeterlidir. Kutuplarda ozon deniz tarafından, buz ve kar tarafından absorb edilir, ancak bu süreç varsayılandan daha yavaştır. Bu ozonun havada kalmasına sebep olur. Barten’a göre bu gözlem de bir şekilde tahmin modellerine eklenmelidir.
Uzak bir kaynakla lokal etkiler
Geminin araştırma periyodunda sıcaklık -35oC dereceden 0o C dereceye sadece birkaç günde iki kez çıktı. “Böyle günlerde denizin üstündeki buz hızla erir ve bazen kırılabilir de, bu kırılmanın uzun süreli etkileri ortaya çıkabilir.” Barten’in bu ani yerel hava akımları üzerine yaptığı hesaplamalar önemli, çünkü bu etkiler, iklim değişikliği ile gittikçe artan bir şekilde gözlenecek, ve gittikçe yoğunlaşacaklar. Sıcak hava akımı ayrıca endüstrileşmiş kuzeyden gelen kurumları da taşıyor. Bu kurumlar deniz buzu üzerinde birikerek güneş ışınlarının yansımasını azaltır ve buzun erime hızını arttırır.
Dolayısıyla Amerika, Avrupa ve Asya’nın sakinlerinin eylemleri Kuzey kutbunun ısınması ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.
Kuzey kutup bölgesinin nispeten temiz bir bölge olarak yorumlanması doğru değildir. Buna ek olarak kuzey kutbu civarında gemicilik ve endüstri faaliyetleri artmakta, zaten hızlı olan bölgenin ısınmasını daha da arttırmaktadır.
Cornell araştırmacıları ve fiili şerikleri bilim insanlarının mahsül verimlerini devasa miktarda yüksek kalitede data olmaksızın tahmin edecek yeni bir framework geliştirdiler. Zaten halihazırda gittikçe artan bir gıda güvenliği ve iklim krizi ile yüzleşen gelişmemiş ülkelerde bu datalar genellikle yoktur.
Dünyanın çeşitli yerlerinde mahsül gelirlerinde iklim etkileri kaynaklı düşüş var. Güncel bir Cornell çalışmasına göre sıcaklığın her bir santigrat derece artması net çiftlik gelirlerinde %66’lık bir azalışa denk geliyor.
işte o çalışma ! Gelirlerin nasıl düştüğüne ilişkin makaleyi görmek için tıklayınız
Fakir ülkelerin çiftçileri aşırı sıcakların ürün verimi ve gelirlerini azaltmaya yardımcı olmak için genelde bigdata’ya güvenebilirler ama zaten fakir ülkelerde ne bu bigdata vardır ne de doğru mahsül verimi istatistikleri.
Sadede gelelim;
Environmental Research Letters dergisine mart ayında kabul edilen “A scalable crop yield estimation framework based on remote sensing of solar-induced chlorophyll fluorescence (SIF)” adlı makalede araştırmacılar Oz Kira1 ve arkadaşları güneş tarafından indüklenmiş (uyarılmış) klorofil floresan (SIF) verilerinin mahsül verimini değerlendirme ve tahmin etmede kullanılabileceğini önerdiler. Birleşik devletler’den mısır ve Hindistan’dan (Bharat) buğday örneklerini kullanarak College of Agriculture and Life Sciences (CALS) araştırmacısı Ying Sun’a göre prensipte her ürün için çalışabilecek bir yaklaşım geliştirdiler
Klorofil floresan olayı; fotosentez doku ve organizmalarından tekrar yayılan kırmızımsı bir ışıktır, bitkilerdeki fotosentetik enerji dönüşümünün bir göstergesidir.
Ying Sun
Klorofil floresanı, bitkilerdeki klorofil pigmentinin ışık enerjisi alıp yeniden yayması sürecidir. Bitkiler fotosentez sırasında, klorofil aracılığıyla ışık enerjisini yakalarlar. Ancak, kolofil gelen enerjinin hepsini absorbe edemediği zaman enerjinin bir kısmı yüksek dalga boylarında (daha düşük enerjili) tekrar yayılır. Bu yayılan ışık, floresan olarak adlandırılır.
Klorofil floresanı, bitkilerin fotosentez verimliliğini ölçmek veya bitkilerin çevresel streslere nasıl tepki verdiğini anlamak için kullanılan bir araç olabilir. Örneğin, bir bitki stres altında olduğunda, klorofil floresansı değişebilir, bu da bitkinin stres altında nasıl tepki verdiğini anlamak için bir gösterge olabilir.
Bu yöntem tarlanızda kaç mısır koçanınız olduğunu söylemez ama birinci adım floresan ile fotosentez modeli kurmaktır. Mahsül verimi fotosenteze bağlıdır, burada mekanistik bir modelimiz var ki bu çok önemli
Ying Sun
Bu strateji uydu kullanımının gelişen avantajlarından faydalanıyor, ayrıca diğer verim tahmin edici metodlara göre hem daha ucuz hem ulaşması daha hızlı ( çok büyük datasetler gerekmediği için )
Wageningen araştırmacıları çimenliklerdeki ve doğal alanlardaki çimleri kağıt ve karton hammaddesine çeviriyor. Bu dönüşüm mahalli ekonomiye hareketlilik getirebilir. İskandinavyadaki ağaçlar kurtulurken, Hollanda’nın da kağıt ithalat ihtiyacı da bu çalışmalarla azalmış olacak.
WUR’un Lelystad’daki yenilenebilir enerji ve yeşil hammaddeler araştırma uygulama merkezinin test odası ACCRES’den güzel bir çimen kokusu yayılıyor. Wageningen Plant Research’te biyoteknolojist olan Kimbirley Wevers kucak dolusu çimi konveyöre atıyor. Bu sırada 15.000 fotoğrafla eğitilmiş bir tarayıcı çimen içinde yabancı madde taraması yapıyor. Kimbirley bir defasında bir çift iç çamaşırı bulduklarını -niyeyse- belirtiyor. Tarımsal plastik, kutu gibi atıklar, konveyördeki deliklerden aşağıya düşüyor.
Ham çimen bir kabinde toplandıktan sonra, içinde özel mikroorganizma kültürünün olduğu bir “digester” (çürütücü)’e alınıyor. Digersterda çimlerin üzerine bir başlık yardımı ile püskürtülen mikroorganizmalar, şekeri biyogaza dönüştürürler, sonra bu biyogaz çimenleri kıymak için kullanılır.
Kimbirley Wevers
Sonra çimen bir dizi ek muameleye tabi tutuluyor bunlar ; yıkama, alkalin banyosu, kurutma, vidalı presten ve öğütücüden geçirme gibi. Sonunda iyice temizlenmiş lifler birbirine kağıt oluşturmak üzere sıkıca bağlanır.
Katma değerli çimen “Go-Grass”, go go go!
Lelystaddaki araştırmalar bir Avrupa birliği projesi olan GO-GRASS ‘ın bir parçası. Projenin amacı 4 ülkede Kırsal alanlarda Çimen bazlı döngüsel iş modellerinin geliştirilmesi. Avupa yüzölçümünün %20’den fazlası otlaklardan oluşur, ve fikir de “acaba bu otlaklardan hayvancılık dışında da faydalanmak mümkün müdür” sorusundan doğmuştur.
Danimarka’da araştırmacılar taze otlardan protein ekstraksiyonu üzerinde çalışıyorlar. “Danimarka’da çokça domuz bulunmakta, ve bu domuzlar ekseriyetle soya ile beslenmekte, çünkü çimenleri sindirmekte zorlanmaktalar. Eğer domuzların çimen proteininden faydalanabilmesini sağlayabilirsek, ithal edilen soya miktarını düşürebiliriz”
Almaya’daki projede çimenler bir çeşit kömüre dönüştürülüyor -biokömür- ve bu kömür marjinal toprakların karbonca zenginleştirilmesinde kullanılıyor.
Biokömür
Projenin İsveç ayağında araştırmacılar çimenlerin ahırlarda altlık olarak kullanılması konusunda çalışıyorlar. Wevers, bu dört projenin de başarılı olduğunu söylüyor.
Sert ve Odunsu
Hollandadaki çimenler senede bir veya iki defa biçiliyor, protein oranları da düşük ve beslenme için istenen şekilde değil. Bu sebeplerle çimenlerden kurtulmak gerektiği için ekonomik getirisi negatif, yani biçmek için harcanan paraya değmiyor. Hayvancılık için kötü olan bu “odunsu” çimenler bilakis kağıt sektörü için oldukça uygun.
Fagopyrum esculentum Moench filizinin Gıdalarda Kullanımının Güvenilirliğinin Değerlendirilmesi Hakkında Bilimsel Görüş
Gıda Olarak Kullanılabilecek Bitkiler Komisyonu tarafından, Bitki Listesi’nde yer almayan Fagopyrum esculentum bitkisinin filizinin bitki Listesine eklenmesi başvurusuna istinaden güncel bilimsel çalışmalar ışığında güvenirlilik değerlendirmesi yapılmıştır.Yapılan literatür incelemeleri sonucunda Fagopyrum esculentum’un çimlenme sonucu elde edilen filizlerinin gıda olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak içermiş olduğu kumarin türevi (fagopirin, vb.) bileşiklerin fototoksisiteye sebebiyet verebileceği bilgisine ulaşılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Fagopyrum esculentum bitkisinin filizinin “ekstresi hariç” koşulu ile Bitki Listesine (P) pozitif olarak eklenmesine karar verilmiştir.
Litchi chinensis Sonn.’in Bütün Meyve Kısmının Gıdalarda Kullanımının Güvenilirliğinin Değerlendirilmesi Hakkında Bilimsel Görüş
Gıda Olarak Kullanılabilecek Bitkiler Komisyonu tarafından, “Bitki Listesi”nde yer almayan Litchi chinensis bitkisinin meyve kısmının Bitki Listesine eklenmesi başvurusuna istinaden güncel bilimsel çalışmalar ışığında güvenirlilik değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan literatür incelemelerinde, Litchi chinensis bitkisinin bütün meyvesinin kan şekeri seviyesini düşürebildiği; bazı ilaçlarla birlikte kanama riskini arttırabileceği, ayrıca antikanser, kalp hastalıkları vb. gibi hastalıklarda kullanılan ilaçlarla etkileşime girebileceği; fazla miktarda tüketildiğinde alerjik reaksiyonlara neden olabileceği tespit edilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Litchi chinensis Sonn. bitkisinin meyve kısmının Bitki Listesi’ne “ekstresi/ekstraktı hariç” koşuluyla pozitif (P) olarak eklenmesine karar verilmiştir.
Ocimum tenuiflorum L.’un Yaprak Kısmının Gıdalarda Kullanımının Güvenilirliğinin Değerlendirilmesi Hakkında Bilimsel Görüş
Gıda Olarak Kullanılabilecek Bitkiler Komisyonu tarafından, “Bitki Listesi”nde yer almayan Ocimum tenuiflorum L.’un yaprak kısmının Bitki Listesine eklenmesi başvurusuna istinaden güncel bilimsel çalışmalar ışığında güvenirlilik değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan literatür incelemelerinde, bitkinin taze veya kurutulmuş yapraklarının bitki çayı olarak kullanıldığı; klinik çalışmalarda herhangi bir yan etkiye sebep olduğuna dair bir bulguya rastlanılmaması; ayrıca uçucu yağı ve aromatik suyunun geniş kullanımının olduğu tespit edilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Ocimum tenuiflorum L.’un yaprak kısmının “ekstresi/ekstraktı hariç” koşulu ile Bitki Listesine Pozitif (P) olarak eklenmesine karar verilmiştir.
Zanthoxylum piperitum (L.) DC.’un Meyve ve Tohum Kısımlarının Gıdalarda Kullanımının Güvenilirliğinin Değerlendirilmesi Hakkında Bilimsel Görüş
Gıda Olarak Kullanılabilecek Bitkiler Komisyonu tarafından, “Bitki Listesi”nde yer almayan Zanthoxylum piperitum’un meyve ve tohum kısımlarının Bitki Listesine eklenmesi başvurusuna istinaden güncel bilimsel çalışmalar ışığında güvenirlilik değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan literatür incelemelerinde, taze ve/veya kurutulmuş meyve ve tohumların baharat olarak kullanıldığı; buna ek olarak ham ve/veya olgun meyvelerinin özellikle Japon mutfağının önemli çeşni bileşenlerinden olduğu tespit edilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Zanthoxylum piperitum bitkisinin meyve ve tohum kısmından etil alkol maserasyonu sonucu elde edilen maseratın distilasyonu ile üretilen alkol distilatının “sadece alkollü içkilerin üretiminde kullanılabilir” koşulu ile Bitki Listesine Pozitif (P) olarak eklenmesine karar verilmiştir.
Sıcak bir şubat öğleden sonrası Kirk Pumhrey (çiftçi), Westwind farms Yolo County (California, Sacramento vadisi) deki Badem ağaçlarının arasında yürürken ağaçların halihazırda tomurcuklanmış olduğunu fark etti. Bu durum onu çok endişelendirdi, çünkü ağaçların erken çiçek açmaları soğuk zararından daha çok etkilenmeleri anlamına geliyor. İklim değişikliği sebebiyle oluşan yüksek sıcaklıklar, erken tomurcuklanma ve çiçek açmaları stimüle ediyor.